Bu hafta, insanın iç dünyasına dokunan, maneviyatı hatırlatan ve gençlerle gönül bağı kuran “Sofi Baba’nın Küçük Dünyası”nı sizlerle paylaşmak istedim. Bu yalnızca bir kitap değil; hayatın derinliklerine uzanan bir bakış, yüreğe işleyen sade ama hikmetli bir dost sohbeti…
O gün, üniversiteden mezun olmak üzere olan bir grup genç, yıllardır bilge kişiliğiyle tanınan Sofi Baba’yı ziyaret etmeye karar verdiler. Hayata atılmadan önce onun duasını almak, engin tecrübelerinden faydalanmak istiyorlardı. Sabahın erken saatlerinde, küçük köy evinin kapısına vardıklarında, içeriden gelen sıcak çay kokusu ve eski ahşap kapının ardındaki huzurlu atmosfer onları karşıladı.
Kapıyı nazikçe çaldıklarında, Sofi Baba her zamanki mütevazı gülümsemesiyle kapıyı açtı. İçeriye buyur etti ve her birine tek tek “Hoş geldiniz evlatlarım” diyerek hâl hatır sordu. Gençler, bu içten karşılamanın huzurunu hissederek sedire oturdular. Sofi Baba’nın sunduğu çayları yudumladılar, bir yandan da onun kendilerine vereceği nasihatleri merakla bekliyorlardı.
Bir süre sohbet ettikten sonra gençlerden biri, mahcup ama kararlı bir sesle sordu:
“Efendim, artık mezun oluyoruz. Hayat yolculuğunda insanlara hizmet etmek istiyoruz. Bu yolda nasıl davranmalıyız? Tavsiyeleriniz bizim için çok kıymetli.”
Sofi Baba, gözlerini gençlerin üzerinde gezdirdi, hafifçe gülümsedi ve sakalını sıvazlayarak derin bir nefes aldı. Sanki bu soruyu yıllardır bekliyormuş gibi yavaş ve hikmet dolu bir sesle konuşmaya başladı:
“Evlatlarım, ilim sadece aklı değil, gönlü de beslemelidir. Eğer insanlara gerçekten faydalı olmak istiyorsanız, önce kendi kalbinizi temizleyin. Çünkü içi kirli bir kaptan, dışarıya berrak su akmaz.”
Gençler, büyük bir dikkatle dinliyordu. Sofi Baba,
önündeki çaydan bir yudum aldı ve devam etti:
“Hizmet etmek, bir insanın gönlüne dokunabilmektir. Ancak unutmayın ki, dokunduğunuz her gönül aynı değildir. Bazısı sevgiyle açılır, bazısı sabır ister. Bazısı tatlı bir sözle yumuşar, bazısı sadece güzel bir örnek görerek değişir. Siz, her insana onun lisanıyla yaklaşmayı öğrenin.”
Ortam derin bir sükûnete bürünmüştü. Gençlerden biri cesaretini toplayarak sordu:
“Peki, hocam, bir insanı anlamanın en iyi yolu nedir?”
Sofi Baba tebessüm etti ve şöyle dedi:
“Dinlemek... Gerçekten dinlemek... Çoğu insan duyduğu kelimeleri anlamaz, çoğu insan konuşmak için bekler. Oysa bir gönüle ulaşmanın yolu, onu gerçekten dinlemekten geçer. İnsanları gözleriyle değil, kalbinizle dinleyin. O zaman size sadece sözlerini değil, hissettiklerini de anlatırlar.”
Bir diğer genç, “Peki, hizmet ederken en çok dikkat etmemiz gereken şey nedir?” diye sordu.
Sofi Baba parmaklarını sayarak şöyle dedi:
“Önce niyetiniz sağlam olsun. İnsanlara faydalı olmak, gösteriş için değil, Allah rızası için olmalı. İkincisi, tevazuyu elden bırakmayın. Unutmayın, ne kadar bilgi sahibi olursanız olun, alçakgönüllülük sizi gerçek insan yapar. Üçüncüsü, sabırlı olun. Değişim hemen olmaz. Bazen bir sözünüz yıllar sonra birinin kalbinde filizlenir. Dördüncüsü, adil olun. Kim olursa olsun, adaletten şaşmayın. Ve son olarak, iyilikte ısrarcı olun. Karşılık beklemeden yapın. Çünkü iyilik, sadece yaptığınız kişiye değil, en çok da size döner.”
Gençler, bu sözlerin ağırlığını hissederek başlarını salladılar. İçlerinden biri, biraz çekinerek tekrar sordu:
“Efendim, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) ‘Beş şey gelmeden önce beş şeyi ganimet bil’ hadisi hakkında bizlere biraz nasihatte bulunur musunuz?”
Sofi Baba başını hafifçe salladı, gözlerini derin bir düşünceyle kapattı ve sakalını sıvazladı. Sonra yavaşça konuşmaya başladı:
“Evlatlarım, bu hadisi iyi anlayan, hayatını bereketli kılar. Çünkü zaman akıp gider ve insan elindekilerin kıymetini ancak onları kaybedince anlar. Bakın, Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki:
1. ‘İhtiyarlık gelmeden önce gençliğin kıymetini bil.’
•Gençlik, güç ve enerji zamanıdır. Ama bu güç her zaman kalmaz. Şimdi sahip olduğunuz zaman ve sağlıkla, kendinizi faydalı işlere adayın. Bugün öğrenmezseniz, yarın pişman olursunuz.
2.‘Hastalık gelmeden önce sağlığın kıymetini bil.’
•Sağlık büyük bir nimettir. İnsan hastalanınca, basit bir nefes almanın bile ne büyük bir nimet olduğunu anlar. Bu yüzden sağlığınızı boş işlerle değil, hayırlı işler yaparak değerlendirin.
3. ‘Fakirlik gelmeden önce zenginliğin kıymetini bil.’
•Elinizde imkân varken infak edin, paylaşın. Bolluk zamanında yardım etmeyen, yoklukta başkasından bekler. Malı, mülkü, serveti kazanın ama gönlünüzü ona bağlamayın.
4. ‘Meşguliyet gelmeden önce boş vaktin kıymetini bil.’
•Şimdi vaktiniz bol olabilir ama gün gelecek, sorumluluklar artacak, fırsatlar azalacak. Boş vakit, aslında dolması gereken bir hazinedir. Onu ilimle, ibadetle, iyilikle değerlendirin.
5. ‘Ölüm gelmeden önce hayatın kıymetini bil.’
•En büyük gerçek, ölüm... Ama insan hep unutmaya çalışır. Oysa ölüm, bir son değil, bir başlangıçtır. Hayatınızı öyle yaşayın ki, göçtüğünüzde arkanızda dua edenler olsun.”