Dolly Parton’u dinleme zamanı!

  • Kadir Gürcan
  • Kadir Gürcan
    12 Ara 2022 09:53
    İktidar ve havuz medyasının muhalefetten gelen “İkinci Yüzyıl’a Çağrı” golü ile nasıl afalladığını gördünüz. Önce golü saydırmamak için hakemlere yüklendiler. Olmayınca “Zaten biz bunları biliyorduk. Yeni bir şey yok!” diyerek kıymetini düşürüp değersizleştirmek için yollara düştüler. Muhalefet yeni bir vizyon ile değişimden bahsetmesi yönüyle avantajlı ve merak uyarıyor. 


    İktidar neyi vadetse her zaman “Neden yapmıyorsunuz? Elinizden tutan mı var? Şimdi beceremediğiniz şeyleri altı ay sonra hangi sihirli değnek ile gerçekleştireceksiniz?” gibi kitabın tam ortasından eleştiriler ile hak-ı yeksan olacak. Tek oyuncuya yatırım yapmış olmanın en büyük dezavantajı bu. Gördüğünüz gibi, Saray bir gün tatil yaptığında, gündem sıradan, sade suya tirit mahalle karakolu olayları ile dolduruluyor. Hazret’in yaşı ilerledikçe, muhtar ile azaları arasındaki iç siyasi çekişmeler bile meclise taşınıp tarihi olaylar arasına girebilir. Tek Adam iktidarı çaptan düşüp fersudeleşince olacağı bu!


    Muhalefetin bir şeyler yapma gayretini son aylara sıkıştırması oldukça riskli. Öyle de olsa, “Doing nothing is not an option”, hiçbir şey yapmama şıkkını eledikleri için güzel bir manevra. “İkinci Yüzyıl’a Çağrı” esprisi iyi yakalanmış. Lise mezunu seviyesinde asılı kalmış Saray, iktidar ve yaşlılık sendromu ile kendini güvenli bir koya atmak isteyen yalaka takımının hadiseyi anlamakta zorlanacaklarını biliyoruz. Tek Adam’dan, başkanlığa oradan parlamenter sisteme ve oradan da dünya ile entegre olma aşamalarına gelmeleri zaman alacak. Kürsüye abanıp nalına-mıhına ağzına geleni söyleyen siyasi kabalıklardan öldüresiye haz aldıkları için, yeni gelişen nezaket ve inceliği kavrama şansları düşük. Son yirmi yıldır sürekli aynı şeyleri dinleyip benzer esprilere birbirlerini dürterek güldükleri için, modern dünyanın konuştuğu konulara burun kıvırmaları gayet normal. 


    İşin şaşılacak yanı, yıllardır modern dünya ile entegre olma şarkıları söyleyen, şimdinin karta kaçmış yazarları, “Muhalefetin programı takım elbiseli beyler ve rüküş hanımefendiler içindi. Çıkışta, kurban kesilmedi. Halay çekilmedi. Hadi hepsini geçtik, program başlangıcında Mehter çalınıp, nane şekeri bile dağıtılmadı! Çok ayıp!” diyerek, milli ve muhafazakar hislerin incitildiğinden dem vurdular.


    Program hakkında duyup-okuyacağınız saçmalıkları listelemek imkansız zira zihni rahatsızlıkların tedavisi biraz zamana bağlı. Geçen hafta ifade etmeye çalıştığımız gibi, devlet imkanlarının sınırsızlığı ile seçime yürüyen iktidarın, tek oyuncu ile devam ettirdiği maçı altı ay daha sürdürmesi lazım. Yakinen tecrübe ettiğimiz gibi, penaltıya kalan maçlarda, zarların kime döneceği belli olmuyor. Bu yüzden, hemen hemen her açılış, kutlama, nikah, sünnet, kız isteme, kız verme gibi halkın içinden olma görüntüsü verecek toplum mühendisliklerinin idareli kullanılması şart. Bir de gelişmelerin “Bilal’e anlatır gibi tane tane anlat!” seviyesinde tutulması gerekiyor. Kompleks ve iki bilinmeyenli denkleme geçilince, vaziyet gördüğünüz gibi.


    Muhalefetin kurduğu yeni ekip ve yol haritasını paylaştığı programın basın ile paylaşılan bölümlerine bakınca dil, içerik ve vadedilenler arasında iyi bir ilişki kurulduğu anlaşılıyor. Her şeyden önce, salondakileri coşturup kendisine oy isteyen bir siyaset mitingi görüntüsü yoktu. Malum bizim siyasetçiler, küçük bir kalabalık görünce kendilerinden geçiyorlar. Saray’ın her yıl gerçekleşen Birleşmiş Milletler görüşmelerinde yaptığı bütün konuşmalar, istisnasız seçim propagandası formatından çıkamıyor.


    Muhalefet kadrosuna katılan yerli ve yabancı ekibin Türkiye’nin sorunları ile alakalı çözümler üretme teklifleri zamanla ortaya çıkacak. Saray ve iktidarın, muhalefet safındaki herkesi “Sorosçu, faiz lobisi kompedanı, ABD işbirlikçisi, CIA’de tanıdığı var, İllumunate’ye mensup...” suçlamaları ile kalitesi düşük sürek avları başlatması sürpriz olmaz. Aslında iktidar, yabancı ülkelerin, Türkiye ile ilişkilerin devamı için aklı başında birileri ile çalışma arayışlarından endişe ediyor. Görünen o ki bu arayış ihtimal olmaktan çıkıp ciddi bir talebe dönüşmüş. Türkiye’nin coğrafik ve nüfus potansiyelinin tiranlaşan bir iktidar elinde daha fazla tükenmemesi yolunda bir konsensüs sağlanmış da olabilir.


    Kendilerine “Saray Beslemeleri” denince çok kızıyorlar ama Saray avlusuna çadır kuran kalifiyesiz yazar-çizer ekibine bu isim pek yakışıyor. Muhalefetin kurduğu yetmiş kişilik kadro içinde meşhur olan bir kaç kişinin, programa video ile bağlanmalarını içlerine sindiremeyip “Türkiye’ye bile gelmedi. Zoom üzerinden konuştu. Olacak iş mi!” diyorlar. Dedik ya, dünyada neyin olup bittiğinden habersizler! Milyon dolarlık şirketler dünya çapındaki işleyişi video konferansları ile yürütüyorlar. Ayrıca Türkiye’de muhalefet ile iş yapıyor olmanın potansiyel suçlar kategorisine girdiğini bilmeyen mi var?


    İkinci Yüzyıl’a Çağrı programında mehter marşı çalındığını duymadık. Eğer muhalefet bu tür programlar yapacaksa, iktidarın kimyasını bozacak bir seçim şarkısı bulması şart. Daha önceki yıllarda Ajda’nın (76) meşhur şarkısı “İstenmiyorsun artık. Kapıyı çek git!” klasiğini teklif etmiştik. Türkiye’nin geldiği durum itibarıyla, yaşı ilerlerse de gençliğinden bir şey kaybetmeyen kıymetli sanatçımızın can ve mal güvenliğinden endişe ettiğimiz için, aynı teklifi yineleme cesaretini gösteremiyoruz. Milliyetçi-muhafazakar maganda ve kopuk takımının ülke sokaklarında cirit attığı ve kolluk görevi(!) icra ettikleri bir ortamda dikkati elden bırakmamak lazım.


    Rastlantı bu ya! Geçtiğimiz hafta ABD’li meşhur sanatçı Dolly Parton(76) o meşhur “Go To Hell” şarkısı ile gündeme geldi. Şarkının ifadeleri şu anki iktidar için yazılmış gibi: “Just leave me the Hell alone Take your wars and your politics, your lust and your greed...”. Özeti “Savaşların, politikaların, şehvet ve hırslarınla cehennem olup git...” şeklinde. Lyric şarkının ilerleyen bölümlerinde “Sen düzenbazsın, hilekarsın ve hırsızsın...” gibi adrese teslim ifadeler de var ama, bunları zikredip kendimizi Saray’ın hakimleri ile karşı karşıya getirmeyelim.


    Gördüğünüz gibi yazarınız, muhalefetin farkında olmadan harekete geçirdiği “Doing nothing is not an option” manevrasına desteğini sürdürmeye devam ediyor. Ne yalan söyleyeyim,  iktidarın seçimi kazanma ihtimalinin yüksek olduğu bir durumda böylesine bir riske oynamak insanın adrenalin seviyesini artırıyor!



    12 Ara 2022 09:53