Melekut Dairesi

  • Safvet Senih
  • Safvet Senih
    02 Mar 2022 10:02
    19 Mayıs 2000 tarihinde Muhammed Fethullah Gülen Hocaefendi’ye, “Hz. Musa ile olan kıssadan hareketle, Hz. Hızır Aleyhisselam‘a, kader dairesinde görevli olarak bakılabilir mi?” şeklinde sorulan soruya Hocaefendi şöyle cevap verir: Kader dairesi değil de, melekût dairesi demek daha uygun. Bu, varlığın iç boyutunu teşkil eden bir daire. Kader dairesi de bunun içinde mütalaa edilebilir, ama Hz. Hızır’ın vazifeli bulunduğu daire melekût dairesidir.


    Kur’an-ı Kerim’in kıssayı takdiminden çıkan netice şudur: Bu seyahat, Hz. Musa Aleyhisselam için Efendimizin (S.A.S.) Mirac‘ına benzer bir seyahattir. Hz. Musa Aleyhisselamın yanında balığın dirildiği noktaya kadar, fetâsı Hz. Yuşa da vardır. Balığın dirilmesi, Hz. Hızır’ın sahasına girildiğinin işaretidir. Orada her şey diridir. Seyahati anlatırken Kur’an-ı Kerim hep tesniye (ikil) zamiri kullanır. Bu da göstermektedir ki, artık bundan sonraki seyahatte Hz. Yuşa yoktur. Bu seyahat maddî âlemde bir seyahat olmayıp, anlaşıldığı kadarıyla, misal veya melekût âleminde bir seyahattir. İhtimal, Hz. Musa Aleyhisselam Hz. Yuşa ile oturup, yemeklerini yer yol ahvâlinden konuşurken bu esnada seyahat başlamıştır. Bunu şöyle açabiliriz: Mesela, bu yemekhanede hepimiz otururuz; ancak içimizden bazıları aynı anda başka âlemlerde, başka boyutlarda seyahat ediyor olabilir. Başkaları bunun farkında olmayabilir. Zaten bütün âlemler, içinde yaşadığımız şehadet âleminin ötesinde veya üzerinde, hatta onunla iç içe birer farklı boyuttan ibarettir. Ahirette inşaallah gideceğimiz Cennet de yine bu âlemin, Âhirete göre alacağı şeklin bir boyutu, bir başka ifadeyle, semalar kadar genişleyecek olan yeryüzünün Âhirete göre alacağı şekilden ibaret olacaktır. Ama bu âlemin mikyaslarıyla Âhiret âlemlerinin tartılmayacağı da bir gerçek.


    Hz. Hızır’la olan bir başka boyut veya melekût âlemindeki seyahatinde Hz. Musa’nın bedeninin de olmadığı söylenemez. Arzettiğim gibi, bu seyahat, Efendimizin (S.A.S.) Mirac‘ına benzetilebilir. Dolayısıyla, bu seyahatte Hz. Hızır’ın yaptıkları, melekût âleminin hükümlerine göredir. Hz. Hızır, bu dünyadaki işlerin iç yüzünü göstermiştir. Burada bizim yanlış veya hakkımızda şer gördüğümüz pek çok şeyin aslında doğru ve bizim için hayırlı olabileceği vurgulanmıştır. Ne var ki, bu âlemdeki davranış kriterlerimiz bellidir ve biz, bu kriterlere göre davranır ve hükmederiz. İşin melekût yönünü bilemeyiz. Dolayısıyla, Hz. Musa Aleyhisselamın çıkışları, bu âlemin ahkâmına göre yanlış değildir. (İsmail (Ali) Ünal, Fethullah Gülen’le Amerika’da Bir Ay) 


    Mektubat’ta Birinci Mektub’un Birinci Sorusu’nun, (Hz. Hızır Hayatta mıdır? Hayatta ise, bazı ulema niçin hayatta olduğunu kabul etmiyor?) asıl sebebi, Efendimizin (S.A.S.) “Şu anda yaşayanlardan yüz sene sonra kimse kalmayacak” sözüdür. Bunu, daha sonraki yıllarda mesela 200 sene sonra ben sahabeyim, diyerek hadis rivayet eden sahtekârlar için söylemişti. Onlara, “Siz sahabe olamazsınız, çünkü Efendimizden 100 sene sonra kimsenin hayatta olmayacağını ifade etmiştir. Siz yalancısınız’ diye reddediliyorlardı. İşte buna dayanarak ‘Buna göre Hz. Hızır, Efendimizle (S.A.S.) görüşmüş olsa bile, şimdi hayatta olmaması lazım’ diyorlar. Halbuki Üstad Hazretleri cevabında, hayat mertebelerinin beş olduğunu söyleyerek bir şekilde beş boyuttan söz etmiş oldu. Birinci tabaka-i hayat, bizim hayatımız. İkinci tabaka-i hayat, Hızır ve İlyas Aleyhisselamın hayatları. Üçüncü hayat tabakası, Hz. İdris ve İsa Aleyhisselamın hayatlarıdır. Dördüncü hayat tabakası, şehitlerin hayat mertebesidir. Beşinci hayat tabakası, kabirdekilerin hayat mertebeleridir. Hızır Aleyhisselamın hayat boyutunda yeme içme mecburiyeti yoktur. Bazan isterlerse yiyip içerler. Ayrıca bir anda birkaç yerde bulunabilirler. 


    Rivayetlerde, Hz. Musa gibi ülû’l-azm bir peygamberin, Hz. Hızır’la seyahatine sebep olarak, içinden, acaba kendinden daha âlim birinin var olup olmadığının geçtiği belirtilir. Allah da (c.c.) onun Hz. Hızır’a gönderir ve bulunduğu âlemin veya buudun dışında, daha başka âlemlerin, buutların, dolayısıyla da ilmî derinliklerin var olduğunu gösterir. İhtimâl, Hz. Musa’nın (A.S.) misyonu gereği, böyle bir seyahatten de geçmesi gerekiyordu. Bir kitapçıkta yer aldığı üzere, Hz. Musa tamamen maddeci bir kavme gönderilmişti. Firavunun sarayı gibi yine maddeci bir ortamda yetişen bu yüce Peygamber, kavminin ruh terbiyesinden geçmesi için, kendisinin de melekûta açılması gerekiyordu. Her peygamber, gönderildiği kavmin bir prototipi gibidir; onun hususiyetlerini taşır. Kavmine vermesi gerekenleri önce kendinde duyacak, kendinde yaşayıp tecrübe edecek ki, sonra onları kavmine samimiyet ve tam bir itminanla aktarabilsin. (Ali Ünal, Fethullah Gülen’le Amerika’da Bir Ay)

    02 Mar 2022 10:02