Aidiyetlerin Zehirli Dili ve Kudüs

Samanyoluhaber.com yazarı M. Ertuğrul İncekul'un yazısı
M. ERTUĞRUL İNCEKUL 

Hilmi Ziya Ülken, ‘Aşk Ahlâkı’ kitabında: "Kötülüğe karşı öfke ve kinle savaş, insanlığa veda etmektir..." diyor.

Hepimiz doğup büyüdüğümüz kültürün çocuklarıyız. Hangi anne babadan dünyaya geleceğimizi belirleyemediğimiz gibi, hangi coğrafyada doğacağımızı da belirlemedik. Hangi dine, inanca mensup olacağımızı da... Ama hadisin ifadesiyle, “Her doğan, İslam fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar.” (Buhârî, Cenâiz 92; Ebû Dâvut, Sünne 17; Tirmizî, Kader 5.) Ve sonrası bir yaştan itibaren yine yetiştiğimiz aile ve toplumun hür düşünceye açık olması, bireye ve kararlarına saygılı olması nispetinde, kendi seçimlerimizi yaparız. En azından yaptıklarımız ve uğraşlarımız bizi bazı sonuçlara götürür. 

Aidiyetlerimiz aslında kökümüzdür. Kökümüzü sevelim ya da sevmeyelim hayatımızı ve kimliğimizi bu kök üzerine inşa ederiz. Kökü sağlam ağaçlar fırtınalara karşı daha sağlam dururlar, köksüz ve nesepsiz olanlar ise her rüzgarda bir yerlere savrulurlar. 

Bugünlerde yıllardır bitmeyen bir kavganın İsrail-Hamas ya da Müslüman-Yahudi hizipleşmesi ve kavgasına adım adım çekiliyoruz. İsrail'in önce kabul edip sonra inkar ettiği Gazze’deki hastahanenin bombalanması görüntüleri içlerimizi parçaladı. Aidiyetlerin hiç bir önemi yok ölen insansa gerisi teferruattır. 

Televizyon ekranları, gazete manşetleri ve sosyal medya iki tarafın öldürdüğü insanların fotoğraflarından geçilmiyor. Amerikan Başkanı'nın, İngiltere ve Rusya'nın İsrail yanlısı açıklamaları veya insani yardımın Gazze'ye ulaşmasını onaylayan tasarıya ret veya çekimser oy vermesi büyük tepkilere yol açıyor. Sporcu veya sanatçıların İsrail aleyhine açıklamalarına yaptırımlar getirilebiliyor. Hamas üzerinde hamasi yorumlar yapan, destanlar çıkaran sözde mücahitlerin ve dindarımsıların sayısı az değil. Yeni bir Ortadoğu çatışmasının içine doğru dünya adeta çekiliyor. 

Mavi Marmara olayını hatırlayalım; İHH ve Özgür Gazze Hareketi'nin organize ettiği ve Gazze'ye insani yardım taşıyan 6 gemiye; Akdeniz'de, İsrail'den 70-80 mil (130-150 kilometre) açıktaki uluslararası sularda 31 Mayıs 2010'da İsrail Savunma Kuvvetleri'nin yaptığı müdahale. Olay; gemilerde bulunan aktivistlerden bir kısmının öldürülmesi, bir kısmının yaralanması ve gemilerin yolcularıyla birlikte rehin alınması ile sonuçlanmıştır. Halbuki o yıllarda Fethullah Gülen'in çağrısına kulak verilmemişti. Fethullah Gülen’in tam saldırının olduğu gün, 31 Mayıs’ta Wall Street Journal gazetesiyle mülakatı vardı. Görüşme haftalar öncesinden ayarlanmıştı. Muhabir sorularını yöneltti, cevaplarını aldı. Ancak röportajın bitiminde muhabir, Gülen’e, İsrail’in sabaha karşı gerçekleştirdiği saldırıyı nasıl değerlendirdiğini sordu. Röportaj 4 Haziran’da yayınladı. Gülen, “Keşke diplomasi kanalları sonuna kadar kullanılsa ve kaba kuvvetle işin üzerine gidilmeseydi.” ifadelerini kullanmıştı. Kimse Yok Mu örneğini veriyordu Gülen; “Arkadaşlarımız yılardır orada yardım yapıyor. Hiç kimseye rest çekmiyor, meydan okumuyor.” 

Ayrıca şu anekdotu da hatırlamakta fayda var; Yıl 1998. Şubat ayı içerisinde Merkezi ABD'nde bulunan ve Ortadoğu Barışı İçin Çalışan Kiliseler Birliği bir heyet halinde Hocaefendi’yi ziyaret eder. Ziyarette, Prasbyterian Kilisesi Washington ofisinden Walter Owensby, Hocaefendi'nin kabulünden duydukları memnuniyeti dile getirdikten sonra şöyle der: "Dünya çapındaki faaliyetleriniz herkesin olduğu gibi bizim de fazlasıyla ilgimizi çekti. Amacımız dinden gelen mesuliyetlerimizi Ortadoğu barışı için ortaya koymaktır. Çalışmalarınızın bize yol göstereceğine inanıyoruz."

Ardından Kiliseler Birliği Direktörü Corinne Whitlatch, "Bizim tespitlerimize göre Orta Doğu'da barışın yolu Kudüs'ten geçiyor" deyince Hocaefendi, "Kudüs'le ilgili mülahazamı Papa ile görüşmeden önce başka platformlarda da dile getirdim. Hz. Ömer, Kudüs'ü aldığında, orayı herkese açık hale getirmişti. Kudüs, uzunca bir dönem serbest bölge, Hide part gibi herkese açıktı. Kudüs'te caminin yanında kilise, kilisenin yanında havra vardı. Şimdi doğru olan eski statüsüne yeniden kavuşturulmasıdır. Bugün orada siyasi tercihlerden dolayı kavga var. Yapılan kavgalar, dini bir kavga değil, çıkar kavgasıdır Kudüs'te. Günümüz dünyasında siyasi boyut mutlaka hesaba katılmalı. Yoksa bu iyi niyetlerinizin tümü havada kalır" der. 

Ayrıca Hocaefendi, 30 Temmuz 2004 tarihinde Kenya Daily Nation Gazetesi’nden Hezron Mugambiye verdiği röportajda İsrail-Filistin meselesi hakkında özetle şöyle diyor: "israil-Filistin meselesi, sadece bu iki tarafı değil, bütün bölgeyi, hattâ dünya barışını ilgilendiren bir meseledir. Şu anda zihinlerin tamamen bulanık ve bir bataklık manzarası arz eden bu durumdan sağlıklı bir netice çıkmaz. Bu itibarla mesele, sadece dinî bir meseleymiş gibi ele alınmamalıdır. Çünkü böylesine karışık bir zeminde dinin yanlış anlaşılıp, yanlışa alet edilmesi kaçınılmazdır.

Antisemitizm yeniden körükleniyor. Ne konser basıp İsrail vatandaşını öldüren zihniyet ne de Gazze’de hastane bombalayan zihniyetin birbirinden farkı yoktur. Yahudi, Hristiyan, Müslüman, Budist insan hayatı korunmalıdır, medeni olmanın şartıdır. Dünyaya barış istiyorsak dinine, milletine, rengine bakmadan, ayırım yapmadan insan hakkını savunmayı hayatımızın ve vicdanımızın olmazsa olmazı görmeden, hangi liberal demokrasi veya hangi sistem bize huzur getirecektir? Hayalperest olmayalım! Dünyanın neresinde olursak olalım, Yahudileri öldürmek gerek diyen bir insan nasıl Müslüman olabilir? Veya Müslümanları öldürmeli diyen bir başkası insanlıktan bahsedebilir mi? Topyekûn bir barış gelecekse hep beraber gayretlerle ve prensiplerle gelecektir. Artık bir mahallede yaşıyor gibi birbirimizle etkileşim halinde olduğumuzu pandemide görmedik mi? Bana dokunmayan bin yaşasın diyebilir miyiz? Huzur ve barış olacaksa yeryüzünde yeniden birbirimize saygı ile ayrım yapmadan insana saygılı olarak, karşılıklı birbirimizi anlama ve birlikte yaşama gayretimizle, yaşatma idealimizle olacaktır.  

Ben küstüm, ben yoruldum, bu işler düzelmez, söyledik de ne oldu, hiçbir şey değişmiyor tam tersi kötüye gidiyor, gibi cümleler hiçbir problemimizi çözmedi, çözmeyecek. Toplumdan sağduyumuzu kaybettiğimiz için izole olmak da bizi doğru sonuca götüreceğini düşünmüyorum. Zaman zaman ıssız insan olmaya ihtiyacımız olduğu doğrudur ama insanlardan kaçış bir hayat tarzı olduğunda artık fayda üretme asgariye düşmeye başlıyor. Ama tabii ki bunlar bir tercihtir. Dinlenir ya da dinlenmez, okunur ya da okunmaz ama muhakkak doğru olduğunu düşündüğümüz fikirlerimizi söylemeye devam etmeliyiz. Mantıklı, rasyonel, vicdanlı ve aydın kişilerin bu dönemde daha çok sesinin çıkması, konuşması, yazması, çevresine doğru olduğuna inandıklarını anlatmanın çok değerli olduğu bir dönemden geçiyoruz. Yoksa meydan yanlışları doğru gibi satan simsarlara kalıyor. Ahlaksız olduğu halde ahlak abidesi kesilenlerin, dindar olmadığı halde dini kendilerine sütre yapanların, savaş çığırtkanlığı yapanların sesi çok çıkıyor vesselam...

24 Ekim 2023 14:23
DİĞER HABERLER