Yaşın ne önemi var

  • Abdullah Aymaz
  • Abdullah Aymaz
    27 Ara 2021 11:36

    İyilikleri yaşayarak gösterirken, kötü ve zararlı şeyleri de imkân nispetinde engellemek bir insanlık vazifesidir. Bu hususta haklarımızı aramak, zararları en aza indirmek için elden gelenleri kanunlar dairesinde yapmak boynumuzun borcudur. 

    Bu konuda M. Fethullah Gülen Hocaefendi şöyle diyor: “Tahribatların başka yerlere yayılmaması için elimizden geleni yapmamız lazım. Kapattırabildikleri yerleri kapattırdılar, fakat doymuyorlar, kötülük yapmaya doymuyorlar; kötülük yapmada ‘Hel Min Mezid’ Dahası var mı? Onların da haklarından gelelim şeklinde bir anlayışla yaşıyorlar. Ne korkunç bir nefret! Bunu insanlığa çok iyi anlatıp tahribatlarına izin vermemek lazım.”
     
    Ezan, insanlara sanki ELEST BEZMİ’ni hatırlatıyor. Hazreti Mevlâna Celalettin’in dediği gibi “Ben sizin Rabbiniz değil miyim nidası, öyle tatlı ve zevkliydi ki, insanlar müzikle o hazzı arıyorlar.”
     Ezan-ı Muhammedî’de o eda var olsa gerek. Muhterem Hocaefendi, ezan ile ilgili tespitinde bakın ne diyor: “Dünden bugüne 1400 senedir bu ezan okunuyor ama hiç renk atmadı. Herkese tesir ediyor. Çok engin sözleri değişik nağmelerle ifade etseniz belli bir süre sonra insanlar bıkar. Bazıları böyle hoparlörden veya makinalardan okunan ezanları ezandan saymazlardı; fakat bu çok doğru değil.”

    Her nefis ölümü tadacaktır ve zaten her an tadıp durmaktadır. Yatımız da katımız da olsa netice budur. Bir seferinde Hocaefendi lâtife suretinde ‘Yâte, kâte ve mâte’ yani ‘Yatı oldu, katı oldu ve neticede mevt (ölüm) gelip çattı demişti. Onun için elimiz, ayağımız tutarken; aklımız, hafızamız ve zihnimiz çalışırken İman ve Kur’an Hizmeti adına elimizden geleni yapmamız, durmadan gayret göstermemiz gerekiyor. Bu hususları ifade sadedinde Hocaefendi aynen şöyle dedi: “Telaş gırtlağa vurmuş, panik panik üzerine! O şatafat, debdebe, uçaklar, arabalar; yemeler, içmeler, içlerindeki huzursuzluğu baskı altına alacak seviyede değil. ‘Ya bu imkanları elimizden kaçırırsak!’ diye ödleri kopuyor. Yaş 50 her şey belli, yaş 60 gelmiş gitmiş, yaş 70 işin bitmiş, yaş 80 ha varsın ha yoksun. Bundan ders almayan bir insan isen eğer, ‘Ha varsan, ha yoksan!’ Bizim için yaş önemli değil; biz ahiret yörüngeli yaşıyoruz. Yaş 70 olsa ne olur! 80 olsa ne olur! 90 olsa ne olur!” 

    Kendimizi gıybet etmekten geri çekmeye çalışsak da  hiç istemediğimiz halde yapılan zulümler, işkenceler, iftiralar kulağımıza geliyor. Sosyal medya bazı şeyleri getirip önümüze koyuyor. Hissiyatımıza, hatta damarımıza dokunan olaylar, irademiz dışında ağzımızdan bazı şeylerin çıkmasına sebep olabiliyor. Onun için kendi dilimizi kirletmemek ve ahiretimizi zora sokmamak için Hocaefendi şöyle bir ikazda bulunuyor: 
    “Ne kadar uzak durursak duralım bunların yapıp ettikleri şeyler yine de bizi meşgul ediyor. Öyleyse, dikkat etmemiz gereken şey günah sayılabilecek sözler sarfetmemektir.” 
    Ayet ve hadis-i şerifler cehennemin dehşetinden bahsediyorlar. Bu ürperten azaptan kurtulmak, için gayret etmek gerekiyor. Bu işler lâfla, boş konuşarak olacak şeyler değil… Yanmayan yakamaz; yaşamayan yaşatamaz. Bu meseleyi Hocaefendi şöyle dile getiriyor: “Cenab-ı Hak bir gün bile cehenneme düşürmesin! Bir dakikalık bile düşürmesin! Tüm gayretlerimiz insanların oraya düşmemesi için. İnsan düşmek için değil yükselmek için yaratılmış. Sahabe-i Kiram efendilerimiz gibi dünyanın dört bir tarafına açılacaksınız, güven vadedeceksiniz, misal teşkil edeceksiniz…” 

    M. Fethullah Gülen Hocaefendi, balığın karnında dua eden Hazret-i Yunus Aleyhisselam gibi kendi hatıralarımızla yüzleşip Cenab-ı Hakk’a yalvarıp yakarmamız hususunda tavsiyelerde bulunuyor. Sık sık o hususta tahşîdat yapıyor. Bu tavsiyelerin temeline kendisini koyarak, nasıl tazarru ve niyazda bulunduğunu misallerle de ifade ediyor. İşte şahit olunan yakarışını şöyle dillendiriyor:
     “Özellikle son zamanlarda Hazret-i Adem’i Safiyyullah mertebesine çıkaran şu duasını hep tekrar ediyorum: ‘Ey Rabb'imiz! Biz, kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve merhamet etmezsen hüsrana uğrayanlardan oluruz.’ (Araf 23) 
    Kur’an böyle diyor:‘Sana gelen iyilik, Allah'tandır. Başına gelen kötülük de nefsindendir.’ (Nisa 79)”
    Bir insan olarak, Allah’ın, potansiyel şekilde Ahsen-i Takvim’de, en güzel kıvamda ve en güzel duygu ve kabiliyetlerle donattığı her bir insanı; bilhassa  Alem-i İslâm’ın problemlerini ve bunların çarelerini düşünmek zorundayız. Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunlarla dertlenmeyenler hakkında çok ağır sözler söylüyor.  Adetâ dairenin dışında sayıyor. Hocaefendi'nin de aynı dertten mustarip olduğunu görüyoruz; şöyle diyor: “Üstadın İslam dünyasıyla ilgili projelerini anlayamadılar. Üstad, bir dahi-i azam; Alem-i İslam’ın geleceğinden başka bir şey düşünmüyor; İslam dünyasının çatır çatır yıkıldığı dönemde ta Şam’a kadar her yerde dolaşıyor, meclise bile geliyor. 
    Ne kadar çok iş var. İşin ciddiyetini düşününce bir gün oturmanızı bile israf sayacaksınız. ‘Keşke daha hızlı gitseydik, şu boşluğa sebep vermeseydik!’ diye hayıflanacaksınız.”

     Bedî, Nur, Rahîm ve Hakîm isimlerine mazhar bu hizmetin, mesela eğitim sahasında taklit edilemeyişinin sebebi, yepyeni bir eğitim modeline sahip olduğu için değildir; bilakis, yepyeni bir öğretmen modeli ortaya koymasındandır. İhlas, samimiyet, fedâkarlık, cefâkarlık ve de adanmışlık ruhuna sahip olmadan hizmetin öğretmenleri gibi olunamaz.

    Taklit etmeye kalkışanlar hakkında Hocaefendi şunları söylüyor: “Birileri, devletin imkanlarını da kullanarak, sizin sisteminizi esas alıp taklit ederek bir oluşum içerisine girmişler. Menfaatlar etrafında kümelenmiş insanların durumu nerede, temel değerler etrafında kümelenmiş sizlerin durumu nerede!? Tahribattan başka bir şey elde edemezler. Cenabı Hak şaşırtmasın.”  Beklenti ve uzun emel sahibi insanlar, menfaatlerinin esiri olarak, ümit ettikleri yerlere ve şartlara ulaşabilmek için her türlü ortama hemen uyum sağlayabilirler. Bizim bunları bilerek hareket etmemiz, güçlü enzimler edinerek, hazımlı davranmamız gerekmektedir. Ama bizim bütün bunlardan ders alarak çok dua etmemiz, nefsimizin ve şeytanın oyuncağı olmamamız için yalvarmamız gerekiyor: Tûl-i emel sahibi insanlar, gitti onlara adapte oldular. O Devr-i Risalet Penahi’de olduğu gibi her zaman kandırılan insanlar oluyor. Tarihi tekerrürler devr-i daimi… Bazı şeyler aynen yaşanıyor… 

    Kalbî ve ruhî kaymalar başta olmak üzere her türlü kaymadan Allah muhafaza buyursun 
    Ey kalpleri evirip çeviren Allahım! Kalbimizi dininde sabit kıl!’ Evet bu duayı biz, hep tekrar edip durmalıyız!

    27 Ara 2021 11:36