Erdoğan düşerken!

  • Murat Çetin
  • Murat Çetin
    12 May 2022 13:01

    Ramazan Bayramı sonrasında soluğu yine Ankara’da aldım. Arka arkaya yaptığım görüşmelerde birçok konu hakkında birinci elden bilgi edinme imkânım oldu. Ankara ziyaretimde sıcak konu Suriyeli sığınmacılardı. İktidarın bu konuda kafasının çok karışık olduğunu gördüm. Erdoğan, bir ay içinde üç farklı açıklama yaptı. Her zaman olduğu gibi sığınmacıları da kendi iktidarı için kullanıyor. İhtiyacı varsa destekliyor, yoksa kenara atıveriyor. İktidara geldiği günden bu yana hep aynı strateji ile hareket etti Erdoğan. Kendisine en yakın isimleri tek tek iktidar treninden attı. Sadece sığınmacılar konusu değil Kürt sorunu başta olmak üzere ABD, AB ilişkileri İsrail-Filistin, Kıbrıs konularında ne kadar da kolay ve hızlı zikzaklar çizdiğini görebiliyoruz malum şahsın! Bunları burada tek tek açacak değilim. Zaten internet ortamında bunları ayrıntısı ile görebilirsiniz. Dijital çağın bir de böyle güzelliği var işte. Yalanlarınız öylece orada duruveriyor…


    Ankara kaynayan kazan. Kulisler dönüyor kapalı kapılar arkasında, planlar yapılıyor. Seçim olacak mı olmayacak mı? Seçim ertelenecek diyenleri ve buna göre argüman geliştirenleri de gördüm. Hatta buna inanan insanlar var. Bir kesim var ki; Erdoğan’ın sonunun kendisine en yakın isimler tarafından getirileceğine inanıyorlar, isim bile veriyorlar… Yıllardır siyasi kulislere girer çıkarım ama bu defa duyduklarım beni bile şaşırtıyor. Kulisler kadar komplo teorisine girmeden analiz yapan insanlarla da oturup kalktım. 


    Ankara’da herkesin hemfikir olduğu bir konu var; İktidarını her ne olursa olsun bırakmak istemeyen Erdoğan’ın 2022 stratejisi bu yönde gelişiyor. Ancak 2022 yılının başlaması ile ekonomik krizin derinleşmesi Erdoğan’ın elini kolunu bağlıyor. Ocak ayından bu yana yükselen dövizin baskılanması, asgari ücret ile birlikte memur ve emekli maaşlarındaki artışın AKP’nin oy oranına olumlu yönde yansıması bekleniyordu ancak bu olmadı. Enflasyondaki artış durdurulamıyor, hayat pahalılığı nedeniyle özellikle orta gelirli insanlar ciddi geçim sıkıntısı yaşıyor. Ulaşım, sağlık ve gıda sektöründeki zamlar kış şartları ile birlikte geçim derdini daha da arttırıyor. Tüm bu olumsuzluklara karşın seçim ekonomisini sürdüren ve adeta kesenin ağzını açan Erdoğan’ın hedefi iktidarını sürdürecek ve güçlendirecek bir seçime gitmek. Bu nedenle bunu sağlayacak her türlü politik manevrayı mübah görüyor. 


    Haziran 2015 seçimlerini kaybeden Erdoğan, kaos stratejisini izlemiş ve 6 ay sonra yapılan seçimlerde yeniden tek başına iktidar olmayı başarabilmişti. Şimdi bir benzerini uygulamaya koymasını öngörmek olasılık dışı değil. Erdoğan’ın kaos stratejisini arttırarak sürdürmesi halinde Türkiye’de seçimlerin olağan şartlarda yapılmasını beklemek iyimser bir yaklaşım olur. Seçim stratejisini din ve milliyetçilik üzerine kuracağını açık eden Erdoğan’ın tüm hamleleri de buna uygun olacak. Kitleleri kutuplaştırarak ayrıştırma, korku iklimi oluşturma ve ötekileştirme siyaseti uyulacağının işaretlerini özellikle son birkaç ay içinde net olarak verdi. 


    Bunun yanında seçim kararı alındıktan sonra her türlü stratejisi ve çabasına rağmen sandıktan başarı ile çıkamayacağını gören Erdoğan’ın seçimleri iptal ettirme çabası içine girip girmeyeceğini ise zaman gösterecek. Ünlü anketçi İbrahim Uslu’nun analizine öre AKP iktidara geldiği 2002 yılından bu yana ilk defa bir seçimi kazanamayacak duruma geldi. Uslu, “AKP yüzde 30-32 bandında; Ağustos ayından bu yana hiç yukarıya hareket edemiyor” tespitinde bulunuyor. AKP Genel Merkezi de Eylül 2021’den bu yana her 15 günde bir 7 bölgeyi kapsayacak şekilde anketler yaptırıyor. Çıkan sonuçlar hiç içaçıcı görünmüyor ve AKP’nin oy oranı ancak yüzde 32’leri bulabiliyor. MHP ise yüzde 7’yi aşamıyor. Seçim barajının yüzde 7’ye düşürülmesi MHP’nin işine yaramayabilir. 


    Erdoğan, anket ve seçim sonuçlarını değerlendirme konusunda usta bir siyasetçi ve bu sonuçlara göre bir daha seçilemeyeceğini biliyor. Normal şartlarda Erdoğan’ın kaybedeceği bir seçime girmesini beklemek çok zor! Ancak zaman daralıyor ve her geçen gün iktidarın aleyhine işliyor, Erdoğan bunu da görüyor. İşte tam bu nedenle Erdoğan’ın baskın bir seçime gitme kararı alması sürpriz sayılmaz. Ancak Erdoğan baskın seçim öncesi şartları kendi lehine çevirmek istiyor, bunun için stratejiler üretiyor ve tüm adımları buna göre atıyor. BAE ve Suudi Arabistan’la arayı düzelterek “para” diye yalvarması boşuna değil. Bir yanda Arap ülkelerinin petrol ve dolarlarını bir yandan da Rus oligarkların paralarını Türkiye’ye getirmek için canla başla uğraşıyor.


    Ekonomiden anlayan bir dostumun, “Erdoğan 15 milyar doları bulduğu anda seçime gider“ sözünü bu açıdan yabana atmıyorum. Erdoğan için sadece parayı bulmak yetmiyor, medyayı da kontrol altına almak istiyor. Birkaç ay önce Bülent Ersoy’a Anıtkabir ziyareti sırasında şemsiye tutan subayın görevden alınmasını, gazeteci Sedef Kabaş’ın bir TV programında Erdoğan’a yönelik eleştiri içerikli sözleri sonrasında tutuklanması (serbest bırakılsa da) sanatçı Sezen Aksu’ya yönelik 5 yıl önce yaptığı bir şarkısından dolayı gösterilen tepki de yine toplumu kontrol altına alma ve korkutma gayretlerini bu açıdan okumak gerekiyor. Erdoğan’ın Trabzon mitinginde bir çocuğa mikrofonu verip CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu hakkında, ‘’hain’’ kelimesini kullandırması siyaset uğruna neler yapabileceğinin en büyük kanıtı. Ramazan ayında Saray’da yüksek yargı üyelerine verdiği iftarda HDP’nin Meclis’te olmaması gerektiğini söylemesi de bir başta kaos ateşi. 


    Erdoğan giderek sertleşecek. Kürt sorunu ve Suriyeli mülteciler konusunu kullanacak. Yakın bir gelecekte Aleviler konusunda bir sorun patlak verirse şaşırmayacağım. Erdoğan’ın bu tavrı AKP içinde önemli sayıda ismi de rahatsız ediyor. Tatlı su siyasetinin önemli ismi olsa da TBMM eski Başkanı Cemil Çiçek’in açıklamalarına bu açıdan bakmakta fayda var. Cumhurbaşkanı ile yıllardır siyasi yolculuk yapan başka önemli bir ismin, “adam mitoman!” sözüyle Erdoğan’ı tanımlaması çok önemli. Peki mitoman nedir ya da kimdir? Tıp literatürüne göre mitoman, mitonomi hastalığına yakalanan kişilere verilen ad. Mitonomi de yalan söyleme hastalığı olarak bilinir. Yalan söylemeyi alışkanlık haline getirenler bir noktadan sonra kontrolü kaybediyor. Erdoğan tam da bu noktada. Bütün dengesini kaybetmiş durumda. Türkiye, dengesini kaybeden bir şoförün direksiyonda olduğu bir araba gibi hızla yokuş aşağı ilerliyor. Erdoğan, Türkiye’yi uçuruma sürüklüyor. Hem de göz göre göre!

    12 May 2022 13:01