Sulh-u umûmî için yapılacak çok iş var

  • Safvet Senih
  • Safvet Senih
    11 May 2022 07:31
    Yapılan çok güzel hizmetler anlatıldığı zaman M. Fethullah Gülen Hocaefendi takdirlerini ve tebriklerini ifade ettikten sonra hep daha zirvelerin hedeflerini gösterir ve hep, “Hel min mezid? Yani daha yok mu? Daha var mı? dercesine ufuklar açar: “Elhamdülillah, nerede ne konuşacağını bilen, ifade, üslubuna dikkat eden donanımlı arkadaşlarımız var. Ortaya konan hizmetlerin daha âlâsı olmaz mı? Elbette ki, kendimizi beğenme içine girmeden, daha güzelini yapma gayreti içinde olunca, Cenab-ı Hakk da daha âlâsını lütfeder. Yapılan işleri, Sahibi’nden bilirsek, Sahibi’nin rahmetinin genişliğinde lütuflara mazhar oluruz. Kendimizden bilirsek, kendi darlığımıza mahkûm ederiz.” 


    Cömertliğinin sınırı olmayan ama mesuliyetinin büyüklüğünden dolayı başkasının bir kitabına izinsiz el uzatana hatta bu kişi en sevdiği bir talebesini bile ağır ihtarlarda bulunan Hocaefendi misafirlerine kendi eliyle hediye verdikten sonra; “İnanmayabilirsiniz ama her şeyimi verebilirim. Canımı isteniz onu da veririm, emin olabilirsiniz.” diyor. Yapılan bazı güzel faaliyetler aktarıldığında; “Cenab-ı Hak, bir taraftan bu tür güzel hizmetler lütfediyor, içimize inşirah veriyor. Diğer taraftan zalimler ise, zulümlerine devam ediyor. Ama ne olursa olsun bize yerinde sabitkadem olmak düşer.” diyor.


    Devirlerin değişmesine rağmen değişmeyen cevirler karşısında insafı toprağa gömenlerin zulümlerinde karşı Cenab-ı Hakk’ın korumasından başka çare olmadığına çekip, esasen daha önemli olanın, hatalarımızdan dolayı Cenab-ı Hakk’ın şu güzellikleri kapaması olduğunu zihinlerimize kazıyan Hocaefendi, ilk kamplardaki yaşananlar ve o dönemdeki baskı ve engellemelerden bahis açılınca; “Geçmişte de hiçbir zaman insaflı davranmadılar. Ama bugünkülerde insaf hiç olmadı. İnsafı toprağa gömdüler âdeta. Cenab-ı Hakk’tan siyanet isteyelim hep. Bizim günahlarımızdan dolayı Rabbim kapamasın bu güzellikleri. ”


    Hırslar, hasetler ve bunlarla içi dolu iken çıkan engelleri ve şimdi de hiç acımadan bizleri yok etmeyi hedefleyenlerin durumunu değerlendiren Hocaefendi, günümüze gelinceye kadar, Asr-ı Saadet’te olan çekememezliğe dikkat çekiyor. Üstad’a yapılanları hatırlatıyor… Hatta bu hislerin asr-ı saadette bile nelere vesile olabileceğini de gözler önüne seriyor: “Zulüm çağı. Üstadımız da sürgünler, hapishaneler yaşamış ama düşünün bunlar yetmezmiş gibi 21 defa zehirlemişler. Her türlü kötülüğü, zulmü yapmışlar. Bir keresinde, tek bir damlası dahi öldürmeye yetecek ölçüde kuvvetli zehir katılmış içeceğine. İnsan bir muamma. Çekememezlik, hazımsızlık, garaz insanı ne hale getiriyor.


    “Zalimler kötülük yapmaya doymuyor, yaptıklarını mahzursuz görüyor, ahiretlerini kaybediyorlar. Allah yardımcımız olsun. Bugünkü gasplar gibi Mekke’deki ilk dönem Müslümanların malı-mülkü de gasbediliyor. Malum, Efendimiz (S.A.S.), Mekke Fethi’nden sonra kendisine “Nerede kalıp dinlenmek istersiniz” diye solunca ‘Akil bize ev mi bıraktı’ diyor. Amcasının oğlu, Ebu Talip’in oğlu, Hz. Ali Efendimizin ağabeyisi ama onun eliyle Efendimize (S.A.S.) kalacak bir yer bırakmayacak şekilde bir gasp gerçekleşmiş. Herhalde onda da bir tür hazımsızlık vardı. Öyle bir hazımsızlık ki, Muaviye dönemindeki hadiselerde de Muaviye’nin yanında yer alıyor. Neyse… O ölçüdeki bir imanı inşaallah onun da öte tarafta kurtulmasına vesile olur.”


    Birçok fedâkarın adanmışlık ruhu ile kazandıkları korumaya ihtimamla canımızı ortaya koymaya bile ihtiyaç olduğunu çok candan ifade eden Hocaefendi kurşunla perçinlenmiş tuğlaların meydana getirdiği sağlam duvar gibi olmamızı istiyor. Ama her tuğlanın fedakâr bir kardeş gibi diğerlerini kendinden üstün görmesini şiddetle arzuluyor: “Mevcudu muhafaza yarınlar adına çok önemli. Bilmem ki ölesiye dua edebilir miyiz? ‘Allah’ım 10 defa canımı al ama Senin yolunda yapılan güzel hizmetlerde en küçük bir gedik olmasın’ diyecek ölçüde vefalı davranabiliyor muyuz? Bu dönemde hiç olmazsa biz kendi içimizde el-ayak, göz-kulak… Tek bir can, tek bir beden gibi olabilsek. Hadis-i şerifte beyan buyrulan bünyan-ı marsus gibi kaynaşıp, bütünleşebilsek… ‘Falan senden çok iyi’ dediklerinde ‘Niçin böyle bir mukayese giriliyor ki… Onu, kendimden on kat iyi görüyorum’ diyebilsek. İşte temel düşünce bu olmalı.”


    Türkiye’deki nifak hareketinden dolay dejenerenin dibe vurması, İslam dünyasının paramparça olması ve her parçanın kendi içinde zulüm ve tefrika içinde kavranmasına karşı Hocaefendi bütün cihanla genel barışın temini için halledilmesi gereken problemi hatırlatıp çözüm yolları için bazı çarelere de işaret ediyor: “Zamanla öğrendik ki, Müslümanlıkla alakaları yokmuş. Sadece Müslümanlık argümanlarını kullanarak belli konumları elde etme hedefleri varmış. Müslümanlığa ait değerleri kullanarak insanımızı dejenere ettiler. İlkokullara kadar düşen uyuşturucu kullanımından bahsediliyor. Anadolu insanı tarihin hiçbir döneminde bu ölçüde bir dejenereye maruz kalmamıştı. O dönem, Humeynî’ye ulaştırma imkân olsaydı Raşit halifelere, Hz. Aişe validemize hakaret edilmemesi hususunu söylerdim. Namaz ve abdeste dair bazı temel hususlarda da, ihtilafı ortadan kaldıracak, beraber olunabilecek adımlar atılabilirdi. Sulh-u umumiyi temin adına halledilmesi gereken çok problem var. Bu uğurda ne kadar gayret sarfedilse değer. Derdi, yer yüzünde huzurun temini olan, bu meselelerin çözümü için oturup kalkar. Derdi sadece dünya olanın ise, dünya kadar derdi olur. Devlet-i âliye döneminde yapılabilecekler vardı belki. Ama meselelerin çözümü için, mahrutî, bütüncül bir bakışa ihtiyaç var. Bazen güç ve kuvvet bazı şeylerin görülmesine engel olur. Bazen başarı insanı kör eder.” 


    Aslında bizim, Hocaefendi’nin çözüm adına işarette bulunduğu konulara odaklanmamız gerekiyor. Her şeyi çözümsüz görme yerine Cenab-ı Hak’tan basiret dileyerek realist bir nazarla işlerin bir yerlerinden başlamak gerekiyor.
     

    11 May 2022 07:31