Müreysi Kuyusu

  • Abdullah Aymaz
  • Abdullah Aymaz
    29 Ağu 2022 07:54

    Sahabelerden bir grup, su getirmek üzere Müreysi Kuyusu'nun başına gitmişti. Müreysi, sığ bir kuyu idi ve ihtiyaçları olan suyu almak için kovalarını suyun içine salan Ensar’dan Sinan İbn-i Veber ile muhacirlerden Cehcâh İbn-i Mesudun ipleri birbirine dolanmış aralarında anlaşmazlık baş göstermişti. Kendisini tutamayan Hz. Cehcâh, o öfkeyle arkadaşına bir darbe indirmiş ve bunun üzerine başı yarılan Hz. Sinan da: “Yetişin ey Ensar topluluğu, diyerek arkadaşlarını yardıma çağırmıştı. Durumun iyice gerildiğin gören Hz. Cehcah da aynı çağrıyla muhacirlere seslenecek ve o da arkadaşlarının kendi yardımına gelmelerini istemişti. Önemli bir hadise çıktığını düşünen Ensar ve Muhacir, telaşla sesin geldiği tarafa yöneldiler. Ortam çok gergindi. Fitne çıkmış ve kılıçlar çekilmişti.


    Efendimiz (S.A.S.) olaydan haberdar olunca hemen oraya gelip: “Cahiliyeden kalma bu çağrının mânâsı nedir? Artık böyle davranmayı bir kenara bırakın! Çünkü bu, kokuşmuş ve köhne bir çağrıdır. (…)” buyurmuştu. Efendimizin (S.A.S.) bu konuşmalarından sonra hem Hz. Sinan, hem de Hz. Cehcâh da yaptıklarına bin pişman olmuşlardı. Hatta başı yarılan Hz. Sinan, hakkından ferağat etmiş ve Hz. Cehcâh’ı affettiğini söylemişti. Her şey durulmuş ve mesele tatlıya bağlanmıştı.


    Müreysi kuyusunun başında bunlar olup biterken, öbür tarafda Abdullah İbn-i Übeyy İbn-i Selûl, kendisi gibi on tane yakını ile birlikte oturmuş durumu değerlendiriyorlardı. Abdullah İbn-i Übeyy içinde gizlediği kötü duyguları şöyle ifade ediyordu: “Vallahi, ömründe böyle bir gün görmedim. Vallahi de bir gün bunların başıma geleceğini biliyordum. Ancak kavmim (Hazrecliler) bana baskın geldi; beni başlarına kral yapsalardı ya! Şimdi baksanız ya kendi ülkemizde bize üstünlük sağlayıp, üstünlüğümüzü de yok sayarak bizi hor hakir görüyorlar! Vallahi, bizimle şu Kureyş çapulcularının durumu ancak ‘Besle kargayı oysun gözünü’ (Aslında bu Türkçesi, Arapça o münafığın söylediği iğrenç söz ise: ‘Besle köpeğini, yesin seni’ şeklinde) … Vallahi Cehcahın çağrısını duyacağım ana kadar böyle bir karşı duruşun olacağından ümidimi kesmiş ve bunu duyamadan öleceğini düşünmeye başlamıştım. Ne yazık ki, şimdi ben yaşıyorum; ancak bu çağrıya cevap verecek güç bulamıyorum. Şu da bir gerçek ki, hele bir Medine’ye dönelim; işte o zaman aziz olan zelil olanı oradan çıkaracaktır!”


    Bundan sonra da çevresindekilerin gerginliğini artıracak sözler söylemeye devam etti. Problem çözülmüştü ama İbn-i Ubeyy fırsat avcılığı yapıyor ve durmadan fitneyi kaynatıp kızıştırıyordu.


    Tam o sırada aynı kabileden olan Zeyd bin Erkam da orada bu sözleri dinliyor ve yerinde duramıyordu. Hemen kalktı ve koşar adımlarla Efendimizin (S.A.S.) huzuruna vardı. Bütün olanları nakletti. Efendimizin (S.A.S.) ona kızgınlığından dolayı bunları aktarmış olabileceğini söyledi. Ama Zeyd, “Hayır… Aynen bunları söyledi.” dedi. Efendimiz (S.A.S.) çeşitli şekillerden Zeyd’i ikaz etse de o ısrarla “Aynen böyle dedi.” diye sözlerini tekrarladı. Hatta Ensar’dan bazıları, Efendimizin (S.A.S.) üzüldüğünü görünce, “Söyleme böyle… İnsan hiç kavminin efendisini böyle şikayet eder mi?” diye ikaz etseler de, Zeyd bin Erkam ise “Siz ne diyorsunuz. Ben, kavmimin içinden en çok Abdullah İbn-i Übeyy severim… Ama Resulullah’a hakaret etti. Bu hakareti yapan babam da olsa gelip yine anlatırdım. Zaten inanıyorum ki, Allah, âyet indirip bildirir.” dedi.


    Bunun üzerine bir grup Ensar, hemen İbn-i Selûl’ün yanına vardılar. “Eğer gerçekten bunları sen söylemişsen boşuna inkâr etme, Allah vahiy indirerek seni rezil eder. Hemen git Resulullah’tan özür dile…” dediler. O, bütün münafıkların yaptıkları gibi, hemen inkâra baş vurup hem de yemin ile “Vallahi’l-Azîm, asla ben böyle bir şey söylemedim.” dedi. Oradan kalkıp Efendimizin (S.A.S.) yanına vararak bir sürü yeminler ederek “Zeydin dediklerini ben söylemedim.” dedi. Efendimiz (S.A.S.) perdeyi yırtmamak için “Belki de o çocuk yanılmış olabilir.” buyurdu.


    Bugün Asya Münafıklarının hepsi de aynı yolu takip ederek bütün suçlarını sanki bir gün ortaya çıkmayacakmış gibi inkâr ediyorlar. Üstad Hazretlerinin 1913-1914’lerde yazdığı İşârâtü’l-İ’caz tefsirinde üzerinde durduğu husus da Bakara Suresi’nin başında, kâfirler hakkında iki âyet varken, münafıklarla ilgili on üç âyetin anlatılmasının sır ve hikmeti de burada gizli… Âlem-i İslamın perişan hali ve ülkemizde süren sürecin asıl sebebi işte bu meseledir.


    Ama biliyoruz her şeye İlahî irade ve kadar hâkimdir. Bu zulmün perdelerinin arkasında nice güzelliklerin olduğunu çok uzun zaman kalmadan her ömrü olan görecek ve nifakın kirli ve iğrenç suratına bakma lüzumunu hissetmeyecek inşaallah… Bunu inayet-i İlahiyeden ve o yüce Rahmetten bekliyoruz. Kimsenin bundan hiçbir şüphesi olmasın… İnşaallah Müreysi Kuyusu’ndan bahsetmeye devam edeceğiz.

    29 Ağu 2022 07:54