Çok sabırlı olmak gerek

Okuma Süresi 8 dkYayınlanma Perşembe, Eylül 3 2026
Paylaş
X Post

Büyüğümüz şöyle diyordu: “Hakim isminin tecellisiyle, imtihan meydanı olan dünyada sebepler perdesi konulmuş. Evet HİKMET  perde ister. Yaşanan hadiseler karşısında eğer birer perde olmasaydı da kul hemen şifreleri çözseydi insan olmanın hikmet ve sırrı ve değeri kalmazdı. Yarın ne olacak sorusu (bir kehanet meselesi olmamak için) kulun üzerine vazife değildir. Allah yüzde yüz teslimiyet istiyorsa; Hz. Yakup Aleyhisselam gibi  “Fe sahran cemîl’ demeli ve demeliyiz. 

“Hakikate  tahammülün yoksa, o zaman Hızır Aleyhisselamla görüşmek isteme. Unutma ki, Hz. Musa Aleyhisselam gibi ulü’l-azim ve azametli bir peygamber dahi tahammül edemedi. Hz.  Hızır ile seyahate. Ben de sanki sabırsız bir Musa gibiyim. Hızır’ın karşısında.

“Yurdun bazı evlatları bir bir dönecek

Asırlık mahzunlar ve mazlumlar o gün gelecek

Hızır, Musa bir araya gelecek

Artık bu devir sürer âhenkle

Her rüzgâr savuracak bir toz bulur,

Her hayat yaşanacak bir can bulur,

Her umut, gerçekleşecek bir düş bulur,

Bulunamayacak tek şey senin benzerindir.

“Dünyaya ‘kapınızda bir köpek’  gibi bakmazsanız, dünya size tasma takıp peşinde dolaştırır.” Büyüklerin yolu, dünyaya ve dünyalıklara  önem vermemektir. Dünyanın iki kamyon dolusu külçe altının olsa, en fazla cenaze arabanızın arkasında konvoy yapar. Siz Allah’a arz edeceğiniz amelinize bakın.

“Hâdiselerde hikmet ne kadar büyükse perde o kadar kalın olur.  Dünya en büyük hikmetle ikinci virajını dönmekte. Allah nurunu tamamlayacak. Bugün dünyada yaşanan hadiseler eski devirde  olsaydı, kırk yıl sürerdi. Allah kısacık zaman dilimlerine küllî hâdiseleri sığdırdı.

“Allah  (c.c.)  bazı dönemlerde zalimlere mehil üstüne verse de, çok defa ‘gayretullah’a dokunma durumlarında onları derdest edip cezalandırmış, mazlumları da alıp tutup kaldırmış ve onlara derlenip toparlanma yolları göstererek böylelerini ilmî, ictimaî, akli, kalbi ve ruhî diriliş yollarına uyarmıştır. 

“Onlar, Peygamberlerine (S.A.S.) azim ve kararlılığa, sarsılmayacaklar bir imana sahip, durdukları yerde hep sağlam duran, sağdan soldan gelen tazyiklere asla aldırmayan, belâ ve musibetler karşısında hiçbir zaman sarsılmayan; aksine çevresindekilere karşı hep her zaman  moral kaynağı olan hizmet ve vazife anında, tâ ilerinin en ilerisinde olan, ücret ve mükafaat  takdirlerinde  ise gerilerin gerisine çekilerek sessizlik murakabesine dalan öyle samimi âbidelerdi ki, Allah özel bir teveccühte bulunacaksa, işte bunlara bulunur ve birilerine  hayat üfleyecekse, onların soluklarıyla üfler.

“Dirilişin bütün erleri bilmelidir ki, onlar Allah Resulünün çağrısına icabet ettiği takdirde Cenab-ı Hak da onlara diriliş yollarını gösterecek ve onların dökülüp yollarda kalmalarına asla meydan vermeyecektir. 

“Bizim diriliş ve yükselişimiz Hicrî beşinci asra kadar sürmüş. Geçen dokuz asırda Müslümanlıktan yavaş yavaş uzaklaştıkça  uzaklaştık. Son senelerde de felç vaziyetinde kaldık.

“Maalesef siyasal İslamcılar marifetiyle, vefâ yok, ahde hürmet hiç yok, emanet lâfzı bir bî medlil (hiçbir şey ifade etmiyor),  yalan râiç (revaçta), hıyanet mültezem, her yerde Hak meşhûl.”

(A.K. kardeşimizin özel notlarından)