Şeytanlar ve Münafıklar

  • Safvet Senih
  • Safvet Senih
    12 Tem 2018 09:12
    Haşir Suresinde münafıklardan bahsedilirken şöyle buyuruluyor: “Şeytanın meseli gibi yani, darb-ı mesel olmuş hayret verici hali gibi: Hani bir vakit şeytan insana inkâr et demişti. O insan inkâr edip kâfir olunca da şeytan çekilivermiş. ‘Haberin olsun, ben senden beriyim’ (Yani senin bulaştığına bulaşmam, sorumluluğuna iştirak etmem) çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım’ demişti.” (Haşir Suresi, 59/16) 
    Merhum Elmalılı Yazır’ın dediği gibi, şeytan “İnkâr et” diye emir verirken Allah’tan korkmamıştı da, insanı aldatıp belaya soktuktan sonra azabı hatırlayarak korkocağı tutmuş “Ben karışmam ne halt edersen, et” diyerek savuşuvermişti ki, bu da bir şeytanlıktı. (…)  Bu konuda darb-ı mesel haline gelmiş bir kıssa da nakledilmektedir. Ahmed b. Hanbel, Zühüd’de, Buharî Tarih de, Beyhaki Şuab’da, Hakim ve daha başkaları Hz. Ali’den şöyle nakletmişlerdir. “Ermişlerden biri kendi köşesinde ibadet ederdi. Günün birinde bir kadına bir hâl ârız olmuş, kardeşleri de onu, o ermiş kişinin yanına götürüp bırakmışlardı. Kadın da bu zâtın hoşuna gitmiş ve tutup onunla zina etmişti. Bunun üzerine kadın hâmile kalmış, derken şeytan bu zâtın yanına gelerek, “Sen bu kadını öldür, şayet durumu öğrenirlerse rezil olursun” dedi. Böyle adam kadını tutup öldürdü ve bir yere gömdü. Sonra kadının kardeşleri gelip adamı yakaladılar, götürürlerken şeytan yine gelerek, “Onu sana hoş gösteren bendim, şimdi bana secde edersen seni kurtarırım” dedi. Bunun üzerine adam ona secde etti, sonra da şeytan ondan uzaklaşıp dediğini dedi. İşte Haşir Suresinin 16. âyeti buna işaret etmektedir. 
    Peki münafıklar ne yapmışlardı? Onun için Haşir Suresinin 16. âyetine dönelim: “Münafıkların, ehl-i kitaptan inkâr eden dostlarına ‘Eğer siz yurdunuzdan çıkarılırsanız, mutlaka biz de sizinle beraber çıkarız sizin aleyhinizde asla kimseye uymayız. Eğer savaşa tutuşursanız, mutlaka yardım ederiz’ dediklerini görmedin mi? Allah, onların yalancı olduklarına şâhitlik eder.”
    Beni Avf’dan  münafık Abdullah b. Übeyy b. Selûl ve diğer münafıklar, Peygamberimizle (S.A.S.) yaptıkları bozup “Anayasal Suç” işleyen ve çok kuvvetli kalelerine sığınıp savaşa hazırlanan Beni Nadîr’e diyorlar ki: “Vallahî siz çıkarılırsanız biz de yurtlarımızı ve mallarımı bırakır sizinle beraber gideriz… Sizi çıkartmamak için her türlü itaatsizliği ve isyanı göze alırız. Savaşta sizinle beraber çarpışırız “Halbuki Allah şehadet ediyor ki, o münafıklar muhakkak yalancıdırlar. Yemin olsun ki, onlarla beraber çıkmazlar, onlara yardım etmezler, yardım etseler bile arkalarını  dönüp kaçarlar, sonra kendilerine de yardım edilmez.” (Haşir 59/12)
    Aynen Kur’an’ın dediği gibi oldu. Benî Nadîr’i, şeytanın terkettiği gibi terkedip kendi hallerine bıraktılar. 
    Üstad Hazretlerinin tabiriyle, bugün İslam dünyasındaki “Asya’nın münafıkları” nın yaptıkları da aynen böyle… Birilerine söz veriyor, ortalığı karıştırıyorlar, sonra sözlerinde durmuyorlar. Zaten en baştan verdikleri sözlerde nifak, fesat ve bozgunculuk var… İşte Suriye’de olanlar… İşte Mısır… İşte  Filisten… İşte birbirini boğazlayan ümmet-i Muhammed… İşin derinine inildiğinde müthiş bir nifak hareketinin sinsice her şeyi bozup dağıttığına şahit oluyorsunuz. Ama eninde sonunda “fi’d-derki’l-esfel” de yani “Şu kesindir ki, münafıklar cehennemin en alt katındadırlar.” (Nisa Suresi, 4/145)  âyetin gerçeği tahakkuk edecektir. 
    Haşir Suresinin tefsirinde Müslümanların kadınlarına, onların iffet ve ismetlerine taarruzda bulunanlar hakkında şunlar da anlatılıyor. Umulur ki bir ders çıkartılır: 
    Efendimizin (S.A.S.) Medine andlaşmasına rağmen Benî Kaynukalılar Bedir Zaferinden sonra kıskançlık duydular ve bu andlaşmayı bozdular. Bu da Anayasal suç kapsamında bir baş kaldırmaydı. Onun için Efendimiz (S.A.S.) onları Benî Kaynuka çarşısında topladı ve dedi ki: “Kureyşin başına gelenlerden sakının, İslama girin. Çünkü benim Allah Taalâ tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğumu anladınız.” Bunun üzerine “Ya Muhammed! Harp etmesini bilmeyen bir kavimle karşılaştın da onlardan bir fırsat yakaladın. Sakın buna aldanma” dediler. Bir gün Müslüman bir kadın Benî Kaynuka çarşısına gitmiş, ziynet eşyalarından birşye için kuyumcunun yanında oturmuştu. Bu sırada onlardan bir adam kadının yanına gelerek habersizce, fistanına arkasından sırtına kadar kesmişti. Kadın aniden kalkınca avret mahalleri açılmış, onlar da gülüşmüşlerdi. Bunu gören bir Müslüman da o adamı vurup öldürmüştü. Bunun üzerine Kaynukalılar da kalelerine girip siperlerine çöktüler. Andlaşmayı bozduklarını ilan edip savaş vaziyeti almışlardı, artık… Resulullah (S.A.S.) da onları 15 gün muhasara altına aldı. Baktılar, münafık dostlarından yardım yok… Hem de içlerine Allah bir korku atınca teslim oldular. Ceza verileceği sırada baş münafık Abdullah b. Übeyy, bunların kendi kabilesi olan Hazrec Kabilesinin müttefikleri olduğunu ileri sürerek, Efendimizden (S.A.S.) bağışlanmaları için çok ısrarda bulundu. Efendimiz (S.A.S.) de “Haydi senin olsunlar, Allah onlara lânet etti, oradan çıkartın ve sürgüne gönderin.” dedi.  Abdullah da lânet etti. Sürüldüler. Ama gittikleri yerlerde de silinip gittiler… 
    Bir Müslüman kadına yapılan hayasızlığın neticesi bu… Haşir Suresinin başında beyan edildiği gibi: “Onlar zannettiler ki, kendilerini Allah’tan koruyacak sığındıkları kaleleri ve istihkâmlarıdır. Fakat Allah onlara hesap etmedikleri bir yönden geldi. Ve yürekleri içine bir korku düşürdü, evlerini kendi elleri ve müminlerin elleriyle harap ediyorlardı. Ey görecek gözü, anlayacak basireti olanlar, bu olayı düşünün ibret alın.” (59/2) 
    “Adâlet mülkün temelidir.” diyen Hz. Ömer, hakka, hukuka riayetin önemini anlatmıştır. Adâlet, Kur’an’ın dört ana rüknünden birisidir. Allah’ın hakkına, kulların hukukuna riayet etmeyenler, saraylar da, en sağlam kalelere de sığınsalar neticeleri malûmdur. Gayretullah’a dokunan zulümlerin sonu gelince en modern imkanlarla korunan sarayların, en muhkem kalelerin, katların, yatların hiçbirisi, hiçbir işe yaramaz. İnsanız, fanîyiz… Nihayet hepimiz öleceğiz, o zaman  esas büyük duruşma başlayacak… O zaman hiç kimsenin elinde ne bir kurtuluş fidyesi, ne bir devlet istihbaratı ne de bir devlet gücü kalacak… Cebbar u Kahhar’ın adaletiyle, hâkimlerin Hâkimi ile başbaşa kalacağız!..


    12 Tem 2018 09:12