Allah mühlet verir; ama ihmal etmez

  • Rehberlik Köşesi- Z  Hicran Yıldırım
  • Rehberlik Köşesi- Z Hicran Yıldırım
    14 Şub 2020 11:22

    "Şehirde dokuz kişilik bir çete vardı ki, bunlar ülkede bozgunculuk çıkarır, iyileştirme ve düzeltme adına hiçbir şey yapmazlardı.” (Neml 27/48)


    Hz. Salih (as) ve Semud Kavmi

    Semud kavmi, Arap yarımadasında Ad kavminden sonra yaşamış en meşhur kavimdir. Cahiliye devrinde Araplar arasında onlarla ilgili hikayeler, destanlar, şiirler biliniyordu. 

    Ad kavmi helak olduktan sonra, mü'minler önce Mekke taraflarına, daha sonra Medine ile Şam arasında bulunan Hicr bölgesine yerleştiler. Onlara İkinci Ad kavmi deniliyordu.  Hz. Nuh (as)’ın oğlu Sam'ın neslinden gelen Semud'a dayandıkları için de Semud kavmi adı verilmişti. 

    Kur'an-ı Kerim, Semud kavminden şöyle bahseder:
    ''Bir de düşünün ki Allah sizi, Ad kavminden sonra onların yerine getirdi ve yeryüzüne yerleştirdi; orada ovalara saraylar kuruyor, dağları yontarak evler yapıyordunuz." (Araf Suresi, 7/74)

    Kur'an-ı Kerim, Semud kavmine "Ashab-ı Hicr" ya da ‘Hicr halkı’ ismini de vermektedir (Hicr Suresi, 15/80). Dağları oyarak yaptıkları evlerde yaşadıkları için "Sağlam ve korunmuş yerlerde yaşayanlar" anlamında Ashabu'l-Hicr denilmiştir. 

    Âd kavminin helak oluşu Semud halkı tarafından çok iyi bilinmekteydi. Fakat zamanla onlar da Allah’ın kendilerine verdiği nimetlerle şımardılar. Allah’ın ihsan ettiği onca nimete şükredeceklerine nankörlük içinde, yonttukları taşlara tapmaya başladılar.

    Göz kamaştırıcı saltanatlarına o kadar güveniyorlardı ki dünyada ebedi kalacaklarını düşünüyorlardı. İster sanat güçleri ister bedeni kuvvetleri olsun, onlarda kibir duygusunu bir hayli geliştirmişti. Bu duygu da onları bitip tükenme bilmeyen arzuların içinde dolaştırıyordu ki, yapılan resmî kazılar, korkunç bir hırs ve ebediyet tutkusuyla oyulmuş taşları ve taşlar üzerine büyük titizlikle yapılan işlemeleriyle bu insanların duygu, tutku ve karakterlerini ortaya koymaktadır.

    Semud halkı zaman geçtikçe daha fazla kibre kapıldı. Ad kavminin başına gelen felaketi basite alıp alaycı bir tavırla: 

    "Onlar akılsız bir toplumdu. Binalarını düz ovalara yaptıkları için fırtına onları yok etti. Bizler ise kayaları yontuyoruz. Fırtınalar bize asla zarar veremez.” diyordu. 

    Bu düşüncelerle fitne çıkardılar ve adeta meydan okudular. Binalarının sağlam olmasına güvenip yoldan iyice çıktılar. 

    Yüce Allah yine onlara rahmetinin gereği Salih aleyhisselam’ı peygamber yani uyarıcı olarak gönderdi. Çünkü onlar da artık yeryüzünde eşkıyalık yapıyor, hak ve hukuk tanımıyorlardı. 

    “Semud kavmine de kardeşleri Salih’i peygamber olarak gönderdik. Onlara şöyle dedi: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin, sizin ondan başka ilahınız yoktur… Semud ve Âd ‘Karia’yı (cehennemi) yalanladılar.” (Hakka Suresi, 69/4)            

    Semud kavmi de öncekiler gibi Allah’ı ve ahireti inkar ederek dünyada baki kalacakmış gibi davranıyordu. 
    “Andolsun Hicr halkı da gönderilen elçileri yalanlamışlardı.” (Hicr 15/8) “Biz senin ve seninle birlikte olanlar yüzünden uğursuzluğa uğradık.” (Neml 27/47) diyorlardı. 

    Kötülükten başka hiçbir şey yapmıyorlardı: “Semud’a gelince; biz onlara doğru yolu gösterdik, fakat onlar kötülüğü hidayete tercih ettiler…” (Fussilet 41/17) ‘Büyüklük taslayanlar dedi ki; “Biz de gerçekten sizin inandığınızı tanımayanlarız.” (Araf 7/76) 

    “Ey Salih, bundan önce sen, içimizde kendisinden (iyilikler) umulan biriydin. Atalarımızın taptıkları şeylere tapmaktan bizi sen mi engelleyeceksin? Doğrusu biz, senin için bizi davet ettiğin şeyden derin bir şüphe içindeyiz.” (Hûd 11/62) 

    Semud kavminden bazı insanlar, topluma hakim olmak, halkı baskı ve şiddetle kontrol altında tutmak için çeteler kurmuşlardı. Bu zalimler, karışıklık çıkarıyor, fesadı yaygınlaştırıp, toplumun düzenini bozuyorlardı. 
    "Şehirde dokuz kişilik bir çete vardı ki, bunlar ülkede bozgunculuk çıkarır, iyileştirme ve düzeltme adına hiçbir şey yapmazlardı.” (Neml 27/48) 

    Toplumda kendi düzen ve sistemlerini kurup güç ve hakimiyet sahibi olan bu kimseler, Allah'ın kendilerine rahmet vesilesi olarak gönderdiği Salih (as)’a ilgi ve alaka gösterilmesini istemediler. 
    Bunu engellemek için propaganda yaptılar. Müthiş algı oyunlarıyla halkı kandırmaya başladılar: 
    "Sizler bunun doğru dürüst olduğunu nereden biliyorsunuz? Peygamberlik diye bir şey olamaz. Bu adam da bizim gibi bir insandır. Ey kavmimiz bizler bunun getirdiklerine inanmıyoruz. Onun bizi tehdit ettiği azabı da hemen getirmesini istiyoruz. Bu toplumun inandığı bir inanç sistemi var. Atalarımızın bizler için kutsadığı ilahlarımız var. Bizler bunlar sayesinde bunca nimete kavuştuk. Niçin onlardan vazgeçelim? Hem de bir beşerden peygamber olur mu?" 

    Kur’an bu durumu şöyle anlatır: "Semud kavmi de kendilerini uyaran peygamberleri yalanladı. Dediler ki: İçimizden bir beşere mi uyacağız? O zaman sapıtmışız ve çıldırmışız demektir. Aramızdan ona mı vahiy verilmiş? Hayır, o şımarık yalancının biridir." (Kamer 54/23-24)

    Toplumda yürütülen bu algı operasyonlarının neticesinde Semud halkının başına birtakım sıkıntılar gelmişti. Onlar ise inkar ve sapkınlıklarından dolayı başlarına gelen bu uğursuzlukları Salih (as) ve ona inananlardan biliyorlardı: 

    "Sizin yüzünüzden biz uğursuzluğa uğradık" diyerek onları suçluyorlardı. Salih (as) ise bu iftiralara karşı:
    "Sizin uğursuzluğunuzun sebebi Allah tarafından biliniyor. Doğrusu siz sınanmakta olan bir topluluksunuz…" (Nemi 27/47) diyerek cevap veriyordu. 

    Salih (as) ardından onları düşünmeye davet ediyordu: 
    "Ey kavmim! Bir de şöyle düşünün! Ya ben, Rabbimden gelen açık bir delile dayanıyorsam ve de O bana lütfedip peygamberlik vermişse! O'na isyan ettiğim takdirde beni O'nun azabından kim kurtarır? O'na isyan edip size uyarsam, bana daha büyük zarar vermekten başka bir şey yapmazsınız." (Hud 11/63)

    Salih (as) bütün fitne ve iftiralara rağmen onları hak ve hakikate ısrarla davet etti:
    "…Allah'tan korkmayacak mısınız? Ben size gönderilen güvenilir bir elçiyim. O halde Allah'tan korkun ve bana itaat edin! Halbuki ben davet ve tebliğime karşılık sizden herhangi bir ücret de istemiyorum. Benim ücretim yalnız Allaha aittir. Siz burada hep güven içinde kendi halinize bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz? Bağların, bahçelerin, akan pınarların içinde ekili tarlaların, meyvesi olgunlaşmış hurmaların arasında. Bunun için mi kayalardan büyük bir ustalıkla görkemli evler yontuyorsunuz? Allah'tan korkun bana itaat edin. Haddi aşan kimselerin emrine uymayın. Onlar yeryüzünde hep fesat çıkarırlar, düzeltmeyi hiç düşünmezler…" (Şuara 26/141-152)

    Semud kavmi, o İrem bağ ve bahçeleri gibi yemyeşil bir dünyada sonsuza kadar kalacağını zannetmişti. Ve bu zenginlikleriyle halka, iyi ve samimi olanlara yaptıkları zulümlerinin hep yanlarına kar kalacağına tamamen inanmıştı. 

    Hz. Salih (as) onlara bir rehber olarak gelmiş ve onları bu gafletten uyarmaya çalışmıştı. Onların yaptıkları zulümlerden vazgeçmelerini hatırlatarak:

    ‘Üst üste, aşağıya doğru sarkmış hurma salkımlarının altında, meyveli bağ ve bahçeler arasında, başınıza güneş vurmadan, Yemen'den ta Şam'a kadar gelip gittiğiniz o cennetnümûn âlemde sonsuza dek yaşayacağınızı mı sandınız?’ demişti. 

    Bu ikazları Kur'ân'ın değişik sûrelerinde görmek mümkündür. Ama onlar buna kulak vermediler. Hz. Salih, bütün bunları samimiyet ve ciddiyetle ifade ettiği hâlde onu dinlemediler. Semud kavmi, bu tebliğ karşısında daima körlük yaşamıştı:  

    "Sen gerçekten büyülenmiş birisin! Sen de bizim gibi sadece bir insansın. Eğer dediğin gibi bir peygambersen, hadi bize bir mucize getir!" (Şuara 26/53-54)

    İstedikleri Mucize

    Semud kavmi, peygamberliğini ispat için Salih (as)’dan bir mu’cize istediler. Mu’cize gösterdiği takdirde ona inanacaklarına söz verdiler. Kendilerine göre olması mümkün olmayan bir şeyi, kayadan bir deve meydana gelmesini arzu ettiler. Semud kavmine istekleri üzerine mucize olarak kayanın içinden çıkan dişi bir deve gönderildi. 

    “Biz onları sınamak için dişi deveyi gönderiyoruz. Sen onların ne yapacağını izle ve sabırlı ol. Suyun deve ile aralarında dönüşümlü olacağını kendilerine haber ver. Herkes su nöbetinde hazır olsun.” (Kamer 54/27-28)

    Semud kavmi de diğerleri gibi, kendine has farklı bir karakter sergiliyordu. Kayaları oyan bu kavmin imtihanı, kayanın içinden çıkan bir deve ile gerçekleşecekti. 

    Salih (as): "İşte mucize, şu dişi devedir! Bir gün kuyudan su içme hakkı onun, belli bir gün de sizindir.” (Şuara 26/155) 
    "... Onu kendi haline bırakın, Allah'ın arzında otlasın. Sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa pek yakında başınıza bir azap gelir.” (Araf 7/73), (Hud 11/64) "...Onun su içme hakkını gözetin." (Şems 91/13) dedi. 
     
    Semud kavmi bu mucizeyi bizzat gördükleri için başta dişi deveye dokunmaktan korktular. Fakat onların bozulan fıtratları kötülüğe çok meyilliydi ve daha fazla duramadılar. Fitne ve fesadı ortaya döktüler. Hz. Salih'in (as) uyarılarını hiçe sayarak deveyi öldürmeyi düşündüler. Onlar arkadaşlarını çağırdılar ve en bahtsızları bıçağını çekip deveyi kesti. (Kamer 54/29)

    “Semud kavmine açıkça görülen bir mucize olarak dişi deveyi verdik, ama onlar bunu inkar ederek nefislerine yazık ettiler. Oysa biz mucizeleri sadece korkutup uyarmak için göndeririz.” (İsra 17/9)

    Semud kavmi kurtuluşlarına vesile olacak bir mucizeyi helaklerine sebep kıldılar. Her türlü ikaza rağmen onun, kamu alanında otlamasına ve su içmesine tahammül edemediler. Salih (as) bu olayı öğrendikten sonra çok üzüldü. 

    Hüzün içinde kavmine dönerek şöyle dedi: "Yurdunuzda üç gün daha yaşayın! İşte, bu kimsenin yalan diyemeyeceği bir tehdittir." (Hud 11/65) Semud kavmi ise Salih'in bu uyarısını hafife alarak Rablerinin emrine başkaldırdılar: 

    "Salih, dediler. Eğer gerçekten peygamberlerden isen, bizi tehdit edip durduğun azabı haydi getir bakalım." (Araf 7/77)

    “Onlar senden azabın bir an önce gelmesini istiyorlar. Allah verdiği sözden asla dönmez.” (Hac 22/47)

    Allah Teala onların bu isyanı karşısında Salih (as)’ın onlara şöyle demesini istemişti: 
    “Bir an önce gelmesini istediğiniz azap benim elimde olsaydı, sizinle benim aramdaki iş çoktan bitirilmişti. Zalimleri Allah (cc) daha iyi bilir.” (En'am 6/58) “...Eğer belirlenmiş bir zamanı olmasaydı, azap onlara hemen gelirdi. Zaten o, farkına varmadıkları bir sırada onlara ansızın gelecektir…” (Ankebut 29/53-54)

    Dokuz Kişilik Çete deveyi öldürdükten sonra Salih (as) ve ailesini de öldürmeye karar verdi. Onlara göre yeryüzünde korkulacak hiçbir varlık yoktu ve karşılarına çıkacak bir güç de bulunmuyordu:

    "…Onlar, Allah'a yemin ederek aralarında şöyle anlaştılar: ‘Geceleyin ona ve yakınlarına baskın yapıp hepsini öldürür, sonra da sahip çıkan akrabalarına yakınlarının öldürülmesi esnasında orada bulunmadığımızı bildirir ve biz gerçekten doğru söylüyoruz deriz.’… ” (Neml 27/49-50) 

     Ama unuttukları ve isyan ettikleri Rabb onları duyuyor ve sadece belli bir vakte kadar onlara mühlet veriyordu:

    "Onlar bir tuzak kurdular, ama tuzaklarına karşı Biz de tuzak kurduk, kendileri farkında olmadan onların tuzaklarını bozduk, onların planlarını altüst ettik. İşte bak, onların tuzaklarının sonu ne oldu?...” (Neml 27/49-50) 

    İşte bu çete kendilerine mühlet verilen üçüncü gecede Salih (as) ve yakınlarını katletmek için harekete geçti. Allah Teala onları beklemedikleri bir anda aşağıdaki ayetlerde ifade edildiği gibi; "Sabaha doğru ..." (Hicr 15/83), "Gün doğarken ... " (Hicr 15/73) "Derken o korkunç ses onları yakalayıverdi. Biz de hepsini selin önündeki çer çöp haline getirdik. Zalimlerin canı cehenneme.” (Mü'minun 23/41) 

    "Onlara tek bir ses gönderdik de ağıla yığılmış çalı çırpıya döndüler.  (Kamer 54/31) Bunun üzerine onları korkunç bir sarsıntı yakalayıverdi. Kendi yurtlarında dizüstü çöküp... (Hud 11/67) ve yüzüstü serilip kaldılar. (Araf 7178) Onca varlıkları ve evleri kendilerine bir fayda vermedi. (Hicr 15/84) 

    “Her birini kendi günahıyla yakalayıverdik, kiminin başına taş yağdırdık, kimini o korkunç ses yakalayıverdi. Kimini yerin dibine geçirdik; kimini de suda boğduk. Allah onlara kesinlikle zulmetmedi; onlar kendi kendilerine zulmettiler. (Ankebut 29/40) Rableri de günahları yüzünden başlarına azap indirip onları yerle bir etti.” (Şems 91/14)

    Allah (c.c) da, mucize olarak ona bir deve göndermiş ve ona dokunulmamasını istemişti. Ne acıdır ki onlar, haddi aşarak bu deveye dokunmuşlardı. Deveye dokunmama, ilk etapta bizim idrak ve anlayış ufkumuzu zorlayabilir. Halbuki her devirde insanlar bir kısım mükellefiyetler altındadır. Namaz, oruç, zekat bu türden birer mükellefiyet çeşididir. Bunlar gibi içki içmeme, zina etmeme, faiz yememe de birer mükellefiyettir. Bu mükellefiyetler bu şekilde olduğu gibi, bazen de bir deveye dokunmama şeklinde olabilir. Nitekim Hz. Salih (a.s)'in kavmi, böyle bir mükellefiyetle karşı karşıya kalmış ve bu imtihanı kaybetmişlerdi.*** 

    Hz. Salih (a.s)'in mağlup düşmeye yüz tuttuğu bir hengamda ve sözünü dinletemediği bir pozisyonda, Allah (c.c) o kavmi helâk ediyor; ediyor ve yerin dibine geçiriyor. Zira Allah (c.c) bütün kâinatı ve hususen insanı, kendisini bilip tanısın diye yaratmıştır. Dünyanın varlık hikmeti budur. İnananlar mağlup duruma düşünce, bu hikmet sarsılır. Cenâb-ı Hakk da o devrin insanlarını sarsar, bazen de yukarıdaki misallerde olduğu gibi yerle bir eder. Bu, hiçbir zaman değişmeyen ve değişmeyecek olan ilâhî bir kanundur.

    Hem bu fiili işleyenler hem de ona sessiz kalanlar, kendi akıbetlerini hazırladılar. Allah (c.c) da onları derbeder etti. Zulmeden ile bu zulme sessiz kalanları ayırmayarak hepsini mâzi mezarına gömdü. Cismânî olarak bela ve musibete maruz bıraktığı gibi, namlarını da isli-dumanlı hâle getirdi. 

    ‘Bazen bu musibet cisme dokunmaz; meselâ mesh, surette değil sîrette olur. Böyle bir bela diğerinden daha zor anlaşılır. Bu tür musibet, sadece cismaniyete isabet eden musibetten, aslında daha şiddetlidir. Ve günümüzde gelen belalar, ekseriyetle bu türden gelmektedir. Zannediyorum, serkeşliğin baş döndürücü keyfiyette devam etmesinin bir sebebi de bu; çünkü insanlar, başlarında dönüp duran belanın farkında değiller.’ ***

    "(Azap) emrimiz geldiğinde Salih'i ve onunla beraber iman edenleri tarafımızdan bir rahmet ile o günün azabından kurtardık…" (Hud 11/66) 

    Salih (as) ve inanan müminlerin, bu bölgeden Allah'ın rahmetiyle kurtularak Sina Yarımadası'nda Musa Dağı diye bilinen bir bölgeye geldikleri ve burada yaşadıkları rivayet edilir. Başka rivayetlerde ise onun Mekke taraflarına geldiği ve bu bölgede yaşayıp Mekke'de vefat ettiği, kabrinin ise Kabe’nin batısında Daru'n-Nedve ile Hicr arasında olduğu ifade edilmiştir. 

    Hadislerde Semud Kavmi 

    Hicr bölgesine Tebük seferindeyken gelen Allah'ın Rasûlü (sav) ashabını şöyle uyarmıştı: "Azaba uğratılmış olan şu milletin yurduna ağlamadan girmeyin, şayet ağlayamıyorsanız, onların başına gelenlerin sizin de başınıza gelmemesi için onların topraklarına uğramayın." Sonra da başını örterek o vadiden süratle geçti. (Müslim, Zühd 38-39; Buhari, Enbiya 17)

    Yine Tebük seferinde Ashab-ı Kiram Hicr mevkiinde konakladıklarında, bir zamanlar bu diyarın zalimlerinin kullandığı kuyulardan su çekmiş, onunla hamur yoğurmuşlardı. Rasûl-ü Ekrem (sav) bunu öğrenince, arkadaşlarına çektikleri suyu dökmelerini, yoğurdukları hamurları da develere yedirmelerini emretti. (Buhari, Enbiya 17; Müslim, Zühd 40)

    Bediüzzaman Hazretleri:
     ‘Hz. Süleyman’ın Hüdhüdü ve karıncası, Hz. Salih’in devesi, Ashab-ı Kehf’in Kıtmir’i gibi bir kısım hayvanlar, ruh ve cesetleriyle birlikte bâkî âleme-cennete gidecektir. Bu konuda hadis rivayetleri vardır. Bununla beraber, hikmet ve hakikat, rahmet ve rububiyet de bunun böyle olmasını ister.’(Şualar/3.Şua) diyerek Hz. Salih’in devesinin Cennete gideceğini haber vermiştir. 

    Büyük Cevşen’de tazarru ve niyaz kısmında ‘Ey Rabbim! Hz. Salih ve devesinin, Hz. Hud ve heybetinin…hürmetine… her birimize kamil, mükemmel, en sağlam, en sarsılmaz, daimi ve ebedi bir iman ihsan eyle.’ denilerek Hz. Salih ve devesi Rabbe olan yakarışta vesile kılınır…  

    Mevlana’nın Mesnevisi’nde Hz. Salih’in Devesi

    Salih (as)’ın devesi Mesnevî’de iyilerin cismaniyetine benzetilir. Ancak kötüler o iyiyi hor görürler ve ona zarar vermek isterler. 

    Bu çirkin davranışları kendilerinin acıklı sonunu hazırlar. “Hz. Salih (as)’ın devesi görünüşte deveydi, o zalim kavim, bilgisizlik yüzünden deveyi kestiler. Su için deveye düşman olduklarından kendileri, mezara su ve ekmek oldular. (helâk olup mezarı doyurdular anlamında). 

    Allah’ın devesi, ırmaktan buluttan su içmekteydi. Onlar, Hakk’ın suyunu Hak’tan esirgediler. Hz. Salih (as)’ın devesi, salih kişilerin cisimleri gibidir; onlar kötülerin helâki için tuzaktır. Neticede ‘Allah’ın devesinden ve içeceğinden çekinin’ hükmü, o ümmeti dertlere uğrattı, onları helâk etti!

    ‘Ruh, Salih gibidir, ten de deveye benzer. Ruh vuslattadır ten ihtiyaç içindedir.
    Salih’in ruhu afetlerden kurtulmuştur. Yaralanan devedir. Salih sanma.”

    Devam edecek…  

    14 Şub 2020 11:22