Dinde reform peşinde olanlar 5

  • Prof. Dr. Osman Şahin
  • Prof. Dr. Osman Şahin
    19 Mar 2021 12:51


    SAHABEYİ ANLAMAK VE ONLARA YAPILAN SALDIRILAR 14

    Fethullah Gülen Hocaefendi, tecdidi (yenileme) şöyle açıklamaktadırlar: “Dinin, içinde yaşanılan zamanın şartlarına göre ele alınıp yeniden yorumlanmasıdır. O, meselenin aslıyla oynama, aslını değiştirme veya deforme olmuş bir şeyi yeniden reforma tâbi tutma değildir. Bilakis o, zamanın geçmesiyle renk ve desenini kaybetmiş bir hakikatin yeniden aslî hüviyetine kavuşturulmasından, asıl mahiyetiyle bir kere daha ikame edilmesinden ibarettir…” 

    Tecdit ile reformun birbirine karıştırılması

    Günümüzde, daha önceki yazılarda ifade edilen sebeplerden dolayı, dini tahrip veya istedikleri şekilde değiştirmek isteyen reform taraflıları, bu düşüncelerini ve yaptıklarını tecdit adı altında takdim ederek insanları buna ikna etmeye çalışmaktadırlar.
    Hocaefendi, bu çarpık anlayışa "Dinin Temel Meseleleri" başlıklı Kırık Testi'de dikkat çekmektedirler: “Tecdit ile reformu birbirine karıştırmamak lazım. Dinde reform düşüncesi, bir lüks ve fanteziden ibarettir. Mesela tarihselcilik adı altında İslâm’ın pek çok muhkem hükmünü geçersiz kılma çabaları böyle bir fantezinin neticesinde ortaya çıkmıştır. Aynı şekilde İslâm’ın bazı meselelerini sırf muhataplara kabul ettirebilme veya şirin gösterebilme adına değiştirmeye ve çarpıtmaya çalışmak da ayrı bir fantezidir. Maalesef günümüzde çok sayıda insan böyle bir lüksün ardından koşuyor. Hâlbuki İslâmî esaslarda ve disiplinlerde bugüne kadar herhangi bir deformasyon söz konusu olmamıştır ki onları reforma tâbi tutmadan bahsedilsin.”

    İslam, her zaman ter ü taze, canlı, dinamik ve kıyamete kadar bütün insanların ihtiyaçlarına cevap verecek bir dindir. Burada asıl problem, insanların zihni yapılarında meydan gelen tahribatlar, duygu ve düşüncelerinde meydana gelen bozulmalar ve kayıplardır. Tecdit  işini yapan Mücedditler, dinin meselelerini çağın idrak ve yorumunu nazara alarak, asıllarına dokunmadan sadece formatlarda değişiklik yaparak, insanların bir kere daha dini hakikatleri anlamalarına ve yaşamalarına yardımcı olurlar. 

    Hocaefendi, "Tevhid-i Kıble Et, Himmetini Dağıtma!"  başlıklı Kırık Testi'de, tarihsellik iddiasıyla ortaya çıkan bu tahripçi düşünceye ve mücedditlerin tarih boyunca bunlarla yaptıkları mücadelelerinden bahsetmektedirler: 
    “Aynı şekilde İmam Rabbânî Hazretleri de kendi döneminde ortaya çıkan problemlerle uğraşmıştır. Bildiğiniz gibi İmam Rabbânî Hazretleri’nin yaşadığı dönemde Hindistan’ın kaderine hâkim olan Ali Ekber Şah, günümüzdeki tarihselciler gibi, Kur’ân-ı Kerim ve Sünnet-i Sahiha’nın o dönem itibarıyla mahiyet-i nefsü’l-emriyesine (gerçek hali) uygun tatbik edilemeyeceği mülahazasına kapılarak Sanskritçe gibi bir din teklif etmiştir. Yani biraz Yahudilikten, biraz Hristiyanlıktan, biraz Budizm’den, biraz Hinduizm’den, biraz da İslâm’dan bir şeyler alarak yeni bir din oluşumuna gitmek istemiştir. İşte böyle bir dönemde neş’et eden İmam Rabbânî, bu inhiraf ve sapık düşünceye karşı İslâm etrafında surlar oluşturarak tecdit ruhuyla bir kere daha İslâm dünyasının ruh abidesini ikame etmiştir.”


    Sünni ve Şii İslâm’ı birleştirme teklifindeki samimiyetsizlikler ve art niyetler 

    Bugün de, bazı reformistler, Hindistan’da veya Avrupa’da olduğu gibi, reform iddialarıyla, Sünni düşünce ile Şii düşüncenin bir araya getirilerek birleştirilmesi gibi realiteye ters fikirler ortaya atabilmektedirler. Bu iddia sahiplerinden bazıları Sünnilik ve Şiilik hakkında yeterince bilgi sahibi olmayanlardır ki, Sünnilik ve Şiiliğin birleştirilemeyecek kadar birbirlerinden uzak olduklarını bilememektedirler. 
    Diğer bir grup ise bu iddialarla aslında Sünni düşünceyi tahrip amacını güdenlerdir ki, aslında Şia’nın kendisi de bu gruba dahildir. Şia, takiyyenin arkasına sığınarak gerçek niyetlerini gizlemekte ve sürekli olarak ittifak çağrısında bulunmaktadır. Müsteşrikler, oryantalistler, Şiiler ve diğer İslam düşmanları, böyle bir ittifak neticesinde, Sünni düşüncenin temsil ettiği İslam’dan geriye bir şey kalmayacağını çok iyi bildiklerinden bu düşünceyi sürekli gündemde tutmaktadırlar.

    Peygamberlik müessesinin mahiyetinin anlatılması ve konumunun tahkimi

    Günümüzde, insanları tarihsellik tarzı akımların tahribatlarından koruyabilmek için, peygamberlerin ve peygamberlik müessesinin mahiyetlerinin bireylere ve toplumlara ikna edici bir şekilde anlatılması gerekmektedir.
    Fethullah Gülen Hoca efendi, Ahmet Naîm cennet-mekandan, Ömer Nasuhi Hoca’ya, Allâme Hamdi Yazır’dan Bediüzzaman’a kadar çoklarının, bu ve benzeri sakîm düşünceler üzerinde ısrarla durduklarını, aklî, mantıkî delillerle gerek Efendimiz’in (sallallahü aleyhi vesellem) gerekse diğer enbiya-i izamın konumunu zihinlerimizde ve hayatımızda bir kere daha belirlemek ve yerlerini tahkim etmek gerektiğini ve yaşanan düşünce ve inanç kaymalarının hep bu tahkimsizlikten kaynaklandığını ifade etmektedirler. 

    Hocaefendi, "Peygambere Saygı ve Bozulan Dengeler" başlıklı Kırık Testi'de tarihsellik düşüncesi üzerinden ve bir plan dahilinde aşama aşama gerçekleştirilen tahribatlara ve menfi gayretlere detaylı bir şekilde yer vermektedirler:  

    “Evet başkaları gibi bizim dünyamız da değer kaybına uğramıştır. Mesela ifrat ve tefritler arenasında Efendimiz de dahil peygamberleri bizim gibi bir sıradan insanlar seviyesine indirme -yüzbin defa haşa-, ya da kendi dönemlerinde sadece o dönemlere mahsus olmak üzere tarihsel bir misyon eda edip çekip gittiklerini iddia etme gibi düşünceler bir değer kaybıdır. Peygamber ve peygamberlik anlayışına da saygısızlıktır.

    Ne yazık ki bu anlayış bulaşıcı bir virüs gibi bizim de içimizi sardı. Hatta bazı hocalar ve ilahiyatçılar bile bu hastalıktan nasibini aldı. Bunlar, bizim sahip olduğumuz ve Batı dünyasında emsalinin gösterilmesi mümkün olmayan usul ilimlerini bir  kenara bıraktılar. Ve tabiatiyla bunlar tarafından yetiştirilen insanlar da kaptıkları bu virüsle malûl hale geldi.

    Saygısızlık önce küçük daireden başladı ve büyüğüne doğru dalga dalga yayıldı. Önce Sahabe-i Kiramla başladılar işe ve sürekli eleştirdiler onları. O günlerde -beni tanıyan arkadaşlar bilirler- "Onlar da bizim gibi insandır" diyerek eleştirmeye başladıkları an içim cız etti benim. Şöyle dedim etrafımdakilere: "Bu mesele sahabe ile başladı ama sahabe ile bitmeyecek. Böyle sorumsuzca, hiçbir temele dayanmaksızın sahabeyi eleştiren kişiler çok yakında Peygamberi de sorgulayacak ve gün gelecek Kur’an’ı hatta Allah’ı sorgulamaya kadar varacak." Bu tahminlerimde yanılmayı ne kadar arzu ederdim. Fakat bunların hepsi oldu. İnsanlığın İftihar Tablosu’na (haşa) "postacı" denildi. Yani tıpkı bir postacı gibi mesajı Allah’tan insanlara ulaştırdı ve işi bitti. 

    "Kur’an’da gramer hataları var" denildi. Hatırlıyorum, benim çok takdir ettiğim ve sevdiğim bir insandan Kur’an hakkında "günümüzün modern anlayışına uymayan, modern tarz u telakkilerle örtüşmeyen yanları var" şeklindeki düşünceleri beni derinden üzmüştü. Gayretullaha dokunur bu sözler diye çok korkmuştum o zamanlar. Başkaları (haşa) "Allah cüz’iyatı bilmez" gibi Zat-ı Bâri hakkında yakışıksız düşünceler öne sürenler bile oldu. Hasılı sahabe ile başlayan tenkit süreci uluhiyet hakikatının sorgulanmasına kadar geldi dayandı.”

    Bazı kesimler ve kadrolar, dini tahrip amacıyla bu şer çalışmaları hayata geçirirlerken, bazı insanlar da, maddede çok derinleşip dünyevileştiklerinden, birçok manevi hastalıklara yakalandıklarından, dünyevi zevk ve eğlencelerden ve sefahetten kendilerini alamadıklarından, arzularına ve heveslerine uygun gelmeyen Kur’an ve Sünnet’te tespit edilen meselelerden kurtulabilmek için, aklın her şeyden daha önemli ve naklin ise önemsiz olduğu düşüncesini ileri süren tarihsellik düşüncesine sarılmışlardır. 

    Sahabeye yapılan hücumlarla başlayan tahribat, daha sonra Peygamberi sorgulama ve en nihayet Allah’ı sorgulama noktasına kadar devam etmiştir. Kur’an’ı ve Sünnet-i Seniyye’yi hem yaşayarak, hem anlatarak, hem de naklederek sonraki nesillere intikal ettiren ve Müçtehidin-i İ’zam’ın yetiştirilmesinde en büyük pay sahibi olan sahabeler itibarsızlaştırılınca, onlar eliyle ulaştırılan her şeyde, kolaylıkla tahribatlar yapılabilmektedir. 

    19 Mar 2021 12:51