Yangına giden, gezmeye gidemez!

Samanyoluhaber.com yazarı Safvet Senih, Bediüzzaman'ın talebelerinden hatıralarla bugüne ışık tutuyor.
Üstad Hazretleri bir vecizesinde diyor ki: “Bir gaye-i hayâl olmazsa, yahut nisyan (unutkanlık) basarsa, ya tenâsî edilse (unutulmuş gibi davranılsa), elbette zihinler enelere (enâniyetlere bencilliklere) dönerler, etrafında gezerler. Ene kuvvetleşiyor, bazan sinirleniyor. Enesini sevenler, başkaları sevmezler.” Yani gaye-i hayâl denilen “ana hedef” olmazsa veya o yüce hedef unutulursa, ona ulaşılmaz hep etrafında dolaşılır, durulur. Peki bizim ana hedefimiz nedir? Hizmet-i imaniye ve Kur’aniye, değil mi? Bu hususta Üstad  Hazretleri,  “Karşımda  müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde EVLADIM  YANIYOR, İMANIM  TUTUŞMUŞ  YANIYOR. O yangını söndürmeye, îmanımı kurtarmaya koşuyorum!.” demiyor mu? Evet birinci hedef, imansızlık yangınını söndürmek… 

Ali Ulvi Ağabeyimiz de Hatıralar’ında şunları söylüyor:

“Yine Üstad’ın talebelerinden, samimi kardeşlerden Tâhirî (Mutlu ) Ağabey vardı. Ravza-i Mutahhara’da ağlayarak şunları anlatmıştı: ‘Bir tarihte (Ahmed Nazif Çelebi ‘tayyâre acentası’  olmuş. Aşır Efendi Caddesinde beni gördü. –Tâhirî Ağabey müjde! Tayyare acentesi oldum. Beş tane kontenjanım var, hazırlan seni hacca götüreyim. Dedi. –Nazif  Bey, çok teşekkür ederim, beni ihyâ ettin. Fakat Üstadıma danışmadan bir iş yapmam. 

Bana mühlet ver de danışayım. Diye cevap verdim. –Sana üç gün müsaade. Gidemeyeceksen yerine başkasını alalım… Dedi. Koştum, Üstad’a vaziyeti anlattım… Kabri Cennet olsun. Allah Cennette cem eylesin. Dedi ki: ‘Tâhiri, sana HAC  FARZ  OLDU MU?’ Ben de, ‘Efendim, benim neyim var ki, hac farz olsun. Biliyorsunuz, fakir bir adamım. Bir kalemim, bir kağıdım var’ dedim. Üstad Hazretleri, ‘Tâhirî, şeytan bazen sağdan gelir, seni Hizmetten alıkoymak ister. 

Eğer tayyareye bineceksen, sehayat edeceksen, o başka… Müslümanların imanı tehlikede iken, sen nasıl kendini düşünürsün? Asırlarca İslâmın müdafiî olmuş bu necip milletin gençliği bugün imana muhtaç,  küfür salgını, dinsizlik felâketi var. Senin yazın güzel, okunuyor, çabuk da yazıyorsun. Birkaç Risale daha fazla yazıp hizmet etsen daha iyi değil mi? 

Kitapları bastıramıyoruz, mazlumuz, zebunuz, zayıfız… 

Böyle bir zamanda kendini düşünüp, davayı ihmal edip, Cennet’te kendine mevki ayırmak için hacca gitmek olur mu? Ben buna râzı değilim. Ama yine sen bilirsin…’dedi. ‘Üstadım ben de bunun için sormuştum…’ dedim. Bana, ‘Tâhirî, soracak başka sual mi yoktu!  Hac sana farz olduysa, zaten sormana lüzum yok, tabiî gideceksin. Ama şu hâlde, sen bana sormadan diyecektin ki: Nazif Bey, ben yangını söndürmeye gidiyorum. YANGINA GİDEN ADAM, GİDEMEZ… Nazif Beye benden de selâm söyle, yerine başka birisini göndersinler.” 

Üstad Hazretlerinin iman-Kur’an Hizmetinde herşeyi göze almak, mânevî makamlardan bile vazgeçmek prensibini Eski Said döneminde yazdığı eserlerde de görebiliyoruz:

“Beni tehdit ile vazgeçiremezler. Kesin bir azim ve gayretle, maksadımın yoluna tesadüf eden herbir tehlikeye gireceğim. Şu dünya hayatını, sıradan bir Ermeni bile, milleti için kendini feda ettiği halde; ben ki, şu hayat ile alâkam pek zayıf… Bilhassa yedi defadır şu hayat elimden uçacaktı, emaneten elimde bırakılmış. Bunu vermekten minnet etmek hakkım değildir. O ruh, kafesten ağaca uçmak, akıl baştan ümitsizliğe kaçmak istedikleri halde, ileride fedâ etmek için durduruldu. Bu hayat ile tehdit etmek hiçtir. Kaldı ki, âhiret hayatı ile tehdit ediyorlar. Ondan da hiç minnet çekmem. Şimdiki teessüf ateşiyle yanan bir olsun, onların bedduasıyla Cehennemde yansın; o teessüf ateşini içinden çıkarmak ile vicdan, maksaddan bir Firdevs (Cenneti) içine aldığı gibi, hayal da emelden bir Cenneti teşkil edecektir. Umumun mâlumu olsun ki: İki elimde iki hayatımı tutmuşum, iki hasım için iki meydan savaşında iki harp ile meşgulüm. TEK HAYATLI OLAN ADAM MEYDANIMA ÇIKMASIN.”

Evet, muhabbet fedaîleri, iman-Kur’an hizmetinin hâdimleri, bu muhteşem Üstad’ı kendilerine rehber etmeleri gerekiyor… 
 
Safvet Senih

10 Mayıs 2017 18:00
DİĞER HABERLER