Avrupa Konseyi'nden Hizmet Hareketi için flaş rapor

İtalya İnsan Hakları Federasyonu Başkan Yardımcısı Eleonora Mongelli, Türkiye'de 'terör' suçlaması ile tutuklu bulunanlar ve Hizmet Hareketi mensuplarına yöneltilen suçlamalar hakkında dikkat çeken açıklamalar yaptı. Mongelli, Avrupa Konseyi'nin hazırladığı rapora göre, Hizmet Hareketi mensuplarına yöneltilen suçlamaların, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve AİHS'de güvence altına alınmış hak ve özgürlükler olduğunu açıkladı.

İtalyan İnsan Hakları Federasyonu (FIDU) Başkan Yardımcısı Eleonora Mongelli, Türkiye'de tutuklu olan terör suçluları hakkında dikkat çeken açıklamalar yaptı. Türkiye'nin terörle bağlantılı suçlamalardan hüküm giymiş en fazla mahkûm nüfusuna sahip ülke olduğunu belirten Mongelli, çarpıcı rakamlar da verdi. 

Mongelli "Avrupa Konseyi'nin hazırladığı bir rapora göre, Avrupa Konseyi üyesi ülkelerde terörden hüküm giyen toplam 30.524 mahkûmdan 29.827'si Türk cezaevlerinde bulunuyor. Terörle mücadele yasaları, yoğun bir şekilde Türk insan hakları savunucularını ve aktivistlerini susturmak için kullanılıyor" dedi. 

Hizmet Hareketi mensuplarına yöneltilen suçlamaların hukuki olmadığını belirten Mongelli "Kişilerin silahlı terör örgütüne (Hizmet Hareketi) üye olup olmadığının tespit edilmesi için kullanılan kriterler listesi, yalnızca ve münhasıran yasal faaliyet ve/veya yasal olarak kurulmuş kuruluşlarla etkileşimlerden ve/ veya Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve AİHS'de güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin kullanılmasından ibarettir” ifadelerini kullandı. 
 
Diğer yandan İtalya İnsan Hakları Federasyonu (İtalyan Helsinki Komitesi), The Arrested Lawyers Initiative’nin isbirligi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin verdiği izne istinaden, Türk makamları tarafından terörle mücadele maddesinin - Ceza Kanunu'nun 314. Maddesi- suiistimali ve öngörülemeyen kullanımına ve Bylock adlı şifreli anlık mesajlaşma uygulamasının barışçıl kullanımının suç sayılmasına ilişkin bir hukuk bilirkişi görüşü hazırladı.

Bilirkişi görüşü, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin incelemesini bekleyen Sağlam - Türkiye (Başvuru no. 14894/20) davasına sunuldu. Bilirkişi görüşü, önde gelen İtalyan, İngiliz ve Türk hukukçu ve hukukçulardan oluşan bir uzmanlar grubu tarafından, hazırlanmıştır.

Hukuki uzman görüşü şu sonuca varmıştır:

1. TCK 314. maddesi aşırı geniş ve muğlak olup AİHM içtihatları bağlamında kanun kalitesine sahip değildir.

2. Terör örgütüne üyelik suçunun yasal bir tarifi ve kriterleri yoktur. Yargıtay kararları ile bu eksiklik doldurulamaz zira Yargıtay daire kararları, -İçtihatların Birleştirilmesi Kararları hariç-  alt mahkemeleri bağlamaz ve bu nedenle 314. maddenin geniş ve muğlak ifadesinin eksikliklerini giderme gücüne sahip değildir. 

3. AİHM de Demirtaş v. Türkiye (2) kararinda yerel mahkemelerin Yargitay kararlarini dikkate almadıgını tespit etmistir. Yargıtay'ın tekrar eden ve sürekli biçimde yeniden reorganizasyonu da 314. maddenin öngörülebilir ve tutarlı bir şekilde uygulanmasını imkânsız kılmaktadır. 

4. Kişilerin silahlı terör örgütüne (Gülen Hareketi/ ‘F...-PDY’) üye olup olmadığının tespit edilmesi için kullanılan kriterler listesi, yalnızca ve münhasıran yasal faaliyet ve/veya yasal olarak kurulmuş kuruluşlarla etkileşimlerden ve/ veya Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve AİHS'de güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin kullanılmasından ibarettir.

5. Tüm bunları göz önünde bulundurarak Mahkeme (AİHM) kendine şunu sormalıdır: herhangi makul bir kişi Gülen hareketi ya da kurumları ile ile yasal bir ilişki ya da bağlantının illegal sayılabileceğini ve bu nedenle terör suçlaması ile cezalandırılabileceğini öngörüp tahmin edebilir miydi? 

6. İç hukuk, TCK md. 314’nin mevcut davada ve güncel tüm diğer benzer davalarda yorumlandığı ve uygulandığı şekliyle, Başvuru Sahibi (veya herhangi biri) için hukuken öngörülebilir değildir. Bu da suçların ve cezaların kanuniliği ilkesini ihlal etmektedir. 

7. Yalnızca Bylock'u kullanmak veya indirmek nedeniyle TCK md. 314’den mahkumiyet ifade özgürlüğü haklarının ve özel hayata saygı hakkının açık ihlali olarak değerlendirilmektedir.

8. Türk mahkemelerinin sanıkları yalnızca veya esas olarak Bylock'un kullanılması veya indirilmesi temelinde devamlı şekilde mahkum etmesi, Türkiye mahkemelerinin TCK md. 314’ü uygulayış biçiminin hukuk kalitesinden yoksun ve keyfi olduğunu ispatlamaktadır. 

9. Bylock verilerinin MİT tarafından yargı denetimi olmaksızın işlenmesi, hem Türk Ceza Muhakemesi Kanunu'na hem de Yargıtay'ın kendi kararlarına (16. CD, 21.04.2016, 2015/4672 E. 2016/2330 K.) açıkça aykırı olarak değerlendirilmektedir.

10. Mahkemeler ve sanıklar için Bylock verilerinin (yanlışlıkla veya başka bir şekilde) bozulmadığına dair hiçbir garanti yoktur. Aksine, bu verilerin bütünlüğü konusunda ciddi endişeler oluşturan en az iki uzman raporu vardır.

11. Anayasa Mahkemesi emsal kararlarına göre [Yavuz Pehlivan vd [GK], B. No: 2013/2312, 4/6/2015, § 80, Yankı Bağcıoğlu vd [GK], B. No: 2014/253, 9/1/2015, § 74-77, Sencer Başat vd [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, § 72], Türk mahkemelerinin Bylock davalarında kullandığı usul ve yöntemler, silahların eşitliği ilkesine aykırıdır ve başvuranın adil yargılanma hakkını yeterince koruyan bir güvence içermemektedir. Bu nedenle Mahkeme (AIHM), başvurucunun veya benzer bir davalının davasında silahların eşitliği ilkesinin ihlal edilip edilmediğini incelemelidir, ki bu haklar ihlal edilmiştir.

Uzman bilirkişi görüşüne buradan erişilebilir:

https://fidu.it/language/en/turkey-third-party-intervention-to-the-echr-in-the-case-of-saglam-against-turkey/

15 Ekim 2021 16:31
DİĞER HABERLER