Davutoğlu: Salt anayasayı başkanlık sistemi olarak göstermek sakıncalı

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Türkiye'nin son yıllarda çok yorulduğunu, bütün gerilim alanlarını azaltmak gerektiğini ifade etti. Davutoğlu, salt anayasayı başkanlık sistemi olarak göstermenin sakıncalı olduğunu kaydetti.

TRT'de katıldığı programda soruları cevaplayan Başbakan Davutoğlu, hükümet olduklarında ilk planda neler yapacakları sorusuna da muhatap oldu. Davutoğlu, daha onurlu bir hayat sağlamanın vazifeleri olduğunu dile getirerek, her dönemde kendisine bir ev ödevi listesi çıkarttığını söyledi. Davutoğlu, şöyle devam etti: "Mesela, genel başkan seçildiğimde, kendime 3 görev tanımladım. Bir, partinin birliğini beraberliğini koruyacağız. İki, Türkiye'deki bütün projeleri aksamadan yürüteceğiz. Üç, ülkeyi seçime götürürken, iç barışı temin edecek her türlü tedbir alınacak. O gün akşam da yine üç görevi tanımlamıştım. Bir, partimizin oy düşüşü varsa, tazelenmeye ihtiyacı var. Beş ayda bunu yapmaya çalıştım. İki, ülkeyi hükümetsiz bırakmayacağız demiştik. Üç, terörle mücadele de dahil olmak üzere, bir taraftan mücadeleyi yapacağız, bir taraftan da seçim yapacağız."

"Türkiye'de sevgi tohumları ekmek" ifadesini sadece sevdiği bir söz olarak söylemediğine işaret eden Davutoğlu, "Hangi siyasi görüşten olursa olsun, onları bir araya getirmek. Son dönemde, sanki farklı kaderlerimiz varmış gibi ayrışma içine girenler oldu. Hepimizin sükunetle düşünmesi lazım. Gezi olayları bize ne öğretti? Gezi olayları şunu öğretti; gösteri ve fikir özgürlüğü kapsamındaki 'hak ve özgürlükler kutsaldır'. Ama bunları kamu düzeni içerisinde yapmak lazım. 17-25 Aralık operasyonları 'sivil toplum önemlidir' bunu gösterdi. Çizgiler çok açık. 'Sivil toplum esastır' ama devlete hesap vermeden devlete hükmetmeye kalkmayacak. Kobani olayları ne gösterdi? 'Bütün tartışmaları yapmak esastır' ama terörle mücadele bağlamında müsamaha gösterilemez. Hedefim, her kesimle konuşarak, önce bu tansiyonu düşüreceğiz. Ne tartışırsak tartışalım, medeni bir şekilde ortak kadere inanarak tartışmamız lazım." şeklinde konuştu.

İkinci ödevinin vatandaşların dile getirdikleri olduğunu söyleyen Başbakan Davutoğlu, "Bütün beyannamede söylediğimiz hususları yerine getirmek. Önümüzdeki 3 ay içerisinde benim ağzımdan çıkan her şey yerine getirilecek. 3 ay içinde kanuni düzenleme gerektirmeyen bütün vaatler yerine getirilecek. Asgari ücret, öğrenci bursları, polis ve askerlere verdiğimiz tahaahütler, esnafımıza, gençlerimize… Hepsi yasal düzenleme gerektirmiyorsa, 3 ay içerisinde yapılacak. Yarın hem iş dünyamızı, hem de işveren ve iş kesimlerini bir araya getiren akşam sohbeti yapacağım. Hepsini de dinleyeceğim. Hükümet programını onları dinleyerek yapacağız." dedi.

"REFORMLAR İLK 6 AYDA TAMAMLANACAK"

Davutoğlu, üçüncü ödevinin ise uzun dönemli olduğuna dikkat çekerek, şöyle dedi: "Büyük bir yapısal reform süreci başlatmak. Dünya şartları değişirken, reform her günün ihtiyacıdır. 5 sene önceki yasa bazen eskiyebiliyor. Hem siyasal hem ekonomik reformlar. İlk 6 ayda tamamlayacağız. Yargı reformu başta olmak üzere. Özgürleştirici ve sosyal hayatı düzenleyeci reformlar yapacağız. Hükümet programımızla birlikte bir karne gibi halka açıklayacağız. İlan ettiğimiz bütün projelerin takvimlendirmesini yapacağız. Hepsi sistematik içinde takip edilecek. Millet bize ödev verdi."

BAŞKANLIK TARTIŞMALARI

Başkanlık sistemindeki tartışmalarla ilgili soruya Davutoğlu, 1994 yılında yayınlanan 'Medeniyet Dönüşümü' İngilizce kitabına işaret ederek, "Mekanizma değişebilir, önemli olan değerlerdir, değerler mekanizmayla güçlenir ama değeri olmayan mekanizma zayıflar şeklinde ele almıştım. Her ikisinin de özgürlükçü ve otoriter örnekleri vardır. Önemli olan siyasi felsefedir. Üzerindeki ittifak edeceğimiz husus şu olmalı; özgürlükçü, vesayete karşı bir anayasa olmalı. Bu çerçeve kimsenin karşı çıkmayacağı bir felsefe. Önce bunun içini dolduralım. Sonra siyasal sistemi tekrar konuşalım." dedi.

Salt anayasayı başkanlık sistemi olarak göstermenin sakıncalı olduğuna dikkat çeken Başbakan Ahmet Davutoğlu, şöyle konuştu: "Siyasal sistemin en ağır yükünü taşıyan biri olarak söylüyorum. 12 Eylül bir darbe anayasası olması itibariyle, şunu demiştir, bu seçilenler var ya her an hata yapabilir, onları denetlemeliyiz. Nasıl denetlenecek? Cumhurbaşkanlığı makamına askeri güçlerden biri gelmeli, seçilen başbakan her an kendini denetim altında hissetmeli. Son derece kargaşa doğmuş. Bu anayasal sistem içerisinde, bazı kurumlar oluşturulmuş. Hep Evren gibi bir cumhurbaşkanı düşünüldüğünde, bu sistemin bir mantığı var. Sonra Özal, Demirel, Sezer, Gül geldiğinde... Her aşamada bazı sıkıntılar, net tercihini ortaya koyamayan bir anayasa var. Parlamenter sistem diyoruz ama 2007'de e-muhtıra verilemezdi. Ortada sağlıklı işleyen bir sistem var da yerine başkanlık sistemi ikame ediliyor değil. Şahsi hesap yapmam. Mesele, Sayın Cumhurbaşkanımızın yetkisinin artırılması gibi tartışılmamalı. Cumhurbaşkanı ve başbakan makamı arasında, her an problem çıkarmaya ayarlı bir sistem var. Tabloyu ortaya koyarız. Meselenin cumhurbaşkanlığı makamının gücünü artırmak olarak görülmemesi, sükunetle tartışılması lazım. Devletin ve demokrasinin restore edilmeye ihtiyacı var. Yeni anayasa ufkumuzu açar. Nasıl bir anayasa öngöreceğiz? Devlet yerine insan diyen anayasayı nasıl öne çıkaracağız? Bunları konuşalım, bunlarda anlaşalım. Sonra da uygun siyasi mekanizmayı birlikte geliştirelim."

Davutoğlu, 258 milletvekilleri varken o günlerde söylenen bazı şeylere karşı 'biz bu tür pazarlıkların partisi değiliz' dediğini hatırlatarak, "Eğer samimiyetle davranmamış olsaydık, bugün 317 milletvekilimiz olmazdı. Referanduma gidecek bir anayasa için de sayımız yetmiyor. O zaman mutlaka bir uzlaşıyla olacak. Elli sene önce yanlış atılan adımların, Türkiye'nin önünü nasıl tıkadığını biliyoruz. 50 sene sonra da yaşayabilecek bir anayasayı birlikte yazalım. O anayasada ister başkanlık sistemi, ister parlamenter sistem, birlikte bir şey oluşturursak doğru yere gideriz. İnşallah önümüzdeki aylarda hep beraber bunları tartışacak zemini sağlarız." ifadelerini kullandı.

ÇÖZÜM SÜRECİ

Başbakan Ahmet Davutoğlu, çözüm süreci hakkındaki son durumu ise şöyle özetledi: "1 Kasım'da seçim yaptık, 3 Kasım'da yaptığım ilk resmi toplantı güvenlikle ilgiliydi. Orada bana verilen bilgilerin kamuoyuyla paylaşılmasını istedim. Hangi zor şartlarda askerlerimiz kahramanca görev yürütüyor, görüldü. Operasyonları başlatma kararı aldığımızda, 'bu ülkenin dağları teröristlerden temizlenecek' dedim. Sesimi yükselttiğim nadir görülür. Ama ülkem tehdit altındaysa, en kararlı tutumu takınırım. Demirtaş'a 15 Temmuz'da 'ateşle oynuyorsunuz' demiştim. Bize DAİŞ, PKK savaş ilan etmişse, onların dağlardan şehirlerden temizlenene kadar mücadele sürer. 'Hükümet esneklik gösterir, eski düzen devam eder…' yok arkadaş… Siyasal alanda nasıl kuşatıcı bir dil kullanacaksak kullanacağız ama terörle mücadele anlamında da kararlı bir yol takip edeceğiz. Doğu'da, Trakya'da bu konuda halk destek veriyor. Kararsızlık bizde yok. Çözüm süreci iradesi ise var. Demokratikleşme ve özgürleşme üzerinden bu ülkenin vatandaşlarının bütün sorunlarını konuşmaya hazırız. 2013 Mayıs'ında verilen söz yerine getirilirse, silahlar bırakılırsa tamam… Hiçbir vatandaşımızın haklarının ihlal edilmesine izin vermeyiz."

Temasların sürüp sürmeyeceği hakkında ise Davutoğlu, şunları dile getirdi: "Hükümeti kurduktan sonra kanaat önderleriyle yoğun toplantılarla görüşmeleri sürdüreceğiz. Bu kez muhatabımız, bir yapı bir siyasi parti değil bütün vatandaşlarımız. Terörle mücadele kararlılığımız sürerken, Türkiye'de etnik temelli bir sorun varsa, tartışma kanallarını açık tutacağız. Şu an ki TBMM tablosu, iyi niyetli herkese imkanlar sunuyor. Herkes orada. Terör örgütüne 'sırtımı dayıyorum' derse birisi, ona kapımız kapalı. Güvenlik birimlerimize verdiğimiz talimat nettir. Başbakan olarak bütün sorumluluğu alarak, vatandaşlar üzerinde baskı yapan kim varsa, bunlarla ilgili her tedbir alınacak.
7 Haziran'dan ve 1 Kasım'dan önce Van'a gittim. 7 Haziran'dan önce gittiğimde, ciddi bir baskı atmosferinin yaşandığını hissediyorsunuz. İnsanlar el sallamaya çekiniyordu. 1 Kasım'dan önce gittiğimizde, kimsenin üzerinde korku yoktu. Terörün sürdüğü ortamda bazı konuları konuşmak imkansız hale geliyor." CİHAN
10 Kasım 2015 16:15
DİĞER HABERLER