Sibirya’da 30.000 yıllık ve aktif olan donmuş virüs bulundu

Sibirya’da 30.000 yıllık ve aktif olan donmuş virüs bulundu
Sibirya’daki donmuş toprakların 30 metre altında keşfedilen yeni virüsler bulundu. Peki, bu virüsler insanlığı tehdit ediyor mu?
Sibirya’daki donmuş toprakların derinlerinde bulunan dev virüsler hala bir amip hücresini enfekte etme ve orada çoğalma özelliklerini korumaya devam ediyorlar. Sibirya’ da yürütülen madencilik veya bilimsel amaçlı kazı ve delme işlemleri sırasında donmuş toprakların 30 metre altında keşfedilen yeni virüsler büyüklük itibarıyla dev virüsler ailesine dahil edildi ve bu virüslere Mollivirus sibericum ismi verildi. Bilim insanı Chantal Abergel başkanlığındaki ekip virüsü laboratuvar ortamında izole etmeyi ve çoğaltmayı başardıklarını açıkladılar.
Bilinen dev virüsler 4 aileye ayrılmış durumda ve yeni keşfedilen virüsler mollivirüs adında yeni bir aile adı altında toplanmış durumda. Virüsler genelde birkaç nanometre çapında oluyorlar. Pandoravirüsler gibi dev virüslerin ise 500 nanometre boyutlarına dek ulaşabilenleri ile karşılaşılmış. Yeni keşfedilen mollivirüslerin ise çapları 600 nanometre olarak ölçülmüş. Bu da diğer virüslerin aksine dev virüslerin ışın mikroskopları ile bile görülebileceği anlamına geliyor.

Yeni keşfedilen virüsler büyüklüklerinin yanında içerdikleri genetik materyaller ile de dikkat çekiyorlar. Virüsler normalde etkilerini enfekte ettikleri hücrenin genetik materyaline (DNA veya RNA) yeni baz çiftleri ekleyerek ve böylece hücrelere bazı proteinleri ürettirerek gösterirler.

Bunu bir fabrikayı istila eden kötü güçlerin fabrikadaki materyal ve makinaları kullanarak yeni kötü ürünler ortaya çıkarması olarak basitleştirip anlatabiliriz belki de. Örneğin bu yolla virüs istila ettiği hücreye kendi kapsülünü sentezlettirerek onu çoğalmak için kullanabiliyor.


Ancak bu sadece kötü yönlü bir şey değil. Aktardıkları ve yeniden oluşturdukları genetik materyaller ve proteinler sayesinde virüsler inanılmaz bir çeşitlilik oluşmasını sağlıyorlar. Bu da evrim sürecine aslında en büyük katkıyı virüslerin yaptığını ortaya çıkarıyor. Keşfedilen dev virüsler içerdikleri 2500’e yakın gen ile 500 farklı proteinin kodlanmasını sağlayabiliyorlar. AIDS hastalığına yol açan HIV virüsünün sadece 12 gen içerdiğini söylemek sanırım bu virüslerin ne kadar kompleks olduklarını anlatmaya yeterli olacaktır. Virüslerin incelenmesiyle dünya üzerinde yaşamın nasıl oluştuğuna ve ilerlediğine dair bilgiler öğrenilmesi amaçlanıyor.

Peki, bu virüsler insanlığı tehdit ediyor mu? Virüsler tek hücreli amiplerde aktivite kazandıktan sonra Abergel ve arkadaşları hemen hayvan ve insan hücrelerinde deneyler yapmışlar fakat virüs bir aktivite göstermemiş. Yani virüslerin insanlar üzerine bir etkisi yok. Çalışmayı yürüten Abergel, buzulların derinliklerinden sondaj çalışmaları sırasında ortaya çıkan veya küresel ısınma sonucu buzulların erimesi ile tekrar aktif hale gelen virüslerin tüm insanlığı enfekte etmesi ve insan ırkını ortadan kaldırması belki güzel bir film senaryosu olabilir ancak dünya üzerinde bulunan virüslerin sadece çok küçük bir kısmı memeliler üzerinde, bunların da çok çok küçük bir kısmı insanlar üzerinde etkili olarak konuşuyor. Yine de tabii ki buzulların derinlikleri gibi henüz keşfedilmemiş yerlerde neler bulunduğunu bilemeyeceğimize de değinmeden geçmiyor.

Keşfedilen bu virüslerin bilim insanlarının önüne çok büyük ufuklar açtığını ve yapılan çalışmalarla yaşama dair temel sorulara açıklık getirmek için önemli çalışmalar yürütüleceği şüphesiz. Bakalım 30.000 yıldır donmuş olarak bekleyen bu devler ilerleyen günlerde karşımıza nasıl çıkacak.

Bilim.org
03 Ekim 2015 08:59
DİĞER HABERLER