Saray'ın sosyal medya avı ABD'nin insan hakları raporunda

ABD Dışişleri Bakanlığı, yıllık insan hakları raporunu açıkladı. Raporun Türkiye ile ilgili bölümünde, "Cumhurbaşkanı dahil hükümet liderlerinin interneti izlemek ve hakaret ettiklerini düşündükleri kişiler hakkında soruşturma başlatılmasını sağlamak için ekip oluşturduğu bildiriliyor" ifadeleri dikkat çekti.


Raporun Türkiye bölümünde “Bireyin Onuruna Saygı”, “İşkence ve İnsanlık Dışı Muamele”, “Keyfi Gözaltılar”, “Cezaevi Koşulları”, “Toplanma Özgürlüğü”, “İfade ve Basın Özgürlüğü”, “İnternet Özgürlüğü”, “Seçimler ve Siyasete Katılım” gibi başlıklar altında uygulamalar değerlendirildi.

Amerika'nın Sesi'nin aktardığına göre raporda ifade ve düşünce özgürlüğü alanında yaşanan engellemeler bizzat hükümet eliyle yönlendiriliyor. Hükümeti sosyal medya üzerinden eleştiren yüzlerce kişinin gözaltına alındığı, bu kişilerin tespiti için de ekipler oluşturulduğu ifade edildi.

Türkiye'nin Kuzey Suriye ve Kürt kentlerinde düzenlediği askeri operasyonlara geniş yer verilen raporda, PKK ile mücadelede, sivil ölümlerinin yaşandığına ilişkin güvenilir iddiaların olduğu ancak bu sivil can kayıplarının önceki yıllara göre daha düşük düzeyde olduğu belirtildi.

Raporda PKK’nin de saldırılarında sivilleri hedef almayı sürdürdüğü öne sürüldü.

Uluslararası Kriz Grubu’na göre, 2019 yılının ilk 11 ayında doğu ve güneydoğu illerinde PKK ile yaşanan çatışmalarda 26 sivil, 82 güvenlik gücü ve 343 PKK’linin öldüğü bilgisi yer aldı. 

Ağustos ayında Hakkari’de Irak sınırında helikopterden açılan ateş sonucu 14 yaşındaki Vedat Ekinci’nin hayatını kaybettiği olaya da yer verildi.

Türkiye’nin kendi sınırlarının dışında, Irak Kürdistan Bölgesinde PKK’ye karşı düzenlediği saldırılar sırasında 27 Haziran’da Iraklı dört sivilin hayatını kaybettiği bilgisi de raporda yer aldı.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin geçen yıl Ekim ayında Suriye’nin kuzeyinde başlattığı askeri harekata raporda geniş yer verildi.

Raporun bu bölümünde, şunları söyledi:

“Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, Uluslararası Af örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü bölgedeki insan hakları aktivistleri ve medya kuruluşlarının, TSK'nin ve Türkiye destekli silahlı grupların sivil can kayıplarına yol açtığı, Türklerin kontrolüne geçen bölgelerde yargısız infaz, yağma ve mülke el koyma vakalarının yaşandığı yönünde iddiaları aktardı."

Harekata ilişkin değerlendirme kapsamında, “Washington Post ve çeşitli insan hakları gruplarına göre, Türkiye destekli silahlı grup Ahrar El Şarkiya, 12 Ekim’de Suriye Gelecek Partisi’nin Genel Sekreteri Hevrin Khalaf’ın konvoyuna pusu kurarak Kürt siyasetçiyi ve şoförünü öldürdü” ifadeleri kullanıldı.

Raporda Suriye’nin kuzeydoğusundaki Kürt yönetimi sağlık idaresinin Türkiye’nin operasyonu sırasında 218 sivilin öldüğü yönündeki bilgisine de yer verildi. “Türk yetkililer de Suriye’deki YPG güçlerinin sorumlu olduğunu söyledikleri saldırılarda aralarında bir bebeğin de olduğu 18 sivilin hayatını kaybettiği, 150 kişinin de yaralandığını bildirdi” denildi.

Türkiye’de cezaevlerinde ya da gözaltında şüpheli ölümler de bu başlık kapsamında değerlendirildi. Yetkililerin Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda 2018 yılında öldürülen gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetiyle bağlantılandırdığı ve Birleşik Arap Emirlikleri adına casusluk yaptığı gerekçesiyle tutuklanan Zaki Hasan’ın geçtiğimiz Nisan ayında tutulduğu Silivri Cezaevi’nde ölü bulunmasına değinildi.

“Zaki Hasan’ın cezaevinde intihar ettiğinin bildirildiği ancak aile fertlerinin bu iddialara karşı çıktığı ve Mısır’da savcılığın yaptığı iddia edilen otopside ölümle sonuçlanan işkence bulgusuna rastlandığı” belirtildi.

Raporun “İşkence ve İnsanlık Dışı Muamele” bölümünde Türkiye’de anayasa ve kanun uyarınca işkencenin yasaklanmasına rağmen, uluslararası insan hakları gruplarına göre, hükümet görevlilerinin gözaltındaki kişilere yönelik tehdit, kötü muamele ve işkencede bulundukları belirtildi ve şu ifadeler yer aldı: 

“Mayıs ayında kamuoyuna yansıyan haberlere göre, Gülen hareketiyle bağlantılı oldukları şüphesiyle 2016-2018 dönemini kapsayan olağanüstü hal kararnamesi uyarınca ihraç edilen Dışişleri Bakanlığı’nın eski çalışanları dahil olmak üzere 100 kişi gözaltı sırasında işkenceye uğradı."

Raporda, Ankara Barosu'nun görüştüğü altı kişiden beşinin polis tarafından işkence gördüklerini, gözlerinin bağlandığını, diz çökmelerinin istendiğini, yerde sürüklendiklerini, copla darp edildiklerini ve konuşmazlarsa copları rektumlarına sokmakla tehdit edildiklerini anlattıkları kaydedildi. Polisinin ise iddiaları reddettiği ifade edildi.

Raporun “Sivil Özgürlükler, İfade ve Basın Özgürlüğü” başlığı altında da, hükümetin ifade özgürlüğü hakkını kullandıkları için yüzlerce kişiyi mahkum ettiği belirtildi. Reuters’ın 2018 yılında “Dijital Haber Raporu” kapsamında yaptığı ankete göre, Türkiye’de ankete katılanların yüzde 65’inin görüşlerini açık bir şekilde internette ifade etmenin yetkililerle soruna yol açacağından kaygılı olduklarını söyledikleri belirtildi.

Hükümete yönelik eleştirel yorumların sıklıkla "terör grupları"yla bağlantılı olduğu gerekçesiyle soruşturma ile sonuçlandığı, Suriye’deki harekat  sırasında, hükümetin Suriye’de attığı adımları eleştirdiği belirtilen sosyal medya paylaşımları yüzünden 800’den fazla kişi hakkında soruşturma açıldığı kaydedildi.

Bireylerin pek çok durumda devleti ya da hükümeti kamuoyu önünde soruşturma açılması riski olmadan eleştiremediği, hükümetin bazı dini, siyasi ya da kültürel görüşlerine sempatiyle bakan kişilerin ifade özgürlüğünü kısıtladığı ifade edildi. “Zaman zaman hassas konularda veya hükümeti eleştiren şeyler yazan ya da konuşanlar soruşturma, para cezası, işten atılma ya da hapis cezası riskiyle karşı karşıya kaldı” denildi.

Hükümetin medyayı kontrol etme çabasının sürdüğünün belirtildiği raporda, geçtiğimiz Temmuz ayında iktidar partisi AKP’ye yakın olduğu bilinen düşünce kuruluşu SETA’nın bazı yabancı medya kuruluşları (BBC, Deutsche Welle, Voice of America) için çalışan gazetecilere ilişkin hazırladığı rapor da yer aldı. Bu medya kuruluşlarının, söz konusu düşünce kuruluşunun Türk hükümetini çok eleştirdiğini ya da terör ilişkili bakış açısını teşvik ettiğini düşündüğü haberler sebebiyle “hükümet karşıtı”, “terör yanlısı” olarak nitelendirildiği belirtildi.

Türkiye’de gazetecilere yönelik baskının “medyada haberciliğin gittikçe hükümet yanlısı çizgide ilerlediği bir otosansür atmosferinin oluşmasına yol açtığı” değerlendirmesi yapıldı.

Türkiye’de yetkililerin yabancı gazetecileri de hedef aldığının belirtildiği raporda, Türkiye ekonomisine ilişkin hazırladıkları haberler sebebiyle haklarında iddianame hazırlanan iki Bloomberg muhabirine değinildi, “haberlerinin ülkenin ekonomik istikrarına zarar verdiği iddia edilen iki muhabirin suçlu bulunması halinde beş yıla kadar hapis cezası alabilecekleri” kaydedildi.

Ülkede radyo ve televizyon kuruluşlarının siyasi partilere yayınlarda eşit şekilde yer vermediği, medyanın genel olarak iktidardaki AKP’den yana tavır aldığına yönelik eleştirilerin dile getirildiği ifade edildi.

YSK’nin İstanbul’da yerel seçimlerin tekrarlanması yönündeki kararına yönelik eleştiriler ve tepkilere de raporda yer verildi ve şunlara dikkat çekildi:

“Seçimin yenilenmesi kararı, YSK’nin kararı siyasi bir bağlamda ve cumhurbaşkanlığından gelen baskı sonucu aldığını iddia eden Avrupa Komisyonu, AB Konseyi’nde tepkiyle karşılandı."

Yerel seçim kampanyalarının ve seçimlerin temel hak ve özgürlüklerin kısıtlandığı bir ortamda yapıldığı belirtildi:

“Adayların çoğu seçim kampanyalarını yapabilse de hükümet yetkilileri çok sayıda adayı ve parti liderini soruşturmayla tehdit etti. Örneğin, bir savcı muhalefetin Ankara belediye başkanı adayı (Mansur Yavaş) aleyhinde daha önce sonuçlanmış bir dava dosyasını yeniden açtı. Cumhurbaşkanı Erdoğan söz konusu adayın belediye başkanı seçilmesi halinde bu dava dosyası yüzünden görevini tamamlayıp tamamlayamayacağı konusunda şüphelerini kamuoyu önünde dile getirdi."

Raporda, “Medya haber ve yayınlar büyük ölçüde iktidar partisi ve seçimdeki müttefiki Milliyetçi Hareket Partisi yanlısıydı. Örneğin bir RTÜK üyesine göre, seçimden önceki 57 günlük süre zarfında devlet kanalı TRT AKP’ye 150, CHP’ye 50, HDP’ye de üç saat ayırdı. Muhalefet partileri destekçilerine erişmek için sosyal medyayı kullanmak zorunda kaldı” denildi.

Raporun “İnternet Özgürlüğü” bölümünde, “Cumhurbaşkanı dahil hükümet liderlerinin interneti izlemek ve kendilerine hakaret ettiklerini düşündükleri kişiler hakkında soruşturma başlatılmasını sağlamak amacıyla ekip oluşturduğu bildiriliyor” denildi.

Bilişim Teknolojileri Kurumu’nun (BTK) dört saat içinde içeriklerin kaldırılması ve internet sitelerine erişimin kısıtlanmasını talep etme yetkisinin olduğu, BTK’nin 24 saat içinde konuyu mahkemeye taşıması ve mahkemenin de 48 saat içinde bir karara varması gerektiği, teknik olarak söz konusu içeriğin belirli bir zaman içinde kaldırılmasının mümkün olmadığı durumlarda da internet sitesinin tamamına erişimin kaldırılabileceği bilgisine yer verildi.

“Barış için Akademisyenler” olarak bilinen davada, Anayasa Mahkemesi’nin kararının ardından alt mahkemelerin 486 akademisyen hakkında beraat kararı verdiği ancak çoğu akademisyenin eski görevlerine iade edilmediği belirtildi.

Türkiye’de terörle mücadele adı altında alınan önlemlerin sanat ve kültür faaliyetlerini de etkilediğinin altı çizildi. Eylül ayında, bir dizi sosyal konuları işleyen 15 dakikalık rap klibi #SUSAMAM adlı projede yer alan 18 rapçi hakkında suç duyurusunda bulunulduğu da bu kapsamda örnek olarak verildi.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde Taksim Meydanı’nda binlerce göstericinin yürüyüşüne polisin göz yaşartıcı gazla müdahale etmesi de raporda yer aldı. “Cumhurbaşkanı Erdoğan bazı katılımcıların gösteriye ezan sırasında da devam ettiklerini iddia etti, bunun da dine hakaret teşkil ettiğini belirtti. Hükümet yanlısı medya olayları kapsamlı bir şekilde haberleştirerek göstericileri kınadı. Hükümet yanlısı bazı medya kuruluşları ise dinin bu şekilde kullanılmasını eleştirdi” değerlendirmesi yapıldı.

Raporda tutuklu iş insanı Osman Kavala da yer aldı. İnsan hakları gruplarının Kavala hakkındaki 657 sayfalık iddianameyi “tek bir parça bile delil içermediği” gerekçesiyle eleştirdikleri, davada "savcı tarafından sunulan delillerin suç teşkil etmediği, gerçek veriler yerine öznel varsayımlara dayanarak sonuca vardığı” ifade edildi. 
12 Mart 2020 10:26
DİĞER HABERLER