Ceylan tedirginliğinde bir göçmen hikayesi: Gazelle

⏱ Okuma Süresi 7 dk•Yayınlanma Salı, Ekim 13 2026
Paylaş
X Post

Geçen gün akşam Paris’te, Reflet Médicis’de yapılan özel gösterimde Gazelle filmini izleme fırsatı buldum. Nadir Sarıbacak gösterim sonrasında izleyicilerle buluştu. Filme ilgi oldukça yüksekti ve biletlerin hepsi günler önceden satılmıştı. The Hollywood Reporter’ın Paris’teki yazarlarından film eleştirmeni Jordan Mintzer’in moderatörlüğünde yapılan söyleşide film; kimlik, aidiyet ve sürgünün insan ruhundaki izleri üzerinden konuşuldu. Paris’deki gösterimin ardından söylediği şu söz her şeyi özetliyor: “Bu filmi yaparken bir insan ve göçmen olarak ben de iyileşmeye başladım.”

Nuri Bilge Ceylan’ın Altın Palmiye ödüllü Kış Uykusu filmindeki performansıyla tanıdığımız Nadir Sarıbacak, bu kez kamera karşısında olduğu kadar kamera arkasında da. Yaklaşık on yıldır ABD’de yaşayan usta oyuncu, arkadaşı Ayhan Hülagü ile birlikte kaleme aldığı ve ortak yönetmenliğini üstlendiği Gazelle’de, KHK ile ihraç edilip Türkiye’den ayrılmak zorunda kalan müzik öğretmeni Yakup’un hikâyesini anlatıyor. Yakup, ABD’de ailesine yeniden kavuşmak için mücadele ediyor.

Film, göçmenliği yalnızca iş, para ve uyum sorunlarına indirgemiyor. Geride bırakılanları, açılmayan telefonları, yarım kalan sarılmaları ve parçalanan hayatları anlatıyor. Sarıbacak’ın hikâyesi, kendi yaşadıklarından ve ülkesinden ayrılmak zorunda kalan arkadaşlarının tecrübelerinden besleniyor. Onbinlerce pasaportu iptal edilen, işinden atılan, sevdiklerinden ayrı bırakılan, hapse giren, işkence gören insanın görünmeyen hikayelerine ışık tutuyor. 

Filmin ismi gibi bir ceylan ürkekliğinde av ve avcı metaforunda ele alınıyor hikaye. Hayati seçimler yapmak zorunda kalan göçmenlerin hikayesi de diyebiliriz. 

Filmin çıkış noktasında Türkiye’den gelen gerçek bir telefon kaydı bulunuyor. Cezaevindeki bir babanın küçük kızıyla yaptığı görüşmeyi dinlediğini anlatan Sarıbacak, babanın kızına sabırlı olmasını, yakında özgürlüğüne kavuşacağını ve yeniden bir araya geleceklerini söylediğini; ancak küçük kız babasının sözlerine inanmak istemediğini söyledi.

Filmin duygu yoğunluğunun hala tesirindeyim. Yaşanan acıların ve travmaların filmi bile bir çok acıyı ve yaşananları tekrar tetikliyor. Göçmen olma, vatansız ve evraksız kalma, işsiz kalma, ailesiz kalma, evsiz kalma ve liste uzayıp gidiyor… 

Bir insan hayatında en can alıcı unsurlardan birisi insanın kendini ve sevdiklerini güvende hissetmesi olsa gerek! Gazelle’de bu güvensizlik hissi çok ustaca işleniyor. Bir yönetmenin bu duyguları bu kadar güçlü verebilmesi için kendi tecrübelerinden yola çıkması gerekiyordur, yaşamayanın yazabileceği ve oynayacağı bir performans olamaz. 

Filmin bir sahnesinde geçen, Ayasofya’nın ibadete açıldığı haberine Yakup’un tepkisi ile diğer Müslüman arkadaşının övücü sözleri aslında günümüzdeki politik iki yüzlülüğü de çok güzel özetliyor. Bunca zulme sebep olanlar bir taraftan da Müslüman halkların gözünde kahraman olmak için her yolu kullanıyor ve dini, milli duyguları istismar ediyorlar.

Aileleri ile kavuşmak için illegal yollara itilen, kanunsuz insanların eline düşen onlardan medet uman mağdurların psikolojisini de başarılı bir şekilde ele alıyor Nadir Sarıbacak ve ekibi. 

Tabii ki film sonrası söyleşi de usta oyuncunun da itiraf ettiği gibi; Yakup karakteri burnunu dikine giden, eşine fikrini sormayan bir karakteri canlandırıyor. Yani aslında kendini bu şartlanmışlığa mahkum ederek daha büyük bir travmanın içine itiyor.

Özellikle Ortadoğu ve Afrika kökenli göçmenlerin Batı’ya mecburi göçleri ve insan hakları ihlalleri de filmin ana temalarından birisi. Göçmenlerin kendi içindeki dayanışmaları ve zaman zaman kavgaları da filmin karelerinden ekrana yansıyor.

Müzik öğretmeni olan Yakup, sanatın en zor şartlarda bile insana bir nefes olduğunu zaman zaman bize hatırlatıyor. 

Filmde "Ammi"  isminde Suriyeli Hristiyan bir kadını oynayan Salem Murphy de oldukça iyi bir performans sergiliyor. Yakup’un işyerinin patronu ve onun yaşadığı zorluklara hep anlayışla yaklaşan sert görünümlü müşfik bir kadın. 

Filmin sonunda Nadir Sarıbacak’la kısa bir söyleşi imkanı buldum. İdealist ve oldukça mütevazi bir sanatçı olduğunu gördüm. 

Yaşanan bunca acılar artık unutulmayacak şekilde kitaplara, sahnelere yansıyor. Müzeler açılıyor. 21 yy herhalde tarihte insan haklarının yerle bir edildiği yüzyıl olarak hatırlanacak! 

 

https://www.buzzsprout.com/1745031/episodes/19954195