Moskova'nın Ortadoğu'da Kürt Stratejisi: Rusya Kaldığı Yerden Devam

  • Arif Asalıoğlu
  • Arif Asalıoğlu
    02 Eyl 2019 13:14
    Türkiye’nin güney sınırlarında, Suriye’de oluşturulmak istenen güvenli bölge hakkında, Ankara ve Washington arasında uzun süren müzakereler sonunda bir mutabakata varıldı. Fakat devamında gelişen olaylar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı, Moskova ziyaretine zorladı. En başından beri Suriye krizinde, bir çok konuda Moskova’nın yaklaşımları belirleyici yol oldu aslında. PYD ile Esad rejimi arasında uzlaşma sağlanıp sağlanamayacağı ve Kürtler’e tampon bölge imkanın tanınması gibi hayati gelişmeler Moskova üzerinden yapıldı.  

    Türkiye, Rusya’nın Kürt’lerle ve özellikle PYD ile yürüttüğü diplomasi trafiğinden rahatsız. Diğer taraftan Moskova ise Ankara’nın Kürt halklara tutumunu onaylamıyor. 10 Şubat 2016’de resmen açılan PYD’nin Moskova Temsilciliği Ankara’nın tepkisini çekmişti. Bunun üzerine Türkiye, Rusya ve İran ile ortaklaşa yürüttüğü ve 23 Ocak 2017’de ilk kez yapılan Astana görüşmeleri sürecinde PYD’yi veto ederek dışarıda bıraktı. Ancak Rusya, siyasi çözüm için Kürtleri de masaya getirmek maksadıyla Soçi’de başka bir toplantı düzenledi. Moskova’nın, 18 Kasım’daki Soçi toplantısına PYD heyetini davet etmek istemesi Türkiye’de sıkıntı yarattı. Ayrıca Soçi toplantısına PYD’nin yanı sıra Suriye Kürdistan Demokrat Partisi ve Suriye Kürt Ulusal Konseyi’nden de temsilciler davet edildi.

    Moskova’nın Kürt’lerle temasını gösteren açıklamalardan bir tanesi BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura'nın eski danışmanı ve Rusya Bilimler Akademisi Doğu Bilimleri Enstitüsü Direktörü Vitaliy Naumkin’den gelmişti. Suriye Kürtlerini temsil eden heyetin Aralık 2018’de Moskova'yı ziyaret ettiğini Sputnik’e anlatan Naumkin, "Heyette YPG, öz savunma güçleri, Rojava özerk yönetimi ve Türk dostlarımızın terör örgütü olarak gördüğü PYD ile bağlantılı kişiler vardı. Rusya, onları terör örgütü olarak görmüyor" dedi. Vitaly Naumkin’in direktör olduğu Rusya Bilimler Akademisi Şarkiyat Enstitüsü geçtiğimiz Ekim ayında 200. yılını kutladı. İki asırlık bu enstitüde yaklaşık 150 yıllık Kürdoloji kürsüsü bulunuyor. Kürdoloji bölümünün yayınladığı yüzlerce rapor ve yüzlerce kitap halen araştırmacılara çalışma imkanı sunmakta. Yani Rusya çok uzun süredir Kürt halkları üzerine didik didik bilimsel çalışmalar yapıyor.

    ‘Nihai Kararımız Şam’la Anlaşmak’

    Prof. Naumkin’in açıklamalarını teyit edici olarak, Moskova'daki görüşmelerden dönüşte Reuters'e konuşan Suriyeli Kürt yetkili Badran Jia Kurd, 'yol haritası'nı paylaşırken "Nihai kararımız, Şam'la anlaşmaya varmaktır; ne pahasına olursa olsun, ABD itiraz etse bile bu yönde çalışacağız" dedi. Jia Kurd, Moskova'daki görüşmelerde Beşar Esad hükümetiyle anlaşmaya varmaya yönelik yol haritasını Rus diplomatlara sunduklarını belirtti. Rusların arabuluculuk yapmayı kabul ettiğinden de söz eden Suriyeli Kürt yetkili, ABD'nin çekilme planından bağımsız olarak, Suriye Devlet Başkanı Esad'la Rusya'nın arabuluculuğunda anlaşma yapmak istediklerini vurguladı.

    Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Putin’in bu sene başında 23 Ocak’ta görüşmelerinden önce Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov tampon bölge planlarına ilişkin olarak, Türkiye dahil tüm tarafların menfaatlerinin gözetildiği bir anlaşmaya varılmasında ısrarcı olacaklarını söyleyerek “Kuşkusuz Türkiye dahil olmak üzere bölge ülkelerinin tümünün güvenlik çıkarları, varacağımız anlaşmaların birer parçası olacak. Ancak en iyi ve tek çözümün, bu toprakların Suriye hükümeti ve Suriye güvenlik güçleri ile idari yapılarının kontrolüne geçmesi olduğuna inanıyoruz" şeklinde ifade etti. 

    Gelişmeleri Kremlin memnuniyetle karşılıyor

    Moskova sadece diplomasi diliyle değil, fiiliyatta yaptığı hamlelerle bölgede tarafını net olarak gösteriyor. Rusya, Ankara tarafından terör örgütü kabul edilen YPG/PKK elindeki Münbiç'in çevresinde bağımsız ve "ortak" devriye faaliyetlerinde bulunuyor mesela. Rus bayraklı zırhlı araçlar kullanan armalı askerlerin, ilçenin güneybatısındaki Arima beldesinin mahalleleri ve çevresinde devriye faaliyeti yürüttüğü görülüyor. Ortak devriye faaliyetinin planlanıp yönetildiği karakoldaki toplantıların yayınlanan görüntülerinde, karakolun dış duvarına asılan Rus bayrağı ile YPG ve YPJ'nin flamaları yan yana görülüyor. Başka bir gelişme de Kremlin Sözcüsü Peskov, YPG'nin denetiminde olan Menbiç'in kontrolünün Suriye hükümetine geçmesini onaylayıp onaylamadıkları sorusu karşısında, "Elbette onaylıyoruz. Kuşkusuz ki bu, Suriye'deki durumun istikrar kazanması bakımından olumlu bir adım" demişti.

    Rus Dışişleri'nden Türkiye'nin, Suriye’ye yapmak istediği harekat hakkında bir uyarı açıklaması da gelmişti. Şam'da düzenlenen Rusya-Suriye 11. Hükümetlerarası Komisyon toplantısı kapsamında konuşan Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Bogdanov, "Suriye içindeki ve dışındaki Kürtler de dahil tüm taraflarla diyaloğu sürdürüyoruz. Tüm tarafları sağduyuya davet ediyoruz. En nihayetinde, diyalog ve siyasi metotların silahlı çatışma, savaş ve yıkımdan daha iyi olduğunu düşünüyoruz" ifadelerini kullandı.

    Suriye'den giden petrollerin geliriyle IŞİD finanse ediliyor

    Dikkat çeken önemli bir nüans ise Ankara ile Moskova’nın örtüşmeyen yaklaşımlarında makasın fazla açılması durumunda Rusya’nın uluslararası gündeme getirebileceği başka bilgilerin olması. Rusya Genelkurmay Başkanı Valeriy Gerasimov, Aralık ayında yabancı ülkelerin askeri ataşelerine verdiği brifingde, Rus istihbaratının düzenli olarak Suriye'nin doğusundan Türkiye ve Irak'a giden petrol konvoyları tespit ettiğini açıkladı. “Rus istihbaratı, Suriye'nin doğusundaki uluslararası koalisyon güçlerinin kontrol ettiği bölgelerden Türkiye ve Irak topraklarına giden, petrol tankerlerinden oluşan konvoyları düzenli olarak tespit ediyor" şeklinde açıklama yaptı. Gerasimov, petrol satışından elde edilen gelirin IŞİD militanlarının finansmanında kullanıldığını vurguladı.

    Mahabad’dan Şam’a Rusya ve Kürtler

    Aslında Rusya’nın hiçbir zaman PYD-YPG ile ilişkisi kopuk değildi ve DEAŞ’a karşı mücadele yürüten PYD-YPG’li Kürt grubunu sürekli destekledi. Rusya, Kürt konusuna uzun zamandır kayıtsız kalmayan ülkelerden birisi. Bu ilgi İkinci dünya savaşının hemen sonraki yıllarında daha da arttı. Başbakanlık, Dış istihbarat başkanlığı gibi bir çok devlet kademesinde görev yapan Yevgeni Primakov’un günlüklerinde Kürt halklarla Rusya’nın ilgisini kapsamlı şekilde görmekteyiz.

    Bahsi geçen günlüklerinde Primakov, mesela Kuzey Irak Kürdistan bölgesine onlarca kez yaptığı gizli-açık ziyaretleri kaleme almış… ''İkinci Dünya Savaşı döneminde İran topraklarında kurulan Mahabad Kürt Cumhuriyeti'nin Savunma Bakanı Molla Mustafa Barzani olmuştu. Savaş bitince ve Sovyet askerleri İran'dan çekilince Cumhuriyet dağılmıştı. Barzani büyük ölçüde Barzan aşiretinden olan 500 savaşçıyla Iran'dan SSCB sınırını geçerek sığınma talep etti. Kürt savaşçıları silahsızlandırılarak bazıları Azerbaycan'a bazıları da Orta Asya'ya yerleştiler. Barzani Mamedov soyadıyla SSCB'ye yerleşti ve orada yaşadı. Onların SSCB'de bulunması afişe edilmemişti. Sovyetler Birliği'nde tam on iki yıl yaşamışlardı. 1958'de Irak devrimi gerçekleşince Barzani Irak'a dönmüştü. Yeni iktidar, Kürtlerle birliğin önemini göz önünde bulundurarak Barzani'yi Irak Cumhuriyetinin Başkan yardımcılığı görevine atamıştı. Fakat ilişkiler yeniden bozulmuştu ve Barzani Irak'ın kuzeyine gitmişti. Bağdat ve Kürtler arasında kanlı savaş devam etmişti. 

    16 Aralık 1966'da Başkan Arif’le bir görüşmem oldu. En güncel sorun olarak Kuzey Irak'ın normalleştirilmesini görüyordu. Onun sözlerine dayanarak Kürtlerin yaşadığı bölgeyi Irak'ın bölünmez parçası olarak gördüğümüzden bahsettim… Sonra Kuzey Irak kısmına gitmek istediğimi ekledim ve hazırlanan imkanlarla bana yardımcı oldu. Zırhlı araçlarla Barzani'nin kışlık karargâhına yola çıktık. Tehlikeli geçitlerden, dağlardan zor bir yolculuk yaparak Kürt bölgesine gelmiştik. Bu bölge Molla Mustafa Barzani'nın Kürt birliklerinin kontrolü altında tutulmaktaydı… Barzani beni iki oğlu İdris ve Mesud'la karşılamıştı. On yedi yaşındaki Mesud radyo istasyonu başkanıydı. Barzani'nin oğullarına birer küçük hediye getirmiştim: Sovyet yapımı kol saati "Polet". Molla Mustafa Barzani beni büyük bir sevinçle karşılamıştı. Küçük yeraltı sığınağına davet etmişti… Tedbire uygun olarak gerçek görüşme gece gerçekleşmişti. Beni iki Kürt uyandırarak diğer sığınağa götürmüşlerdi. Barzani bana sarılarak: "Sovyetler Birliği babamdır" demişti. Ayrıca Barzani barış anlaşmasına olumlu bakmakta olduğunu ama Bağdat'a güvenmediğini söylemişti… ilerleyen zamanda, Moskova'da, benim için Pravda gazetesi muhabiri olarak Irak Kürt bölgesi ziyaretlerine devam etme kararı verilmiş. Böylece ben Kuzey Irak'ta Kürtlerin yaşadığı bölgeye başka ziyaretlere gitmiştim’''

    Rusya kaldığı yerden…

    20. yüzyılın ortasında Orta Doğu büyük bir değişim geçirdi. Değişimin temel itici gücünü, bölge ülkeleri dışında oluşan gelişmelerin etkisi altında kalması, global seviyede Sovyetler Birliği'nin ve ABD'nin arasındaki gerginliğin artması, Araplar ve İsrail arasında ihtilafların büyümesi gibi nedenler oluşturmaktaydı. 1960-70'li yıllarda SSCB'nin, devrimci Kürt ya da Arap milliyetçilerini o dönemde Sovyet ideologların istediği tarzda sosyalist değerlere çekmeye çalışması birçok objektif ve subjektif nedenlerden dolayı başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Birçok açıdan Rusya’ya dost ülkelerin sömürge sonrası "sosyalist safhası" gerçekleşmemişti. Yavaş yavaş sömürge sonrası ihtilal romantizmi de yok olmuştu. Ama 2000 yılların başından itibaren Putin idaresindeki Rusya, yarım kalan bazı bölgesel dengeleme çalışmalarını çok başarılı diplomasiyle tamamlamış oluyor. Moskova enerji ilişkileri, silah ticareti ve ticari-ekonomik ilişkiler yoluyla Ortadoğu’da yeniden nüfuzunu yaymaya çalışıyor. Bu stratejiyi tek kutuplu dünya karşıtlığı ile besleyen Rusya, haliyle bunun ticari-ekonomik ve politik getirilerini de sonuna kadar kullanmak istiyor.   


    02 Eyl 2019 13:14