Sesleri neden bu kadar titriyor?

  • Kadir Gürcan
  • Kadir Gürcan
    03 Eyl 2017 03:15
    Bir zamanlar, tarihi kahraman ve kahramanlıklardan parçalar koparıp sağa-sola kükreyen muhafazakar yazarlar, şimdi “Acaba Devletli bu işe ne der? Acaba Hazret’in nasıl bir yaklaşımı olur?”, daha ismi bile konmamış parti hazırlıklarına “Acaba Saray’ın hamlesi ne olacak?” pespayeliklerine sığınıp, küçük harflerle cümle kuruyorlar.

    Dasitani “Haksızlık karşısında kükremek!” nakaratı, Saray raconu karşısında söndü gitti. Elin oğlu, racon işini de kendisine bağladı. Bundan sonra o lüksü ya hep kendisi kullanacak ya da kendi istediklerine distribütörlük verecek. Eskisi gibi, miri malını kullanmaya müsaade yok. Kılıç artığı Yeniçerilik raconu bile borsaya düştü desenize!

    Bunların bütün efelikleri ölmüş, gitmiş, nesli kesilmiş müstebit ve zalimlere söküyormuş. Saray’a söz etmek huruç ala’s-Sultan sayılıyor ya, herkes kuyruğunu kısmış durumda. Zilleti tercüme etmek de zor değil; derd-i maişet ve idare-i maslahat. Bundan yirmi sene önce şu an onların yaptığını yapanlara “işbirlikçi, düzenin uşağı!” deyip cihat ayetleriyle çay sohbetlerinde hamaset devşiriyorlardı. Şimdi ne oldu? O ayetler hala Kelam-ı Kadim’in sayfalarında değil mi? Şimdi Bektaşi gibi “Biz hafız değiliz!” kalpazanlıklarına sarılıyorlar. Mücahitlikten, Bektaşi laubaliliğine yuvarlanmak ne kötü bir devrilme! Cübbelisi de, sarıklı ve kravatlı memurları da dini ciddiyetten bahsetmektense, ucuz fıkralar anlatmakla cemaati güldürmeyi iş edinmiş durumdalar. Ciddiyet reyting yapmıyor!

    Torunları yaşındaki besleme, kıymetleri kendilerinden menkul ağır abileri Beştepe’den aşağı yuvarlayıverdi. Zavallılar, sistem muhafızlarının bir gün kapılarını çalacağı korkusuyla, binlerce mazlum ve mağdurdan esirgedikleri hissiliklerini, titreyen ses ve mahzunlaşan yüzlerine katıp Saray’a arz-ı hal ediyorlar.

    İktidar Partisine bakarken insan “Allah düşmanımızı bu hale düşürmesin!” hicranına kapılıyor. Kıyametler kopuyor, ne kabineden ne de Başbakan’dan tek kelime yok. Samiri’nin, halkın ziynetlerinden döktüğü ‘Heykel’ gibi sadece ensesinden üflenince ses veriyorlar. Sayın Başbakan’ın kabine seçiminde pek dahli olmadığı için, haftalık olağan toplantılarda bile kendisine söylenecek bir şey kalmıyor. 

    Sayın Cumhurbaşkanı bir önceki başbakanı dışarılarda terletip, iç ve dış siyaseti kendince şekillendiriyordu. Hali hazırdaki Sayın Başbakan için buna da ihtiyaç duymuyor. Zavallı yazın sıcağında inşaat şantiyesi dolaşmaktan bir hal oldu. Gerçi Sayın Başbakan bu işlere dünden razı. Oralarda kendisini buluyor. Takım elbise ve kravat içinde bir türlü rahat edemediği her halinden belli. Her fırsatta ceketi, kravatı bir kenara bırakıp, gömlek kollarını bir kaç kat geriye kıvırması ve soluğu açık mekanlarda alması bu yüzden. Eğer dedikodular doğruysa, MİT müsteşarı ile de araları limoni imiş! Hissiliklerinin tavan yaptığını buradan da anlayabilirsiniz!

    İktidar üslubu döndü, dolaştı yine racon kesmeye, dayılanmaya, şuna-buna saydırmaya yelken açtı. Bu hususta Kuzey Kore, Venezüella ve Küba gibi ülkelerle uluslararası bir kadroya dahil olabiliriz. Sayın Cumhurbaşkanı kendi adına racon kesenlerin ağzının payını verirken değme kabadayıları cebinden çıkaracak bir performans sergiliyor. 

    Bundan böyle kendilerini Saray kadrosundan sayan havuz medyası yazarları ya durumlarını gözden geçirecekler ya da başlarına yağacak hakaret sağanağına sabır edecekler. Şimdilik sadece seslerini inceltip, bakışlarını mahzunlaştırıp başlarını önlerine eğmeleri yeterli. Belki yüzlerine kapanan Saray Mabeyn’i olur da lütfen bir kez daha açılır. 

    Aslında en son racon muhabbetiyle Cumhurbaşkanı, eski tüfek muhafazakar döküntüleriyle yollarını ayırdığını bir kez daha yüksek sesle dile getirdi. Bunu herkes anladı da, işi hala eski hatıra ve yol arkadaşlığı romantizminde sürdürmeye çalışan “ağır abi” tayfası anlamazdan geliyor. 

    Eski şöhretlerin bir gün unutuluverme, bir kenara atılıverme ve umursanmama korkusu işte böyle bir şeymiş! Baksanıza gündem yapabilmek için otuz sene öncesinin, sararmış fotoğraflarından medet umuyorlar.
     
    Durumları bu kadar mı kötü? Aynen öyle. İşin açıkçası, aklımıza, Ajda Pekkan’ın Gloria Gaynor’dan “İstenmiyorsun artık!” şeklinde adapte ettiği “I will survive... ” şarkısını dinlemelerini tavsiye etmekten başka bir çare de gelmiyor...

    Kadir Gürcan
    03 Eyl 2017 03:15