Sıkıştıranlar

  • Safvet Senih
  • Safvet Senih
    03 Kas 2022 10:30

    1995’te Samanyolu TV’de Kur’an ve İlim programları yapıyorduk. Bir programda “Yağmurlar” ile ilgili ayetleri ele alıyoruz. Meteoroloji’den bir profesör izah ediyordu. “Rüzgarlar bulutları bir cepheden sürüyorsa normal yağmurlar yağar; ama ayrı ayrı cepheden bulutlar iyice sıkıştırılırsa, bu sefer şapır şapır, bardaktan boşalırcasına sağanak halinde yağmurlar yağar” dedi. Biz de kendisine Nebe Suresi’nden “Mine’l-mu’sırât, mâen seccâcâ” ayetinin izahını istemiştik. Mealen ayette: “Size hububat, tohumlar, bitkiler ve ağaçları birbirine sarmaş dolaş bahçeler çıkaralım diye, sıkışıp yoğunlaşmış bulutlardan bol bol yağmur indirdik” (Nebe’ Suresi, 78/14-16) buyuruluyor. 


    Sosyal hayatta da güzel ve büyük potansiyellere sahip olanlar sıkışınca, yeni buluş ve keşiflerle toplum için rahmet ve berekete vesile olabilirler. En büyük keşif ve buluşlar, savaşlar sırasında gerçekleşmektedir. Bizleri sıkıştıranlar zalim ve gaddar olabilirler. Ama cihan çapında yayılma ve yepyeni güzelliklere mazhar olma ve o mazhariyetlerden insanlara bir şeyler verme de ancak böyle oluyor…


    “Eğer eğilirsen (üzerine basılacak) basamak, eğer dik durursan sığınak olursun” diye bir söz vardır. Gerçekten bu süreçte gördük ki, gerçeği bildikleri halde zulüm karşısında eğilenler zalimlerin basamağı oldular. Onların üzerlerine basarak daha büyük zalimlikler yapmalarına destek oldular. Dikleşmeden, dosdoğru dik duranlar ise hak yolda olan ve birleşmek isteyenlere sığınak oldular. Allah, dik duran müstakim insanları yalnız bırakmaz. Gittikçe bu birikme artarak ve zamanla inşaallah büyük bir güç ve yıkılmaz bir nurani sütun haline gelirler.


    Onun için ümit ediyoruz ki, hakikat erlerini Cemâl-i İlahî cezbedip hep Kendine çeker. Lütf-i İlahî de onları hep birer perçinle sırat-ı müstakîm hakikatin çakar. Neticede bu çeşit insanların yolları bu güzel Hizmet’e çıkar. Allah’a teslim olalım yeter.


    Bizim dinamiklerimiz: İstişare, yani kollektif şuur ve ortak akılla hareket, adanmışlık ve beklentisizlik… Temeli ve karkası, Kitap, Sünnet, İcma ve Kıyas üzere kurulu bu Hizmet’in, sıkıntısı varsa, mensuplarının kıvamı ile ilgilidir. Bize düşen kıvamın kalitesini artırmaya çalışma olmalıdır. Genetiği, edille-i şeriyye üzerine müesses olan bu Hizmete bunların dışında yapılacak müdahale ve oynamalar daha büyük sıkıntılar getirir. 


    “Başkasının gölgesi altında olanın gölgesi olmaz” denilir. Demek ki, ışığa çıkmalı ki, insanın gölgesi olsun. Sen de senin sâyene (gölgene sığınanlara)   gölge ve sığınak olasın. Vagon olmaya razı olmayalım. Lokomotif gibi kendinden motorlu olalım. Başkalarının bizimle yeni güzelliklere açılmasına vesile olalım.


    Bizim bugün birinci derecede bilhassa zulüm penceresinde ve mengenelerinde travma geçirenlere, özellikle çocuklara, o küçüklerin büyük acılarına nasıl bir merhem bulacağımızı düşünmemiz lâzım. Evet, “Köpek, annem nerede?” diye annesinin nerede olduğunu soran çocuklara ne diyeceğiz? Mahkeme koridorlarında annesiz ve kimsesiz kalakalan çocuklara!..


    Tweetlerin ve benzerlerinin ruhları sersem, akılları geveze eden çarpıklığına karşı, böyle sıkıntılı durumlar için Üstat Bediüzzaman Hazretleri, bizleri ruhlarımızı ve akıllarımızı besleyecek Kur’an tefsirlerine yönlendirerek diyor ki: “Risale-i Nur talebeleri, Risale-i Nur’dan aldıkları iman-ı tahkîkî derslerinin nuruyla ve gözüyle, her şeyde Rahmet-i İlâhiyenin izini, özünü ve yüzünü görüp her şeyde kemâl-i hikmetini cemâl-i adâletini müşâhede ettiklerinden, kemâl-i teslimiyet ve rızâ ile Rubûbiyet-i İlâhiyenin icraatından olan musibetlere karşı teslimiyetle gülerek karşılıyorlar, rızâ gösteriyorlar. Ve Allah’ın merhametinden daha ileri şefkâtlerini sürmüyorlar ki, elem çeksinler.”


    Hüzün ruhlara dokunur. Onun için Efendimizin (S.A.S.)  buyurduğu üzere, hüzün ile nâzil olan Kur’an-ı Kerimi hüzünle okumak gerekir. Yirmi sekiz bin âlemden içinde numuneler bulunan bir insan, eğer Efendimizin (S.A.S.)  Emrine uyarak Kur’an-ı Hâkimi ve hakkını vererek tilavet edebilirse, içindeki bütün âlemlerin numunelerini de ihtizaza getirebilir. O ihtizazın zevk ve hazzına da doyum olmasa gerektir.


    Koskoca bir valinin, ülkesindeki işkence ve zulümden kaçarken suda boğulmuş bir yavrunun içleri acıtan manzarası karşısında bile “terörist bebek” dediği bir atmosferde yetişmiş çocuklarımızın yaraları ve travmaları çok derindir. Onlar iyileştirmek için çok dikkatli olmamız gerekir. Acıları çok ağır olduğu için onlarda otomatik bir iç tepki oluşur… Bu kritik durumu hesaba katarak, acelecilik belâsına tutulmadan sabırla, yavaş yavaş tedaviye gayret edilmelidir. Onlardaki haklı öfkenin sınırının olmadığını hesaba katarak elimizdeki Nurların ve Pırlantaların ışığı altında inşaallah her derdin üstesinden gelmeye çalışacağız. Dermansız dert yoktur. Yeter ki, bizler dertlenip sancılanalım; Cenap-ı Hak, dermanı kalplerimize ve vicdanlarımıza ilham edecek, zamanla bütün işlerimizi yoluna koyacaktır.

    03 Kas 2022 10:30