İçeriğinde az da olsa alkol bulunan gıdaların hükmü nedir?

Dini konularda en çok sorulan sorulardan biri için araştırmacıların bazısı alkol katılmış yiyecek ve içecekleri mutlak olarak caiz görmemelerine mukabil, bir kesim de çeşitli gerekçelerle az miktarda alkol ihtiva eden gıdaların caizliğine hükmetmiştir. Her iki görüşün yer aldığı bir makale 'Hikmet.net' internet sitesinde yayımlandı.


Az miktarda alkol katılmış yiyecek ve içeceklerin hükmünü tespit ederken temel çıkış noktasını istihâle ve istihlâk meseleleri oluşturmaktadır. Fakat bunların yanında alkolün gıdalara katılma maksadının göz önünde bulundurulması gerektiği, gıdalarda alkol kullanılmasına ciddî bir ihtiyaç bulunduğu, alkolün kimyevî bir madde olması itibarıyla Kur’ân’da haram kılınan sarhoş edici içkilerden farklı olduğu ve alkolün necis olmadığı gibi değişik gerekçelerden yola çıkarak meselenin hükmünü tespit etmeye çalışanlar da olmuştur. Bütün bunların yanında alkolün, içilmesi haram kılınan içkilerin esası olmasından hareket ederek, miktarı ne olursa olsun onun katıldığı yiyeceklerin de mutlak mânâda haram olacağını savunanlar da vardır.

Günümüz araştırmacılarının bazısı alkol katılmış yiyecek ve içecekleri mutlak olarak caiz görmemelerine mukabil, bir kesim de, yukarıda ifade edilen gerekçelerden hareket ederek, içinde az miktarda alkol ihtiva eden gıdaların caizliğine hükmetmişlerdir. Burada, içinde alkol bulunan gıdalar için “caiz” fetvasını verenlerin dayanmış oldukları delilleri ele alarak kısaca değerlendirmeye çalışacağız.

İlk olarak istihâle meselesi üzerinde durmak istiyoruz. Daha önce de izah edildiği üzere istihâle neticesinde ilkinden farklı bir maddeye dönüşen nesnelerin hükmü de değişmektedir. Bu açıdan şayet gazlı içeceklere veya diğer gıdalara katılan alkol, kimyevî bir reaksiyona girerek başkalaşıyorsa, elbette ortada haramlık da kalmayacaktır. Alkol ihtiva eden bütün gıdalardaki durumu bilmemiz elbette mümkün değildir. Fakat aromaların çözümünde kullanılan alkolün istihâle geçirmediği ifade edilmektedir.[1]

Gıdalara katılan alkolün caiz olduğuna dair öne sürülen diğer bir delil de, alkolün doğal olarak başka gıdalarda da bulunduğudur. Meyve, ekmek, yoğurt, sirke ve turşu gibi gıdaların bir miktar alkol ihtiva ettikleri bilgisi doğrudur. Meyveler taze olduklarında neredeyse hiç alkol ihtiva etmeseler de, zamanın geçmesiyle birlikte içlerinde bulunan alkol oranı da artmaktadır. Mesela 4 günlük bir muzun 100 gramında ortalama olarak 0,1 gram etil alkol oluşurken, muz 14 günlük olduğunda alkol miktarı da 1 grama çıkmaktadır. Aynı şekilde üzüm ve elma gibi meyvelerden elde edilen meyve suları çok az miktarda alkol ihtiva etseler de, özellikle sıcak ortamlarda bekletildiklerinde zamanla alkol oranı artmakta ve hatta bir süre sonra kabarcıkların oluşmasından ve koku ve tatlarının değişmesinden de anlaşılacağı üzere sarhoş edici hâle gelmektedirler.[2]

Fakat tabiatta yer alan gıdalarda zamanla oluşan alkolün bu gıdaları haram kılacağına dair bir delil yoktur. Yani hiçbir zaman içinde az miktarda alkol oluştuğu ifade edilerek, muz, portakal ve elma gibi meyveler haram kılınamaz. Haram kılınan, sarhoşluk veren içkilerdir. Öte yandan gıdalara sonradan alkol ilave etmeyi, bazı gıdalarda kendiliğinden oluşan alkole kıyas etmek, doğru değildir. Zira ikincisinde mahiyeti itibarıyla sarhoşluk veren ve dolayısıyla da haram olan bir madde kullanılmaktadır. Üstelik buradaki kasıt unsurunun da göz ardı edilmemesi gerekir.

Bazıları, meyve, yoğurt ve ekmek gibi gıdalarda oluşan alkolü etanol olarak isimlendirmiş ve bunun aromaları eritmek için kullanıldığını ve etil alkolden farklı bir madde olduğunu söylemişlerdir ki, bu da doğru bir bilgi değildir. Çünkü etanol ile etil alkol aynı maddedir. Buradaki tek fark isim değişikliğidir. Yani alkol ister bazı gıdaların içinde kendiliğinden oluşmuş isterse içkilerden damıtma yoluyla elde edilmiş olsun aynı maddedir. Bu açıdan meyvelerdeki alkolün helâl olduğu hükmünü böyle bir ayrıma dayandırmak isabetli değildir. Gıdalarda kendiliğinden fermentasyon neticesinde oluşan alkol, sarhoş edici miktara ulaşmadıkça içinde bulunduğu gıdayı haram kılmaz.

Bazıları da etil alkolün kimyevî bir madde olmasından yola çıkarak onu sarhoş edici içkilerden farklı değerlendirmektedir. Evet, etil alkol, C2H5OH formulüne sahip olan ve organik bileşikler içinde önemli bir grup olan alkoller sınıfındandır. Fakat onun nasıl bir madde olduğuyla hükmü arasında doğrudan bir bağlantı kurmak mümkün görünmemektedir. Unutulmamalı ki, etil alkol keyif alma maksadıyla doğrudan içilen bir madde olmasa da, sarhoş edici bütün içkilerin özü ve ruhu konumundadır. Diğer bir ifadeyle, müskiratın haram kılınmasının asıl sebebi, onların etil alkol ihtiva etmeleridir.[3] Çünkü insana sarhoşluk veren, aklı gideren, pek çok organda tahribat yapan asıl madde, içkilerin içinde yer alan etil alkoldür. İçilmesi haram kılınan sarhoş edici bir içkiden etil alkol çıkarıldığında, haramlık hükmü de ortadan kalkacaktır. Bütün bunlar göz önünde bulunduruluduğu takdirde, sarhoşluk veren içkilerin haram görülüp de, sarhoşluğun asıl müsebbibi olan etil alkolün caiz görülmesi kabul edilebilecek bir yaklaşım değildir. Dolayısıyla bizce gıdalara herhangi bir içki katılmasıyla alkol katılmasının hükmünü farklı değerlendirmek isabetli bir yaklaşım değildir.

Aromaların çözümünde kullanılan saf alkolün şaraptan veya diğer içkilerden alınması arasında da bir fark olmaması gerekir. Yani İmam Âzam ve Ebû Yusuf’un şarapla diğer içkileri bazı hükümler açısından birbirlerinden farklı tutmalarıyla ilgili hüküm farklılıkları burada geçerli olamaz. Çünkü alkol hangi içkiden, hangi hammaddeden elde edilirse edilsin, aynıdır. Mesela şaraptan alınmış bir alkolün, rakıdan alınmış bir alkolden hiçbir farkı yoktur. Bunların hepsi aynı formüle sahiptir. Tıpkı farklı maddelerden alınmış her türlü suyun temel yapıları itibarıyla aynı olmaları gibi. Dolayısıyla gıdalarda kullanılan alkolle ilgili böyle bir ayrıma gitmenin şer’î bir gerekçesi olamaz.

Konuyla ilgili üzerinde durulan diğer bir gerekçe de, alkolün maddî olarak necis olmamasıdır. Öncelikle ifade etmek gerekir ki, konuyla ilgili farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Yani mesele ictihadîdir. Fukahadan bazıları, âyet-i kerimede ifade edilen necisliği (rics) sadece hamr’a mahsus görürken, bazıları kıyas yoluyla bütün içkilerin necis olduğuna hükmetmiş, bazıları da buradaki necisliğin maddî değil manevî olduğunu ifade etmiştir. Kanaatimizce alkolün haram olduğu kabul edildikten sonra onun maddî olarak necis olup olmadığını kabul etmenin ele aldığımız konu açısından bir önemi yoktur. Çünkü alkolün haramlığı kabul edildikten sonra necis olduğu kabul edilmese bile, yine de gıdalara katılması caiz olmayacaktır. Çünkü necis maddelerin kullanılması caiz olmadığı gibi, temiz olsa bile haram maddelerin kullanılması da caiz değildir.

İçine az miktarda alkol katılan gıdaların caiz olduğu görüşünün dayandırıldığı diğer bir gerekçe de, zaruret, ihtiyaç ve umum-ı belvadır. Bu görüş sahipleri, gıdalara katılan aromaların çözümünde alkol kullanılmasını zaruret veya ihtiyaç ya da umum-ı belva olarak görmekte ve buna istinaden de bu gıdaların kullanılmasını tecviz etmektedirler. Fakat böyle bir yaklaşıma katılmamız iki sepepten dolayı mümkün değildir. Zira ne alkol katılan gıdaların tüketilmesi ne de aromaların çözülmesi için alkol kullanılması zarurî değildir. Çünkü günümüzde bir insan, alkolsüz birçok gıda maddesine ulaşabilir. Ayrıca günümüzde “ara çözücü” olarak kullanılabilecek daha başka maddelerin de bulunduğu konunun uzmanları tarafından dile getirilmektedir. Nitekim bazı firmalar da, ürünlerinde aromaları alkolden farklı maddeler içinde çözdüklerini ifade etmektedirler. Alkolün daha yaygın olarak kullanılmasının tek sebebi, uzuc olmasıdır. Gıdalara farklı bir lezzet vermek için değişik içkilerin katılmasına gelince, buna ihtiyaç bulunmadığı izahtan varestedir.

Gazlı içeceklerde bulunan alkolü savunma adına ifade edilen hususlardan bir diğeri de, bu alkolün dışarıdan katılmadığı ve ürünün içinde kendiliğinden oluştuğudur. Bir meşrubatın içinde daha sonra kendiliğinden oluşan az miktardaki alkol elbette bu içeceği haram kılmaz. Çünkü meyve sularında da alkol oluşmakta ve zamanla bu miktar artmaktadır. Fakat konunun uzmanlarınca gazozların içinde kendiliğinden alkol oluşmayacağı ifade edilmektedir.[4]

Konuyla ilgili üzerinde durulan meselelerden bir diğeri de kasıt unsurudur. Şöyle ki, bazıları alkolün keyif verme maksadı olmaksızın sadece aromaları çözme kastıyla gıdalara katılmasının caiz olduğunu ifade etmektedirler. Bu bakış açısına göre, alkolün gıdalarda kullanılmasının hangi gerekçeye dayandığı önem taşımaktadır. Şayet alkol, sarhoş etme, keyif verme ve eğlenme kasıtları bulunmadan gıdalara farklı bir amaçla katılacak olursa, haramlık hükmü de bulunmayacaktır. Kanaatimizce böyle bir yaklaşım, haram mantığı açısından isabetli değildir. Zira ilk bölümde haramla ilgili ifade edilen prensiplerden birisi de, iyi niyetin haramları mubah kılmayacağıdır. Eğer bir maddenin haram olduğu kabul ediliyorsa, niyetin onun hükmünü değiştirmemesi gerekir.

Alkol katılmış gıdaların caiz olduğu hükmünün dayandırıldığı diğer bir delil de, çoğu sarhoş edenin azının da haram olduğuna dair varid olan hadis-i şeriflerdir. Buna göre, içeriğinde az miktarda alkol bulunan meşrubatın çok miktarda içilmesi insanı sarhoş etmeyeceği için, bunların ne azının ne de çoğunun haram olmaması gerekir. Bizce burada şu noktanın gözden kaçırılmaması gerekir: “Çoğu sarhoş etmeyenin azı da haram değildir.” hükmü, müstakil hâldeki içecekler için geçerli olmalıdır. Yoksa bu hüküm karışımlara uygulandığı takdirde haram kılınmış içecekleri içme adına çok farklı suiistimaller ortaya çıkacaktır. Zira bu durumda içine bir bardak şarap dökülen testinin suyu da caiz görülecektir. Zira bu testiden içilen birkaç litre su insanı sarhoş etmeyecektir.

Son olarak istihlâk meselesi üzerinde durmak istiyoruz. Zira görünen o ki, alkol katılmış gıdalara fetva verenlerin en önemli delilleri, bu meseleyi sularla ilgili hükümlere kıyas etmeleridir. Büyük havuzlarla ilgili hükümlerin, doğrudan meşrubatlara uyarlanması hatalı bir kıyastır. Çünkü pek çok fakihin de ifade ettiği üzere, büyük suları necasetten korumak çok zor olduğundan ve bu konuda ciddî bir meşakket bulunduğundan dolayı bunlarla ilgili hükümler “kolaylık” prensibi üzerine bina edilmiş olup  “ala hılafi’l-kıyas” sabit olmuştur. Kıyasa aykırı olarak sabit olmuş bir meselenin, başka bir mesele için makisun aleyh (asıl) olamayacağı ise usul-ı fıkıhta kabul edilen bir prensiptir. Ayrıca bu konuda umum-ı belva olduğunun ifade edilmesi de, suları pisliklerden korumanın güçlüğünü göstermektedir. Hâlbuki gıdalara alkol katılmasında bu durumların hiçbirisi yoktur. Çünkü alkol gıdalara kastî olarak katılmaktadır.

Öte yandan pislik karışan büyük havuzların temiz olmaları için, pisliğin renk, tat ve kokusunun suda zâhir olmaması şart koşulmaktadır. Burada da, diğer sıvıların suya kıyas edilmesi doğru değildir. Çünkü kıyasta makisün aleyh (asıl) ile makis’in (fer’) aynı olmaları gerekir. Hâlbuki su, renksiz, tatsız ve kokusuz bir madde olması itibarıyla, içine karışan pisliği kolay kolay gizleyemez. Diğer sıvılar ise böyle değildir. Hele içine renklendiriciler, koruyucular ve aroma maddeleri gibi pek çok katkının katıldığı bir sıvının, içinde yer alan alkolü gizlemesi çok daha kolay olacaktır. Dememiz o ki, hadis-i şeriflerde renk, tat ve koku itibarıyla zâhir olmayan bir pisliğin suları necis yapmayacağıyla ilgili hükümleri, bütün sıvılara teşmil etmek kıyas açısından mümkün görünmemektedir. Ayrıca birisi çıkar da gazozların imal edildiği tankların büyük havuzlara değil, kuyulara kıyas edileceğini söylerse buna da bir şey denemez. Bilindiği üzere fıkıhta kuyular küçük havuz hükmünde kabul edilmiş ve içlerine düşen necis maddelerden dolayı mümkün olduğu durumlarda kuyunun bütün suyunun boşaltılacağı söylenmiştir.

Bütün bu değerlendirmelerden de anlaşılacağı üzere, hangi amaçla olursa olsun gıdalara alkol katılması ve bu gıdaların tüketilmesi caiz görünmemektedir. İslâm’da alkol haram kılındığı için, onun katıldığı gıdalar da mahzurlu hâle gelecektir. Kaldı ki, gıdalarda alkol kullanılması bir zaruret olmayıp, daha çok alışkanlıkların ve maliyet hesaplarının bir neticesidir. Ancak nasıl ki, Müslümanların daha ucuz olduğu gerekçesiyle domuz etini kullanmaları mümkün değildir, aynen öyle de sırf ürünlerinin maliyetini düşürebilmek için alkolün kullanılması da söz konusu olamaz. En azından ürünlerinde alkol kullanan firmalar, Müslümanların inançlarına saygının bir gereği olarak etiket üzerinde bunu belirtmeli ve kanunlar da bu konuda suiistimali önleyen düzenlemeler getirmelidir.

KAYNAK
[1] Mustafa Nutku, “Cola Rekabeti”, http://yenisafak.com.tr/arsiv/2003/Temmuz/28/dusunce.html.

[2] Harun Şimşek, Alkol İçeren Yiyecek ve İçecekler, s. 58; Kemal Sümbül, “Fermente Gıdalar ve Alkol”, Sızıntı Dergisi, Mart 1998, sayı: 230.

[3] Bkz. Nezih Hammâd, “el-Edviyetü’l-müştemiletü ala’l-kuhûl ve’l-muhaddirât”, Mecelletu mecmei’l-fıkhi’l-İslâmî, 2003, sayı: 16, s. 99.

[4] Mustafa Nutku, “Gazozlar Helal midir?”, http://www.nurnet.org/gazozlar-helal-midir/.

19 Aralık 2020 11:29
DİĞER HABERLER