Ehli Sünnetin hali

  • Hüseyin Odabaşı
  • Hüseyin Odabaşı
    30 Tem 2025 00:07


    Ehl-i sünnet Müslümanlığı bugün maddi ve manevi; içerden ve dışardan kuşatma altındadır. Ehl-i Sünnetin cadde-i kübrası bugün harap ve bitap düştü. Bu yol maalesef neredeyse işlemez hale geldi. Bu yolun yolcuları olarak üzerimizde ise büyük bir gaflet, cehalet ve vurdumduymazlık hakimdir. Balkanlar, Orta Asya ve Ortadoğu'da yaşayan ehl-i sünnetin halkları olarak durumumuz içler acısıdır.

    Diğer taraftan ehli sünnet akidesinin hakim olduğu coğrafyalarda planlı bir saldırı, bastırma ve sindirme söz konusudur. Ehli Sünneti tekfir edenler pirincin içeresindeki beyaz taşlar misali tüm bu coğrafyalarda Sünniliği de elden bırakmayarak Ehl-i Sünnetin yolunu da köprülerini de tahrip ettiler, ediyorlar.

    Ehli Sünnet yolunu tahrip edenler derken kimleri kastediyorum? “Kuran varken sünnete ne gerek var” diyenleri, “Sahabeler de bizim gibi insandır” diyerek onlarda dahi hata görenleri, “Peygamber (sav) sadece bir postacıdır başkaca da işlevi yoktur” akidesini paylaşanları, dua etmeyi şirk maneviyatı küfür olarak telakki edenleri, kendi mezhebinin dışındakilerini küfürle yaftalayıp yok edilmesi gereken fasıklar olarak görenleri, Gazali’yi yoldan çıkmış, Rabbani’yi sapıtmış olduğunu iddia edenleri kastediyorum. Ehli Sünnet’in son kalesi Osmanlıya düşmanlık beslemede din düşmanlarını aratmayanları kastediyorum... Ve diğer taraftan “Halen daha vahiy devam ediyor” deyip İmamlarına ayetlerin geldiğine inananları, takiye ile kardeşlerini aldatmayı şeref sayanları, muta ile nikahı bozanları, Ali’ye tapınıp Hz. Ömer’e Ebu Bekir’e düşmanlık besleyenleri kastediyorum.

    Yani bugün ehli sünnetin yaşadığı Irak, Suriye, Türkiye, Balkanlar ve Orta Asya bir taraftan Vehhabi-Selefi diğer taraftan Şia akımlarının kıskacında çaresiz ve bitaptır. Vehhabi-Selefi akımın arkasında muazzam petrol gelirleri olan Suudi Arabistan vardır. Şia mezhebini arkasında ise yine gaz ve petrol gelirleri yüksek olan İran devleti bulunmaktadır. Zaten Suudi Arabistan Vehhabiliğin, İran da Şia mezhebinin devletidir. Ehli Sünnetin ise anayasal bazda temsilini bulduğu herhangi bir devlet gücü yoktur. Güç dengesinin olmadığı bu coğrafyalarda zaman maalesef Ehli Sünnetin aleyhine işlemektedir.     

    Daha derli toplu meseleyi arz etmek gerekirse;

    1. Ehl-i Sünnet’in inanç akidesi:  Ehli Sünnetin inanç akidesi altı iman esasının bir bütün olarak kabul ve tasdikine dayanır. Bu iman esaslarından birini veya birinin bir cüzünü bile kabul etmemek imansızlıkla eş değerdir. Ayrıca ehli sünnet, İslam'ın şartını beş olarak kabul eder ve uygular.

    Ehli Sünnet fetva, kanun, kural ne diyeceksek verirken veya vaz’ederken fıkıh usulünü, sıralamasını daha doğrusu metodunu takip eder. Örneğin bir meselenin anlaşılması veya çözümünde sırasıyla Kuran, sonra sünnet, sonra icma, sonra kıyas, mesalih-i mürsel, istihsan, örfe, sedd-i zerai gibi noktalar dikkate alınır veya esas olarak kabul edilir.  Kuran varken diğerlerine ne gerek vardır denilemez. Çünkü bu metot veya usul Kuran’a dayanır yani Kuranî’dir. Dahası Kuranın istediğidir. Örneğin sünneti devreden çıkarsanız sadece Kurana bakalım deseniz -ki Kuran böyle bir yolu kesinlikle tavsiye etmez- dört başı mamur namaz kılmanız dahi mümkün değildir.  

    2.  Ehli Sünnet hangi mezheplerin toplamıdır? Mezhep olarak Ehli sünnet Hanefi, Maliki, Şafi ve Hambeli gibi bu çizgide olan mezheplerden meydana gelir.  

    Şöyle cevap vermiş:

    Bu ve benzeri hadislerde 73 fırkanın hidayette kalan kısmını ehl-i sünnet tarafı teşkil eder. Ulemanın kanaati budur.  

     

    (Haşr, 59/7)

     

    Bu ve benzeri ayetlere göre Kuran-ı Kerim’e tabi olmak varken Peygamberimiz’e (sav) tabi olmanın ayrıca ifade edilmesi, sünnetin talim ve tahkimi adına önemlidir. 

    3. Dış Müdahale: Ehli Sünnet yolu ve halklarına karşı bilinçli veya bilinçsiz bir dış müdahalenin olduğunu söyleyebiliriz. Ehli Sünnet halklarının yaşadığı Suriye'de, Irak'ta, Yemen’de savaş var ve katliam var, dış müdahale var. İsrail’in Vehhabi/Selefi ekolü ve Şia ile kavga etmemesi düşündürücü bir ayrıntıdır. Irak ve Suriye halkı ehli sünnet olmasaydı yine aynı şeyler başına gelir miydi? Çünkü büyük devletlerin mahareti ile Suriye’de körüklenen iç savaşta 20 milyon olan nüfusun 10 milyon Sünni'si göç etmek zorunda kaldı, perişan oldular. 

    Ehl-i Sünnetin başka bir kalesi hükmündeki Türkiye’de ise Gülen Hareketi’nin ve diğer ehli sünnet olan cemaatlerin durumu meydandadır; Can çekişiyoruz.

    3. Vehhabi ve Şia Baskısı: Ehli Sünnet yolu aynı coğrafyayı paylaşan bir taraftan Arabistan'ın desteklediği Vehhabi/Selefi ve diğer taraftan da İran devletinin desteklediği Şia mezhebinin yayılmacı politikaları karşısında içerden sıkıştırıldı, baskılandı ve kuşatma altına alındı. Orta Asya’dan Balkanlara kadar bu baskılamayı görmek mümkündür. Seminerler, kitap evleri, yeni yeni yapılan camiler, kurban ve yardım faaliyetleri ve sosyal medya üzerinden yapılan etkinlikler son yıllarda iyice arttı. Ve bu faaliyetlerin bu denli fark edilir bir şekilde artması tesadüf değildir.  Fakat Ehl-i Sünnet çizgisinde olan bir cemaatin ise Vehhabiliğin merkezi Arabistan’da veya Şia’nın merkezi olan İran’da faaliyet göstermesine sanıyorum kolay kolay müsaade etmezler.

    Yine aynı gerekçelerle Vehhabiliğin merkezi olan Arabistan’da Sünni olan Filistinliler lehine herhangi bir eyleme, mitinge, vaaz veya nasihate müsaade etmezler. Vaazlarında Filistinliler lehinde konuşma yapan bazı hocaları Suudi Arabistan'da görevlerinden aldılar. İran’ın Filistin konusuyla ilgilenmesi ise tamamen oraları kendi hesabına dönüştürme planı ile alakalıdır.    

    4. Ehli Sünnetin içler acısı hali: Ehl-i Sünnet toplulukları olarak gerekli mektep ve medreselere sahip olamayışımızdan ve ulemanın eski otoritesini kaybetmesinden dolayı bozulmanın ve tükenmenin eşiğine geldik.  Modernite karşısında mağlup olduk. Devlete bağlı diyanet türündeki müesseselerde çalışanlarda profan eğilimler ve dünyevilik ağır basmaya başladı.

    Diğer taraftan çağı doğru okuyamadığımızdan alınması gereken tedbirleri alamadık. Mesela bütün dünyada trendi artan yapay zekanın gelecekte dinimizden neleri alıp götüreceği veya kazandıracağı ile alakalı Ehli Sünnetin hakim olduğu coğrafyalarda yapılmış bir hazırlığımız var mıdır?  

    Ehli Sünnet pasifleştirildi. Sonuçta bugün Ehli Sünnet etken değil edilgen konumdadır. Hizmet Hareketi’nin dışında aksiyoner bir tavır sergileyen bir cemiyet mezhep göstermek zordur. Sünnilik hayattan elini eteğini çekti. Camiler yapmakla iktifa ediyoruz. Bir de dışardan veya içerden gelen tehlikeli söylemlere karşı reddiyelerle kendimizi savunmaya çalışıyoruz. Reaksiyoner değil aksiyoner olarak dinimizin tebliğ heyecanını sahaya yansıtmak Sünni dünyada azaldıkça azaldı.  Aksine Sünni coğrafyada bu çizgiye uymayan radikal eğilimler devletlerin de maddi imkanlarını arkalarına alarak sosyal hayatımızda daha bir görünür ve faal oldular.  

    Radikal eğilimler arttıysa biz ne yapalım, ne yapmalıyız?  Hayatın boşluk kabul etmediğinin farkına vararak gevşekliğe ve atalete düşmeden kendi yolumuzun yaygınlaşmasını temine çalışmalıyız. Bu Sünni coğrafyaları babamızın malı olarak görerek azmi elden bırakmamalıyız. Radikal gruplarla bir çatışma içine girmeden kendi yolumuzu otobana çevirmenin imkanlarına bakmalıyız. Tahkik-i imanı elde etmenin ve muhafaza etmenin ehli sünnet olmakla yakından alakasını hem kavramalı hem da muhataplarımızın kavramasına yardımcı olmalıyız. Çünkü Risale i Nur’un da Hizmet Hareketi’nin de dayandığı temel blokaj Sünniliktir. Sünniliğin kaybolması, zarar görmesi hepimize kaybettirir
    30 Tem 2025 00:07