Adet çokluğu önemli değil

  • Safvet Senih
  • Safvet Senih
    13 Eyl 2018 09:58
    Üstad Hazretleri Altıncı Nota’da ehemmiyetin, kemiyette olmayıp keyfiyet ve kalitede olduğunu imanî meselelerde inkâr edenlerin çokluğunun bir önemi olmadığını anlatıyor… Evet ahsen-i takvimde en güzel surette ve üstün kabiliyetlerde en mükemmel kıvamda yaratılan insan, eğer istenilen mânâda insan olmazsa şerli bir şeytana dönüp “Bel hüm edall” yani hayvanlardan aşağı bir duruma düşer. İnsan bazıları gibi hayanî ihtiraslarda ilerledikçe daha şiddetli bir hayvaniyet konumuna iner. Görüyoruz ki, hayvanlar, adet ve sayı çokluğu itibariyle insana nisbetle üstün oldukları halde, insanlar, bütün hayvanlara sultan, komutan ve hâkim olmuşlardır. İman konusunda, inkârcıların olumsuz bakışlarının bir kıymet ve değeri olamaz. Çünkü olumsuz bakışlar birbirini destekleyip kuvvet veremezler. Mesela Ramazanın başında bir şehirdeki insanları “Biz hilâli görmedik, göremedik” deseler bile hilâlî gören iki kişinin şâhitliği onun varlığına ve görüldüğüne delil teşkil eder. Çünkü, nefyedip görmedik, yok diyenlerin iddia ve davaları şekil ve suret itibariyle bir iken, müteaddiddir; birbiriyle birleşemez ki,  birbirine kuvvet versin. Halbuki, hilali gördüm, var, diyenlerin iddia ve davaları birleştiğinden birbirinden kuvvet alır. Gökteki Ramazan hilâlini görmeyen der ki: “Benim nazarımda Ay yoktur, benim yanımdan görünmüyor.” Başkası da “Nazarımda yoktur.” der. Daha başkası da öyle der. Herbirisi  kendi nazarında “Yoktur” der. Her birinin nazarları ayrı ayrı ve nazara perde olan sebepler de ayrı ayrı olduğu için iddia ve davaları da ayrı ayrı olur ve  birbirine destek ve kuvvet veremez. Fakat isbat edip “Var” diyenler demiyor ki: “Benim nazarımda ve gözümde hilâl var.” Bilakis  “Gerçekte göğün yüzünde hilal var, görünüyor işte.” der. Görenler bütün aynı davayı ortaya koyarak “Gerçekte var” der. Demek isbat edip var diyenlerin bütün dâvâları birdir. Yok, diyenlerin, görünmediğini iddia edenlerin ise davaları da ayrı ayrı olduğundan gerçeğe hükmedemiyorlar. Çünkü gerçekte nefyedip yok iddiasında bulunmak isbat edilemez. Evet mesela bir şeyi dünyada yok, desen bütün dünyayı eleyip göstermen lâzım ki, bu iddian isbat edilmiş olsun. 
    Mesele iman-inkâr çapında böyle olduğu gibi, ictimaî meselelerde haksız ve zâlim düşmanların da fazla bir önemi yoktur. Âyet-i kerimede: “Onların belde belde kendilerine kazanç sağlayacak şekilde dolaşıp durması seni aldatmasın.” (Mümin Suresi, 40/4) buyuruyor. 
    Bir anda gelen sel  sularının üstünde çör çöp ve köpükler bir müddet sonra savrulur  giderler. Onların üstte görünmeleri, üstün olduklarından  değildir hem de devamlı değildir.
    Hz. Mevlana’nın dediği gibi bazen insan, imanı ve ihlası ile melekleri bile imrendirir. Bazen de insan zulüm ve iftiralarıyla şeytanlar bile iğrendirir… Ama bir harman yalanı bir hakikat dânesi yakar bitirir…
    Gerçi meşru daire dardır, içinde durmak zordur. Ama en emin yoldur ve hayır sadece burada vardır.
    Bu Hizmet’e kötülük yapanlar zamanı gelince karşılığını buldular: Pakistan’da Nevaz Şerif ve kızı hapiste, kardeşi  Şahbaz seçimi kaybetti… Arkadaşları haksız olarak yakalatıp teslim eden Suudi Prens göz hapsinde… Malezya Başbakanı olup Hizmete kötülük yapan kişi şu anda yolsuzluktan hapiste… Elbette kaderin bir planı var. Biz Cenab-ı Hakkın hikmet ve muradını bilemeyiz… Evet bütün planlar üstünde İlahî bir plan ve kader var… Mühim olan bizim doğru yolda ve samimî olmamız. Bunun dışında, gücümüzü aşan şeylerden zaten sorumlu değiliz. Hiçbir şey, hiçbir kimse Allah’ın ilim ve kudretinin dışında değildir. Biz sadece kendi muhasebemizi ve durum muhakememizi yapıp varsa hatalarımızı bir iç onarımla düzeltmeye gayret edelim, gerisini O’na bırakalım. Bakalım Mevlam neyler. Zaten neylerse güzel eyler. Celâleddin Harzemşah’ın dediği gibi, “Bizim  vazifemiz sefer; zafer değil. Muzaffer etmek veya mağlup etmek, Cenab-ı Hakkın rububiyetinin şe’ni. Biz, O’nun icraatıa karışmayız… O’nu (c.c.) hikmetiyle, rahmetiyle hakkımızda hayırlısını vermesini diler ve dileniriz…  


    13 Eyl 2018 09:58