Aman dikkat: Aç olduğunuzu düşünmeniz bile bağışıklık sisteminizi değiştiriyor

Samanyoluhaber.com yazarlarından Esra Büyükcombak, 'açlık' konusuyla ilgili dikkat çeken bir yazı kaleme aldı. Yazının başlığı ise "Aman dikkat: Aç olduğunuzu düşünmeniz bile bağışıklık sisteminizi değiştiriyor."
Hepimizin karnı arada sırada açlıktan guruldamıştır. O ses, sadece bir atıştırmalık yemek istemenin sesi değil, aynı zamanda Rabbimizin vücudumuza yerleştirdiği bir dizi karmaşık sistemin ve tepkinin de sesidir. Açlık hissi, vücudumuzun enerji ihtiyacını hatırlatmakla kalmaz; bağışıklık sistemimizin şekillenmesinde de önemli bir rol oynar. Peki ama bu muhteşem düzen nasıl işler? Beynin açlık ve tokluk algıları, hayatta kalma mücadelesi veren vücudumuzun tüm organlarını nasıl yönlendirir? Açlık ve bağışıklık arasındaki bu ilişki, bedenimize verilen sinyallerin çok daha derin, hikmetli ve karmaşık bir etkiye sahip olduğunu gösteriyor. Her bir hücremizde tecelli eden bu ilahi sanat, vücudumuzun bir bütün olarak nasıl mükemmel bir denge içinde yaratıldığının kanıtıdır.

Kısa Süreli Açlığın Faydaları

Açlık hissi oluşan kişilerde bazen hemen yorgunluk, halsizlik ya da tahammülsüzlük fark edilebilir. Oysa bilimsel araştırmalar, kısa süreli açlıkların vücuda zarar vermediğini; aksine bedeni yenileyen sistemi harekete geçirdiğini gösterir. Açlık dönemlerinde vücut harcadığı enerji miktarını azaltır ve “temizlik moduna” geçer. Bu süreçte otofoji adı verilen olağanüstü bir mekanizma devreye girer. Otofoji, kelime anlamıyla “kendini yeme” demektir; ancak burada kastedilen, hücrelerin eski, hasarlı ya da işlevini yitirmiş kısımlarını parçalayarak yeniden kullanmasıdır. Yani vücut gereksiz yüklerinden kurtulur, adeta bir iç bakım yapar.

Bu süreç bağışıklık sistemine de iyi gelir ve onu güçlendirir. Eski bağışıklık hücreleri temizlenir, yerlerine daha genç ve etkili savunma hücreleri üretilir. Kısa süreli açlık böylece hem savunma sistemini yeniler hem de iltihaplanma eğilimini azaltır. Bazı araştırmalar, aralıklı oruç uygulamalarının diyabet, kalp-damar hastalıkları ve yaşlanmayla ilişkili iltihap süreçlerine karşı koruyucu etkileri olabileceğini ortaya koymaktadır.

Ancak bu noktada denge çok önemlidir. Uzun süren ya da aşırı kısıtlayıcı açlıklar vücudu güçlendirmek yerine zayıflatır, bağışıklığı düşürür ve stres hormonlarını artırır. Vücudun ihtiyaçlarını göz ardı eden her türlü aşırılık, fayda yerine zarar getirir. Kısa süreli açlıklar ise doğru uygulandığında bedeni tazeler; hem hücreleri hem zihni dinlendirir. Bazen sadece birkaç saatlik açlık bile vücudun kendi iç sesini duyabilmesi için yeterlidir.

Beynin Algısı

Açlık hissinin merkezi, beyinde yer alan hipotalamustur. Bu küçük ama hayati bölge adeta vücudun kontrol kulesi gibidir. Kanımızdaki glikoz miktarını, hormon seviyelerini, hatta bağırsaklarımızdan gelen sinyalleri sürekli izler. Enerji düşüşünü fark ettiğinde yalnızca “yemek bul” komutu vermez; eş zamanlı olarak bağışıklık sistemine de mesaj gönderir. Çünkü vücudumuzun savunma sistemi enerji bakımından oldukça masraflıdır. Savunma hücreleri üretmek, iltihap süreçlerini yönetmek ve hastalıkla savaşmak için ciddi miktarda enerji gerekir.

Hipotalamus bu dengeyi korumakla görevlidir. Eğer enerji depoları azalmışsa bağışıklık sistemine “şimdilik gücünü koru” sinyali gider. Vücut açlık döneminde enerjisini öncelikle hayati organlara yönlendirir. Bu süreçte beyin, hormonlar aracılığıyla tüm vücuda sıkıyönetim ilan eder. Kortizol ve adrenalin gibi stres hormonları devreye girer; kalp atışı hızlanır, kan şekeri yükselir, sindirim yavaşlar. Bağışıklık sisteminin aşırı tepki vermemesi için de fren mekanizması aktive olur. Kısacası beyin hem yakıt yönetimini hem de savunma stratejisini aynı anda yürütür.

Daha da ilginci, bu düzenleme yalnızca fiziksel açlıkla sınırlı değildir. Kişi gerçekten aç olmasa bile beyin “enerji azlığı” sinyali aldığında aynı mekanizmaları başlatır. “Açım” hissi sadece bir mide mesajı değildir; beynin tüm savunma planını yeniden düzenleyen güçlü bir uyarıdır.

Düşünmek Bile Yetiyor

Beyin her zaman gerçek ile düşünce arasındaki farkı net biçimde ayıramaz. Kişi gerçekten aç olmasa bile “yemek bulamıyorum” veya “enerji kaynağım tükendi” düşüncesine kapıldığında, beyin bunu fiziksel bir sinyal gibi algılar. Böylece hipotalamus ve stres merkezleri harekete geçer; tıpkı gerçek açlıkta olduğu gibi hormon dengeleri değişir, bağışıklık sistemi kendini geri çeker.

Bu durum, zihinle beden arasındaki muazzam bağı gösterir. Düşüncelerimiz beynimiz aracılığıyla tüm vücudumuza yayılır. Endişe, korku veya kıtlık duygusu ne kadar güçlü hissedilirse savunma sistemi de o kadar temkinli davranır. Bir başka deyişle, “açlık hissi” bazen mideden değil, zihinden başlıyor.

Araştırmalar yalnızca açlık düşüncesine maruz kalan kişilerin bile bağışıklıkla ilgili bazı genlerinin daha düşük düzeyde çalıştığını ortaya koyuyor. Yani beynin algısı, vücudun gerçekliğini değiştirebiliyor. Bu nedenle açlık hissini fark etmek ama paniğe kapılmamak önemlidir. Çünkü beden, düşüncelerimize ve ağzımızdan çıkana inanır. Bazen kısa bir dua, birkaç şükür cümlesi veya derin bir nefesle “şu an güvendeyim” hissi bile beyne sakinlik sinyali gönderir; savunma sistemini yeniden dengeye çağırır.

Aslında bu, insana verilen muhteşem bir hatırlatmadır: Bedenimiz yalnızca yaptıklarımızla değil, düşüncelerimizle de şekillenir. Unutmayın: "Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır."


Yazıyı dinlemek isterseniz:

YouTube: youtube.com/watch?v=w1crWBI6PwI&feature=youtu.be

 Spotify:https://open.spotify.com/episode/5FysbB8jlVgWtnzJD6FkEP?si=AuYmQzvgRXaMHrTKgeBACw&nd=1&dlsi=351665eacc024de4

X: @esrabc
30 Kasım 2025 15:07
DİĞER HABERLER