Uzmanlar yorumluyor: Bundan sonra Türkiye ekonomisini ne bekliyor?

ABD’nin Rahip Brunson davası üzerinden başlattığı ilk yaptırımın devamı gelmeye başladı ve döviz kurları da tarihi rekorlarını hızla yenilemeye devam ediyor.Piyasalarda tam bir şok hâli mevcut.
Dolar temmuz ayını 4.89 düzeyinde kapattı. Geçen hafta sonu 6.50’yi aşarken haftanın ilk gününe 7 lirayı da geçerek başladı.



 Döviz krizi tırmandıkça Türk şirketlerinin 250 milyar dolarlık borç yüküne ilişkin endişeler de artıyor. Şimdi sırada kur krizinin bir bankacılık krizine dönüşmesi ihtimali var…

Cumhuriyet’ten Pelin Ünker’e konuşan iktisatçı Aziz Konukman, yaşanılan ekonomik krizin ABD ile gerilimden öncesiyle de değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor.

Konukman, “Karşılıkları düşürme adımı bile dolar 7 lirayı geçtikten sonra yapıldı. Dolar 5 lira olduğu zaman adım atılsaydı işler belki bu noktaya gelmeyecekti” görüşünü dile getiriyor.

Türkiye’nin 2002-2007 arasında sıcak parayla ‘müthiş’ büyüdüğünü söyleyen Konukman, “O zaman potansiyel büyüme yüzde 5 olmasına rağmen Türkiye yüzde 7 büyüdü. Bunu Korkut Boratav hoca ‘Lale Devri’ olarak adlandırmıştı. Bu büyüme sıcak para etkisiyle gerçekleşti. O zaman ‘Onlar dolar sahibi bizim Allahımız var’ denmiyordu. Bununla övünülüyordu. Şimdi neden birden düşman ilan edildiler” diyor.

Ekonomist Barış Soydan ise “Sert düşüşün akut ve yapısal olmak üzere iki nedeni var. Akut neden, ABD ile yaşanan Rahib Brunson Krizi. Kronik nedenler ise cari açık ve enflasyon” yorumunu yapıyor.

“Türkiye’nin cari açığının gayrisafi yurtiçi hasılaya oranı yüzde 6.5 civarında. Bu oranın yüzde 5’in üzerine çıkması tüm dünyada kriz habercisi olarak değerlendirilir” diyen Soydan, “Cari açığı yurt dışından aldığımız borçla finanse ettiğimizi bilmeyen yok. Bunun üzerine özel sektörün meşhur 337 milyar dolarlık borcunu ekleyin... Yapısal sorunlar olmasa Rahip Brunson krizi tek başına TL’nin bu kadar düşmesine neden olmazdı. Demek ki sorun, cari açık ve enflasyon. Rahip Brunson Krizi, spekülatif atak için fırsat kollayan uluslararası sermayenin aradığı ortamı yarattı” ifadesini kullanıyor.

Soydan, “Peki, bundan sonra Türkiye ekonomisini ne bekliyor?” sorusuna ise şöyle yanıt veriyor:

“Akut sorunun, yani Rahip Brunson Krizi’nin çözüleceğini umut ediyorum. Veya umut etmek istiyorum, diyelim. Eğer akut sorun çözülürse yapısal sorunlarla baş başa kalırız. Cari açık ve enflasyonu indirmek için ekonomiyi “soğutmak” gerekiyor. Ekonomiyi soğutmak, vergi indirimlerini kaldırmak ve kamu harcamalarını kısmak demek. Harcamaları kısmanın yolu Kanal İstanbul gibi büyük projelerin askıya alınmasından ve maalesef yeni vergiler salınmasından geçer. Bu arada eğitime, sağlığa yapılan harcamaların kısılacağını da söylemek zorundayız. Yani “IMF’siz IMF programı”, ya da fiyakalı ismiyle “istikrar programı” gelip kapıya dayanır. İktidar yerel seçim arefesinde bunu göze alabilir mi? Bence zor. Baz senaryoda akut sorun çözülür, kronik sorunlar devam eder. İyimser senaryoda hem akut sorun çözülür, hem de iktidar yapısal sorunlar olan cari açık ve enflasyonu çözmeye yönelik adımlar atar. Kötümser senaryoda ise ne yapısal sorunlar ne de Rahip Brunson ile ilgili adım atılır…”

Kocaeli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aziz Çelik ise işçilerin, ücretlilerin alım gücünü düşürerek yoksullaşmalarına yol açtığına dikkat çekiyor.

Kurlardaki sert yükselişin fiyatlara yansımasının kaçınılmaz olduğunu, enflasyondaki tırmanışın bunu gösterdiğini dile getiren Çelik, “Toplu iş sözleşmeli az sayıdaki işçi dışında fiyat artışlarının ücretlere yansıması zor görünüyor. Bunun anlamı işçi ücretlerinin reel olarak gerilemesi olacaktır. Kriz koşullarında, işsizlik baskısı nedeniyle ücret artış talebinin de güçlü olamayacağı düşünülecek olursa reel ücretlerde ciddi bir düşüş yaşanabilir” diyor.
14 Ağustos 2018 10:56
DİĞER HABERLER