TRT hakkında çarpıcı gerçek

TRT hakkında çarpıcı gerçek
TRT'nin faturalardan ve bandrollerden aldığı katkı payı; yaptığı yanlı yayınlardan sonra tekrar gündeme geldi.

Yıllardır TRT'nin elektrik faturalarından ve bandrollerden aldığı pay hem toplumu hem de siyaseti meşgul etmiştir.

Konuyla 'TRT, elektrik parası ile yandaşı ihya ediyor' başlıklı 'bir yazı kaleme alan Zaman yazarı Nurullah Öztürk TRT'de yaşananları ve onca iş gücü ve gelire rağmen üretimin olmadığının altını çizdi

İşte Öztürk'ün o yazısı:

"Bu dönem devlet kurumlarının yönetiliş biçimi hakkında duyduğumuz, tanığı olduğumuz ve bildiğimiz gerçekler, özel sektörün kitabında hiç yeri olmayan, devlette de daha önce hiç denenmemiş bir tarzdır.

TRT devlet dejenerasyonunun en yoğun yaşandığı kurumların başında geliyor. Bu noktadan hareketle bu kurum hakkında yaptığım araştırmanın bulgularının kısa bir özetini okuyucularla paylaşmak istedim.

Hepimizin bildiği gibi TRT'nin en büyük gelir kaynakları tüm vatandaşların kullandığı elektrik faturalarının toplam tutarına ilave edilen yüzde 2 ve elektronik alet satın alımında ekstra vergi olarak ürün satışına ilave edilen bandrol paralarından oluşuyor. TRT milletin kullandığı elektrik faturalarından yaklaşık 1 milyar lira, bandrol satışlarından da 600-700 milyon lira kasasına koymakta. Bu iki kalem gelir, TRT gelirlerinin yaklaşık yüzde 88'ine tekabül ediyor. AKP iktidarının önemli seçim vaatlerinden birinin de elektrik faturalarından kesilen yüzde 2 payı kaldırmak olduğunu hatırlatırsam bu rakam daha da anlamlı hale geliyor.

Bilindiği üzere medyanın ana gelir kaynağı reklam gelirleridir. TRT, 14 televizyon ve 16 radyo kanalıyla elde ettiği 150 milyon lira civarı reklam geliri ile tıpkı yayınlarında olduğu gibi önemli bir başarısızlık şaheserine imza atmaktadır. Bu rakam milletten kesilen elektrik ve bandrol paralarının yaklaşık olarak yüzde 3-5'ine tekabül etmekte. Buna mukabil Kanal D ve Star gibi özel kanalların her biri ortalama 500-800 milyon TL arası bir reklam geliri elde ediyor. Geçen yıl TV'lerde yayınlanan toplam reklam pastasının 3 milyar lira olduğunu düşünürsek TRT'nin onlarca kanalına rağmen reklam gelirleri konusunda tıpkı yayın kalitesinde olduğu gibi tam bir fiyasko yaşadığını söyleyebiliriz. TRT'de şimdilik 1.500'ü taşeron olmak üzere yaklaşık on bin kişi istihdam edilmektedir. Bu kalabalığa rağmen TRT, programlarının yaklaşık yüzde 60'ını dışarıdan satın almaktadır. Şu figürasyon, büyük resmi görmemize ve daha iyi anlamamıza katkı verecektir.

TRT HABER VE SPOR YAYINLARI BAŞKANLIĞI

Bu birimin başına atanan Nasuhi Güngör'ü Akit Gazetesi'nden bu yana tanıyorum. Evveliyatında Zaman Gazetesi'nde muhabirlik de yapmış. Güngör aynı zamanda ‘AKP bir Yahudi projesidir' tezini işlediği ve Numan Kurtulmuş'un hatırı sayılır bir miktarda satın alarak HAS Parti teşkilatlarına dağıttığı ‘Yenilikçi Hareket' kitabının da müellifidir.

Belli siyasi mahfillerde yaptığı kulis çalışmaları sayesinde önce Akit'ten Star'a, sonra TRT'ye atlayarak büyük bir sıçrama yapmıştır. Star gazetesinde yazdığı yazılar hiçbir zaman okur tarafından dikkate alınmasa da, o siyasilerin dikkatini çekmeyi başarmış, TRT haber ve spor kanalları koltuğu ile birlikte 250 milyonluk bütçe kendisine teslim edilmiştir.

Gözler Soma acısına çevrilmişken, iktidar bütün kural ve kaideleri hiçe sayarak 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na aykırı olarak kendisini bu göreve getirmiştir. Kanun dışı bu atama TBMM gündemine, o dönem, milletvekili Candan Yüceer tarafından, Bülent Arınç'a Nasuhi Güngör hakkında cevaplanması istenen 8 soru eşliğinde sorulmuştur. Kanuni usulsüzlüklerle dolu bu atamalar, aynı zamanda İK ve mesleki usulsüzlüklerle de bezenmiştir. Haber ve spor yönetimiyle ilgili hiçbir mesleki yönetim deneyim ve başarısı olmayan birinin bu denli önemli bir göreve getirilmesi, görevin kendisiyle çelişmektedir. Star'da Yiğit Bulut ile birlikte aynı gün ‘Büyük Türkiye, Büyük Ekonomi' başlıklı yazısı icraatları kadar olmasa da dikkat çekmiştir.

TRT'ye propaganda faaliyetleri için elektrikten alınan yüzde 2'lik pay ve diğer har(a)çlar da yetmemiş olacak ki, EPDK'nın kayıp kaçak bedellerinden de para aktarılmaması kararını TRT mahkemeye taşıdı. Bu talep Danıştay'dan döndü. Türkiye'nin bütünü ve kurumları bu şekilde yönetilmektedir. Bu anlayışın sonu da maalesef ki her zaman iflasla neticelenmiştir.
TRT ile iş yapmanın tek şartı iktidara yakın olmak

Anlattıklarım bir kurumun nasıl yönetilmemesi gerektiğine dair yeterince bilgi içermekle birlikte yandaş isimler şöyle ihya ediliyor:

 TRT'nin bütün eleman alımları bakan, milletvekili, bürokrat yakınları ile onlara yakınlığı olanlar arasından, genellikle de usulsüz olarak yapılmaktadır. Konuyu taze bir örnekle somutlaştırmak gerekirse; cami kapatması ile gündeme gelen Kütahya Valisi Şeref Yılmaz'ın oğlu, KPSS'ye girmeden arka kapıdan TRT Dış İlişkiler Dairesi'ne açıktan atamayla müdür yapılmıştır.

 İktidar yanlısı iki cümle eden kim varsa ya TRT'de programla ödüllendirilmekte veya yayınlanmayan milyonlarca dolarlık programlar, yapımlar satın alınarak zengin edilmektedir.

 İktidar mensubu olmadığı halde öyle gözükenler, içeriden bir network vasıtasıyla yayına bile konmayan programlar satarak hatırı sayılır bir servete sahip olup mahalle ve sınıf değiştirdi.

 TRT'de yayına katılmanın ilk ve tek şartı propagandist olmaktır. Tarafsız olan bir kişinin TRT ekranından görüşünü açıklaması imkânsızdır. Hatta tarafsız olmakla beraber iktidarın hoşuna gitmeyecek tek cümle ifade beyanında bulunanlar bile derhal kara listeye alınmaktadır.

 TRT ile iş yapmanın ilk ve tek şartı; iktidara yakın ya da yakın gözükmektir. Bunun dışında her türlü proje ve fikrin uygulanma ve değer görme şansı yoktur."


19 Eylül 2015 10:20
DİĞER HABERLER