Avrupa'da kurulan yeni hayatlar

  • Ertuğrul İncekul
  • Ertuğrul İncekul
    15 May 2024 16:47

    Nürnberg Uluslararası Askeri Ceza Mahkemelerini duymuşsunuzdur. Geçen hafta bu bölgeye yakın Ingolstadt şehrinde bir düğüne davetliydik.

    Nürnberg Hitler'in favori şehri aynı zamanda  mahkemeleri ile meşhur olmuş. İleri gelen Alman yetkililerinin yargılanmalarına, savaş sonrası savaş suçları mahkemelerinin en bilineni olan Uluslararası Askerî Ceza Mahkemesi (IMT) huzurunda—Almanya teslim olduktan altı buçuk ay sonra—20 Kasım 1945’te Nürnberg'de resmî olarak başlanmıştır. 18 Ekim 1945’te IMT başsavcıları, ileri gelen 24 Nazi yetkilisine yönelik suçlamaları okumuştur. Bu yetkililere yöneltilen suçlamalar şöyledir: Barış suçları, savaş suçları ve insanlık suçları işlemek. Dört müttefik devlet (Birleşik Devletler, Büyük Britanya, Sovyetler Birliği ve Fransa) birer hâkim ve kovuşturma ekibi sağlamıştır. Büyük Britanya’dan Yüksek Mahkeme İstinaf Dairesi Hâkimi Geoffrey Lawrence, mahkemenin duruşma hâkimi olarak görev yapmıştır. Mahkeme kuralları, Kıta Amerikası ve Anglo-Amerikan yargı sistemlerinin hassas bir şekilde uzlaştırılması sonucu oluşmuştur. Bir tercüman ekibi tüm davaları İngilizce, Fransızca, Almanca ve Rusça olarak anında tercüme etmiştir. 1200 kez sanıklar Adolf Hitler'in tüm bu suçları işlediğine dair ismini itiraf etmişlerdir.

     

    Münih'e bir saat uzaklıkta Ingolstadt şehri Bavyera eyaletine bağlı. Bavyera eyaleti kültürü, klasik tarz mimarisi, trafikte görebileceğiniz modern ve klasik arabaları, AUDI genel merkezi,müzesi ve üretim fabrikası ile oldukça gelişmiş, renkli bir merkez. Audi üretim merkezinde 40 bin insana istihdam sağlanıyor. 70 yıldır hizmet veriyor. Düzenli, yemyeşil, Almanya’nın Güneyinde yer alan bir yerleşim alanı.Modern Prometus, Frankenstein 1818 Ortaçağ Avrupa'sında Mary Shelley tarafından yazılmış. Viktor Frankenstein romanda bilim adamı olmak için Ingolstadt Üniversitesi'ne eğitim almaya geliyor.

     

    Aile dostumuz olan Zeynep ve Şakir'in düğün daveti için Ingolstadt şehrine gittik. Şakir Bey yaklaşık beş yıldır o bölgede yaşıyor. İyi seviyede Almanca öğrenmiş ve sosyal hizmet sektöründe eğitim alıyor. O bölgede yaşayan ve kısa zamanda başarılı entegrasyon sağlamış güzel insanlarla tanıştık. Avukat Salih Bey ve Mahinur Hanım ise bizleri evlerinde ağırladılar.

     

    Düğün ormanlık bir alanın içinde yer alan çok şirin, sosyal amaçlı inşa edilmiş iki katlı ahşap bir binada gerçekleşti. Gelen misafirler o kadar birbirine aşina idiler ki herkes ev sahibi gibiydi, kendimizi hiç yabancı hissetmedik. Düğüne gelen arkadaşlardan saz ve gitar eşliğinde bizim müzikleri dinledik, eşlik ettik. Gurbette sazın sesi daha dertli geliyor insana. Damat ve gelinin son dönemde alışageldiğimiz üzere yakınları vizelerin zor alınması ve çıkış yasakları gibi sebeplerle düğüne çok istemelerine rağmen gelemediler. Canlı Zoom görüşmeler artık bu tür mutlu ya da hüzünlü günlerin bir ritüeli oldu.

     

    Almanya, Hollanda, Belçika gibi ülkelerde Yeni Avrupalılar diye tanımladığımız Türkiye’deki rejimin hukuksuzluk ve zulmünden kaçıp gelen çok sayıda kaliteli, donanımlı ve erdemli insanlar var. Bulundukları bölgelerde farklı mekanlarda seminerler, etkinlikler gibi sosyal programlar düzenliyorlar. Çocuklarına yönelik rehberlik, mentörlük faaliyetleri geliştiriyorlar. Bir taraftan da yerel halkla diyalog ve birlikte yaşama kültürünü inşa ediyorlar. Çok güzel gelişmelerden ve yepyeni dostluklardan bahsediyorlar. Düğüne gelen Almanca öğretmenleri Elke de bizim arkadaşların dostu olmuş, düğün boyunca hep en önde onlara yardımcı oldu.

     Kaldığımız evin kütüphanesinde o bölgede akademisyenler tarafından kurulmuş olan https://www.academicsatrisk.org/ tarafından 15 Eylül 2023’ de yayınlanmış “Bize de Gurbet Düştü” isimli kitabın büyük bir kısmını okuma imkanım oldu. M.Said Arbatlı önsöz yazmış. Sürecin binbir türlü halini anlatan ve çoğunluğu anonim isimle yazılmış birbirinden ilginç hikayelerden oluşuyor. Hepsine yer vermek isterdim ama buna imkanım olmadığı için sadece bir hikayenin bir bölümünü paylaşmak istiyorum.

     Postmodern Ashab-ı Kehf

     Ölüm gibi bir şey oldu...

    Ama kimse ölmedi.

    Öyle diyor Özdemir Asaf. Gaybubet nedir derseniz, işte budur derim. Yalnızca olup biteni izleyen bir ruh gibisin, aslında yoksun ama dünyadasın ve yaşananları izliyorsun. Devlet dediğiniz, vatandaşın koruyucusu olması gereken aygıt kontrolden çıkmış bir pres makinesi gibi önüne geleni presleyen bir zulüm aracına dönüşmüşse artık, bu zalimliğe kendinizi ve sevdiklerinizi kaptırmamak önemli ve bunu yapabilmek için devlet kurumlarının kapısından bile geçmemeniz lazım. Buna hastaneler de dahil. Bu sebeple bile hayatını yitiren insanlar, hastane kapılarında ellerine kelepçe vurulan masum analar herkesin malumu. Artık sevdiklerinin ne sevincine ortaksındır ne üzüntülerine. Gurbetiniz bulunduğunuz yer ve mesafe ile alâkalı da değildir. Aynı ailede, toplumda, ülkede kendinizi bir yabancı gibi hissedebilirsiniz…

    Kitabın arasına el yazısı ile sıkışmış bir de not vardı; “Ancak yazıya geçmiş düşüncelerin değeri vardır; geri kalanların boş çırpınmalardan rüzgarın alıp götürdüğü bir saatlik hayallerden başka bir şey değildir.” Emile Zola

     

    Yeni dünyalar kuruluyor, yeni hayatlara merhaba deniyor. Birilerinin bitirdik dedikleri insanlar gerek ülkemizde gerek yurtdışında tüm zorluklara rağmen yeni baştan hayatlarını kuruyorlar, güzel başlangıçlara gebe günlere doğru yürüyorlar.

     

    Sesli versiyonu için:

    https://youtu.be/R9oByQiSEaY?si=EvtV7CpWnw4bO-ql

     

    https://open.spotify.com/episode/5IhNje2WqPzfwdDlVM6nD9?si=cb-J8VGwTLalagj31pYpZQ

    15 May 2024 16:47