Yargıda tuz nasıl koktu?

Türkiye yargı bağımsızlığında 128 ülke arasında 98. sırada. Artık tarafsız ve bağımsız yargısı bulunmayan ülkemizde bu durum tuzun koktuğu anlamına gelirken nasıl bu hale geldik? İşte Samanyoluhaber'e mail ile ulaşan bir hukukçunun gözünden tuzun kokması
Doktorların mesleğe başlarken yaptıkları meşhur Hipokrat yeminleri vardır. Mesleklerini ifa ederken yemin metnindeki etik kurallara riayet etmeleri gerekir. Hakim ve savcı mesleğine mensup kişilerin böyle bir yemini yoktur. Ancak bu demek değil ki işbu meslek mensupları hiçbir kuralla kayıtlı değildir... 

Hakim ve savcı mesleğine mensup kişiler yasaya, hukuka ve evrensel değerlere bağlı kalarak vicdani kanaatlerine göre karar verirler, vermek zorundadırlar. Hakimlerin hüküm kurarken başvurdukları malzeme, merci, makam; Hukuk ve kendi vicdanlarıdır. Bunun dışında hiçbir güç ve otoriteden talimat ve/veya telkin alamazlar. Mahkemeler bağımsızdır ve bu ilke hukuk devleti ilkesinin vazgeçilmez, hiçbir duruma feda edilemez bir unsurudur. 

Mahkemelerin bağımsızlığı ilkesi hakimlere verilmiş bir hak değil vatandaşın sahip olduğu temel hak ve hürriyetlerdendir. Mahkeme bağımsızlığının olmadığı siyasi bir toplumda hukuk/adalet yerine güç/zorbalık, düzen yerine ise kargaşa ve kaos hakim olur.  

Mahkemelerin bağımsızlığı ilkesi çokça zikredilen süslü bir şeydir ve herkes bu ilkeden dem vurur, hep bu ilkeye lafta vurgu yapar. ama uygulaması zordur, siyasi iktidar mahkemelerin bağımsız olmasını, vicdanlarına göre hükmetmesini değil kendi politik ve siyasi çıkarları doğrultusunda hareket etmesini, kendine hizmet etmesini, otoritenin sopası olmasını şehvetle ister.  
Mahkemeler siyasi iktidarın bu çarkına dahil olduklarında artık tuz kokmuş demektir. Vatandaşın adaletin tecellisi adına başvurduğu son merci olan mahkemeler siyasi iktidardan gelen her talebi emir telakki eder hatta isteklerin yerine getirilmesinde zahiren meydana gelen gecikmeler nedeniyle gecikmeden özür dilerse artık bağımlılığı hastalık derecesine yükselmiştir.

Önce İstanbul'da iddia edilen FETÖ üyeliği suçlamasıyla yargılanan 21 gazeteciyi tahliye eden İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti görevden uzaklaştırıldı. Ardından Antalya'da aralarında gazetecilerin de bulunduğu 28 tutuklunun tahliyesine karar veren Antalya 2. Ağır Ceza Mahkemesi başkanı ve bir üye başka illere tayin edildi, yetmedi aynı mahkemenin iki üyesi ve soruşturma savcısı dosyadan el çektirildi. 

Listeyi uzatmak mümkün, yenilerinin ekleneceğini tahmin etmek de güç değil. 

Tam bir cadı avı yapılmakta, hükümete muhalif tüm sesler ihraçlarla, soruşturma, gözaltı ve tutuklamalarla susturulmakta ve en acı olanı da tüm bunlar yargının da desteğiyle yapılmaktadır. Hükümetin aksine, vicdanı ile hareket eden münferit yargı adamlarınınsa hiç vakit kaybetmeden ya yetkileri elinden alınmakta, ya yer değiştirme cezasını hatırlatan tayinlerle pasifize edilmekte ya da bir punduna getirilip FETÖ iddiası ile tutuklanmaktadır.
 
Böylece vicdanı ile hukuka uygun hareket edip karar verme niyetinde olan yargıç ve savcılara da gözdağı verilmektedir. 
Artık hükümetin isteği doğrultusunda hareket tarzı benimsemeyen yargı adamları bir gece ansızın çıkarılan bir KHK ile ihraç edilme ve ardından şafak vakti baskınıyla derdest edilme korkusuyla mesleğini icra etmektedir. 

İşte bunun adı yargıya müdahaledir. Yargının vicdanının katledilmesidir, kör olan adaletin gözünün karar verirken hükümetin gözünün içine bakar hale getirilmesidir.  BAĞIMLI YARGI'dır. TUZUN KOKTUĞU yerdir.

*Bu yazı, yargı camiasından bir süreç mağdurunun, kaleme alarak Samanyoluhaber'e gönderdiği e-posta mesajıdır.
13 Mayıs 2017 23:43
DİĞER HABERLER