Allah verdi ve Allah aldı' diyebilmek

Samanyoluhaber.com yazarı Abdullah Aymaz'ın yazısı
Abdullah  Aymaz

Üstad Bediüzzaman Hazretleri On Yedinci Mektup olan  “Çocuk Tâziyenâmesi”nde diyor ki: “Bir zaman, bir zât, bir zindanda bulunuyor. Sevimli bir çocuğu yanına gönderilmiş. O bîçâre mahpus, hem kendi  elemini çekiyor, hem evladının istirahatini temin edemediği için, onun zahmetiyle acı ve elem duyuyordu. Sonra, merhametli hâkim ona bir adam gönderir, der ki: -Şu çocuk gerçi senin evladındır. Fakat benim halkım ve milletimdir. Onu ben alacağım, güzel bir sarayda bakacağım.”

“O adam ağlar, sızlar: -Benim teselli kaynağım olan evlâdımı vermeyeceğim.” der.

“Ona arkadaşları der ki: -Senin üzüntü ve kederlerin mânâsızdır. Eğer sen çocuğa acıyorsan, çocuk şu pis ve çirkin kokulu, sıkıntılı zindana bedel; ferahlı, saadetli bir saraya gidecek. Eğer sen nefsin için üzülüyorsan, menfaatini
 arıyorsan, çocuk burada kalsa, muvakkaten şüpheli bir menfaatinle beraber, çocuğun meşakkatlerinden çok sıkıntı ve elem çekmek var. Eğer oraya gitse, sana bin menfaati var. Çünkü padişahın merhametini celbetmeye sebep olur, sana şefaatçi hükmüne geçer. Padişah, onu seninle görüştürmek arzu edecek. Elbette görüşmemiz için, onu zindana göndermeyecek, belki seni zindandan çıkarıp o saraya getirecek, çocukla görüştürecek. Şu şartla ki, Padişaha  emniyetin ve itaatin varsa…

“İşte şu temsil gibi, aziz kardeşim, senin gibi müminlerin evlâdı vefat ettikleri vakit şöyle düşünmeli:
“Şu çocuk masumdur, onun Yaradanı dahi Rahîm ve Kerîm’dir. Benim eksik terbiye ve şefkatime bedel, gayet kâmil olan inâyet ve rahmetine aldı. Dünyanın elemli, musibetli, meşakkatli zindanından çıkarıp Cennet-i Firdevsine gönderdi. O çocuğa ne mutlu!  Şu dünyada kalsaydı, kim bilir ne şekle girerdi?  Onun için ben ona acımıyorum, bahtiyar biliyorum. Kaldı ki, kendi nefsime ait menfaati için kendine dahi acımıyorum, elemli bir üzüntü duymuyorum. Çünkü dünyada kalsaydı, on senelik muvakkat elemle karışık bir evlat muhabbeti temin edecekti. Eğer sâlih olsaydı, dünya işlerinde muktedir olsaydı, belki bana yardım edecekti. Fakat vefatıyla, ebedî Cennette on milyon sene bana evlat muhabbetine ve ebedî saadete vesile bir şefaatçi hükmüne geçer. Elbette ve elbette şüpheli, aceleden bir menfaat kaybeden, buna karşılık, kesin fakat ileride verilecek bin menfaati kazanan; elemli ve acılı bir üzüntü göstermez, ümitsizce feryat etmez.”  (İkinci Nokta)
* * *
Efendimiz (S.A.S.)  “Size en sevgili gelen mallarınızdan  infak etmedikçe, gerçekten iman etmiş olmazsınız.”  Buyurunca Müslüman olan ikinci eşi Ebu Talha çok sevdiği hurma bahçesini kuyusuyla birlikte infak etti. Ümmü Süleym’in kendisi de, müşrik olarak ölen birinci eşinden olan oğlu on yaşındaki Enes b. Mâlik’i Efendimize getirmiş ve “Yâ Resulullah herkes, getirip bir şeyler infak ediyor. Benim hiçbir şeyim yok ki, vereyim. Ama bir oğlum var, onuı sana hediye olarak getirdim. Sana hizmet etsin.” demiş.
Ebu Talha şehir dışında ticarette iken ondan olan Üneys hastalanır ateşi yükselir ve ölür. Ümmü Süleym onu gasledip kefenler. Gece Ebu Talha gelince ona vefatı haber vermez ve o gece beraber olurlar. Sabah olunca da eşine der ki: “Ey Ebu Talha, komşu bize bir emanet verse, sonra da bu emaneti geri istese ne yaparız?” O da “Tabî ki, geri veririz, çünkü o bize ait değildir” der. Ümmü Süleym “Ey Ebu Talha, Allah bize Üneys’imizi verdi, şimdi onu tekrar aldı” der.
Ebu Talha hiddetlenir, sinirlenir… Sonra Efendimize (S.A.S.)  gider ve Ümmü Süleym’i şikayet eder. O da: “Senin eşin çok hayırlı bir hanımdır, ey Ebu Talha, bu gecenin meyvesi de inşaallah hayırlı bir nesil olacak” buyurur. Gerçekten de Abdullah adında bir erkek evlatları doğar…  Onlardan imana ve Kur’an’a hizmetkârları yetişti.

Peygamber Efendimiz (S.A.S.) Enes bin Malik’e dua etti: “Allahım! Sen Enes’in ömrünü ve rızkını bereketli eyle!”  İşte bu duanın bereketiyle Ümmü Süleym’in oğlu Enes, yüz sene yaşadı. Pek çok ürün ve mal sahibi oldu. Yüzden fazla da torunu oldu.

Bir gün Efendimiz (S.A.S.)  huzuruna misafirler gelince der ki: “Kim bu misafirleri Allah için doyuracak?”  Ebu Talha “Ben misafir etmek istiyorum ya Resulullah!” der. Sonra evine gider, Ümmü Süleyme evde yiyecek birşeyler olup olmadığını sorar, sadece kendilerine yetecek kadar bir yemeğin olduğunu öğrenir. Misafirler gelince çocukları uyuturlar, ışığı kapatırlar, kaşıklarını boş getirip götürürler yiyormuş gibi yaparlar. Tâ ki, misafirler karınlarını doyurabilsinler…
Ertesi gün Efendimiz (S.A.S.) inen âyeti müjde olarak onlara okur: “Kardeşlerini, kendileri muhtaç oldukları halde kendi nefislerine tercih ederler.” (Haşir Suresi,9. Ayet) 
Biz buna “Îsar hasleti” diyoruz. Yani kendileri zaruret halinde iken başkalarını öne alıp tercih etme özelliği… Üstad Hazretleri Yirmi Birinci Lem’a’nın Üçüncü Düsturunda Hz. Ali ve Abdülkadir Geylanî Hazretlerinin iltifatlarından bahsettikten sonra “Böyle mânevî kahramanları arkanızda zahîr (takviye gücü ve destekçi) ve başınızda Üstad bulmak isterseniz, bu âyetin sırrıyla tam ve mükemmel ihlası kazanırız. Kardeşlerinizin nefislerini, nefsinize şerefte, makamda, teveccühte, hatta maddi menfaat gibi nefsin hoşuna giden şeylerde tercih ediniz.” diyor. 

19 Eylül 2023 13:17
DİĞER HABERLER