Eski Yargıtay Başkanı'ndan çarpıcı çağrı

Eski Yargıtay Başkanı'ndan çarpıcı çağrı
Eski Yargıtay Başkanı, Türkiye'nin cenderisinden geçtiği süreçle ilgili hükümete ve iktidar sahiplerine seslendi.
Eski Yargıtay Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk gündeme ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Prof. Dr. Sedat Laçiner'in gözaltı süresinde yaşadıklarını ve orada bulunan diğerlerinin yaşadıklarını okuyunca dehşete düştüğünün altını çizen Selçuk 60'larda bile böyle bir kepazeliğin yaşanmadığını belirtti.

İşte Sami Selçuk'un o makalesinden ilgili bölüm:

"Sayın İktidar,

Merak ediyorum “acaba orada mısın?” Oradaysan lütfen bir insan/yurttaş olan bana iyi kulak ver!

Kendisini yüz yüze tanımadığım, ama iktidarınızın seçtiği eski bir Rektör, önceki günlerde feryat ediyordu. Tam dört gün boyunca suçunun ne olduğu kendisine bildirilmeksizin gözaltında tutulduğunu, ama ayrıcalık tanınıp bir battaniye verildiğini, ömründe ilk kez kitap okumaktan yoksun bırakıldığını yana yakıla anlatıyordu. Bilmiyorum, bu sesi duydun mu, duyabildin mi?

Neden biliyor musun? Gözaltına alınan ve aralarında kalp, kanser hastası da bulunan ötekiler ya da daha doğru bir anlatımla ötekileştirildikleri anlaşılanlar, eksi 4-5 derecede çoğu battaniyesiz, spor minderleri üzerinde kendi giysileriyle uyumak zorunda kalmışlar. Bunların aralarında 70, 80 yaşında olanlar, bir buçuk yaşındaki çocuğunu izin verilmediği için iki gündür emziremediğinden yakınan kadınlar varmış. Ancak kendisine battaniye verilen Rektör'e göre, bu durum işkence ile farkı gösteren “yetmez ama evet” anlamında bir ayrıcalıkmış!?

Aman Tanrım, ne günlere kalmış Türk insanı!
Dehşete düştüm. Her şeyden önce insan olmaktan utandım. Sonra da bu yapılanların tersini anlattığım öğrencilerimden, en acısı ve korkuncu da hukukçu olmaktan utandım. İlk kez ülkemdeki adalet, yargı anlayışından tiksinti duydum.
27 Mayıs 1960 hükümet darbesinde olanları bir yedek subay öğrencisiyken darbenin çirkin yüzünü görmüş biri olarak o dönemde bile gözaltına alınanların, yakalananların güvenlikleri ve sağlıkları devletin güvenilir kollarına ve iktidara emanet edilirdi.

Sana soruyorum, Sayın İktidar, Adalet ve İçişleri bakanlığı koltuğunda oturanlar, sizlere de soruyorum.

Yoksa sizin döneminizde bu temel ilke değişti de benim mi haberim olmadı? Ne zamandan beri devlet, devlet ve uygarlık öncesi oymak dönemlerinin tiksinti uyandıran ilkel öç dürtüsüyle davranıyor? Polis Akademisi'nde bir yıl ders vermiş biri olarak biliyorum ki, orada bu yapılanların tam tersi öğretiliyor.

Beni iyi dinle Sayın İktidar!
Ben bir insanım ve Anayasa'sında “hukuk devleti” yazan Türkiye Cumhuriyeti'nin doğuştan hak ve özgürlüklerle donatılmış bir yurttaşıyım. Sözde bir Devlet'in ne “ra'iyye”si, ne “tâbi”si, ne “köle”si, ne “pleb”i, ne “parya”sı ne de eski dönemlerin “kış geliyor” deyince “titremeye hazırım” diyen bir “kalender”iyim. Tam tersine hukukun vazgeçilmez bir öznesiyim. Bu yüzden hak ve özgürlüklerim konusunda seninle asla ve kata pazarlık yapmam. Evet, sen iktidarsın, ama kendi yasal sınırların içinde kalırsın, haklarıma ve özgürlüklerime “iktidar, benim” diyerek dokunamazsın.

Çünkü “Bütün hukuk insan içindir” (Hominum causa omne ius constitutum est) der, beş yüzyıl önce Corpus Iuris Civilis'in en önemli bölümü olan Digesta (Pandectae) ve hukuk devletinde hukuk güvenliği, kamusal olarak yürürlükte bulunan adil yasalara karşı koyanların yararlandığı temel haklar aracılığıyla gerçekleştirilir.

Çünkü “Türkiye'de hukuk ve yargıçlar var.”

Sakın bu dediklerimi küçümseme!”

Keser döner, sap döner; gün gelir, hesap döner.
Sizin Batı'dan çevirip aldığınız, ama iyi özümseyip kavrayamadığınız ve yukarıdaki ilkelere dayanan yasalara göre, biri bir suç işledi mi, devlet, onu kendisi yargılamaz, yargılayamaz. Bağımsız ve yansız bir erke teslim eder. Halka ait egemenliği Türk halkı adına kullanan erkin adı “yargı(lama)”dır (Anayasa, m. 6, 9). Yani senin anlayacağın, senin adına kullanılmaz bu erk.

Halk adına çıkarılan Yasa, biri suçlandığında kolluğa der ki: “Durumu hemen savcıya bildir, ondan gereken buyrukları al!” (Ceza Yargılama Yasası [CYY], m. 161).

Savcıya da der ki: “Hemen olayı araştır, kanıtları topla. Ama şüphelinin lehinde olan kanıtları da toplamayı sakın unutma. Çünkü yargılamanın amacı birini mutlaka cezalandırmak, ona ders vermek değil, tersine gerçekleştiği ileri sürülen yaşanmış olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini, gerçekleşmişse hukuk karşısında ne olduğunu belirlemektir. Bunun için çabala. Eylemin işlendiğine ilişkin “yeterli kuşku”ya ulaşırsan kamu davasını aç. Bırak yargının önündeki her konuda sadece bağımsız yargıçlar karar versin, sen de gelişmeyi sonuna değin izle!” (CYY, m. 170)."

08 Ocak 2016 08:33
DİĞER HABERLER