'Ey bu zulme, zalime verdikleri destekle ortak olanlar...'

Samanyoluhaber yazarı Ercümend Perver zalimlere ve zulümlere dikkat çekmeye devam ediyor.
Sizlerle tanışalı iki aydan fazla oldu. Bu zaman zarfında sizlere mağdurların yaşadıkları sıkıntıları aktarmaya çalışıyorum. Ama o kadar çok mağdur var ki inanın hepsini yazmaya kalksak yüzlerce ciltlik ansiklopedi olur ve de kimse de bu işin altından kalkamaz. Bazen size anlattığımız olaylar size senaryo gibi gelebilir. Ama öyle şeylere şahit oluyoruz ki bazen mağdurların bize anlattığı mağduriyetleri buraya yazmaya haya ediyoruz. İnsanlığını kaybetmiş esfeli sâfiline şevkle giden, Kur’an’ın “Belhum adâl” dediği bir zümreyle karşı karşıyız. İnsanın nutku tutuluyor ağzı açık sadece “Olamaz olamaz” diyebiliyorsunuz. 

Allah biliyor. Ben bu yazıları yazmadan evvel, bana gelen mesajları okurken gözyaşlarıma hâkim olamıyorum. Bazen dakikalarca ağlıyor, yazarken de yarım saatte bitirilmesi gereken yazıyı ağlamaktan saatlerce yazamıyorum. Hele; meseleleri anlayamayacak yaştaki o çocukların mağduriyetleri yok mu, Allah’ım hangi yürek dayanır o masumların “Her gün akşama babamız gelecek diye pencereden ayrılmamaları. Her kapı çaldığında babamız geldi diye kapıya koşmaları” Ya da anneleri hapiste olan küçücük çocuklara bakmak zorunda kalan babaların dramı.

Geçenlerde eşi mecburi hicret etmek zorunda kalmış bir bayan kardeşimiz anlattı. “Dört yaşındaki kızım babasına o kadar düşkündü ki akşam eve geldiğinde adamcağız yemek yerken bile kızım babasının tepesinden inmezdi. 15 Temmuz Darbe tiyatrosundan sonra memuriyetten ihraç edilince günlerce iş aradı kimse iş vermedi. Gerçi iş de yok da; ihraç edildiğini duyunca kimse iş vermiyordu. Bu arada kendisiyle beraber ihraç edilen arkadaşları göz altına alınınca eşim de yurt dışına çıkmak zorunda kaldı. Kızım babasının ayrılığına dayanamadı. Günlerce zorla yedirdiğimiz bisküvi ve çikolatalarla idare etti. Alışır derken hasreti daha da arttı. Kızım babasının resmini elinden düşürmeden dolaşıyor. Babasının resmiyle yatıp resmiyle kalkıyor. Kaç tane resim yıprattı şimdiye kadar. Geçenlerde hastalandım mecburen hastaneye yatmak zorunda kaldım. Kızımı uyandırmadan teyzesine teslim edip hastaneye gittim. Uyanıp da beni yanında bulamayınca saatlerce yataktan çıkmamış annem şimdi gelir diye. O gün teyzesi hiçbir şey yedirememiş. Sessiz sessiz etrafını süzüp durmuş masum kuzum. Dört gün hastanede yatmak zorunda kaldım. Şimdi çocuk annemi de kaybederim diye benden bir dakika ayrılmıyor. Elinin biri hep eteğimden tutar vaziyette dolaşıyoruz. Beni bir dakika göremese korkup çığlık çığlığa ağlıyor” 

Ey bu zulme zalime verdikleri destekle ortak olanlar. Bilmez misiniz ki mazlumun ahı yerde kalmaz. Hadis-i Şerifin ifadesiyle “Sebep olan yapmış gibidir” hükmünce bu ahlar sizin yakanızı da iki cihanda bırakmayacak.

Bilgisayarın başına geçtiğimde size aktarmak istediğim mağdur mesajlarına nerden başlayacağımı bilemiyorum. Hangisini nasıl kaleme alayım. Ahlaki mülahazalarım onlarca mağdur mesajını yazmama müsaade etmiyor. Sizin okurken yüzünüzün kızaracağı onlarca işkence metodu var maalesef şimdi nezarethanelerde. Ve bunu yapanlar Müslüman olduğunu iddia edenler. Bilmeyenler bilsin. Bilip de başlarındaki zalime güvenerek bu zulümleri yapanlara hatırlatalım. İşkence suçunun zaman aşımı yok. Geberene kadar peşinizi bırakmayacak. Geberdikten sonra da zebaniler icabınıza bakacak.  

Yıl 2014 Aralık ayı. Türkiye’de bir ilimizin adliyesi önünde 73 yaşında bir hukuk adamı “Basın özgürlüğü” konusunda basın açıklaması yapıyor. Aradan bir müddet geçtikten sonra bu amcamız bir vesileyle beyin kanaması geçiriyor. Bir buçuk yıldır yatağa mahkûm olduğu gibi konuşma yetisini de kaybetmiş durumda. Geçen gün 2014 yılı Aralık ayında yaptığı “Basın özgürlüğüyle ilgili” açıklamasından dolayı göz altına alınmak üzere evini polisler basıyor. Yatağa mahkûm olan bu amcamızı gören polisler. Fotoğrafını çekiyorlar, savcıya gösterip görüş alıyorlar: Ne yapalım?

Şimdi siz içinizden “Bırakmışlardır ne yapacaklar yatağa mahkûm adamı” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Aynen öyle bırakmışlar. Bırakmadan evvel sormuşlar “Bu adama kim bakıyor ihtiyaçlarını kim karşılıyor” diye. Aa ne kadar kibar ince düşünceli polislermiş değil mi? Adama acımışlar hatta arkasından “Allah yardımcınız olsun. Kusura bakmayın çok özür dileriz. Biz emir kuluyuz. Hakkınızı helal edin” dediklerini düşündünüz değil mi. Çok safsınız değerli okuyucularım çook. Geleceğim! 

Tabi 73 yaşındaki amcamızın ihtiyacını yine, aşağı yukarı aynı yaşlarda ki eşinin bakması imkânsız. Niye? Yatağa mahkûm olan hastası olanlar bunu çok iyi bilir ki bir kadın o yaşta o adamı sağından soluna bile çeviremez. Ki bu amcamızın altından üstünden alınıyor bakımı oldukça zahmetli. Bu amcamıza bakımını genç iki oğlu üstlenmiş Allah razı olsun “Uf” demeyi bırak, altını temizlerlerken suratlarını bile ekşitmiyorlar ki babamız incinmesin. İşte bu yatağa mahkûm amcamızı alamaya gelen polisler cin fikirli savcımızın şeytani dehasıyla zulmedecek bir yol buluyorlar. Amcamızın bakımını yapan iki oğlunu birden göz altına alıyorlar. 

Şimdi sizin “Neee” dediğinizi duyar gibiyim. Siz “Samanyolu Haber Sitesi” okuyucuları bunları okurken içinizden ne geçirdiğinizi bilmiyorum. Ama ben mazluma dua, zalime beddua ediyorum. Efendim beddua olmazmış. Bal gibi olur. “Allah’ın lâneti zalimlerin üzerine olsun” 

Dün bir kardeşim mesaj atmış “Hep duyuyordum ilk defa canlı şahidi oldum” diyor yaşadığı olayın. Hapishaneye ziyarete gidiyor kardeşimiz. Hapishane yönetimi yeni bir sistemle gelenlerin görüntülerini alıyorlarmış. Kardeşimizle aynı anda doğum yapalı 15 – 20 gün olmuş ama eşini mutlaka görmesi gerektiği için mecburen çocuğuyla birlikte bir ablamız da eşini ziyarete geliyor. Görüş bitip çıkarken ablamızı karga tulumba gözaltına alıyorlar. Meğer haydutlukla TMSF’ye devredilen Bank Asya’nın hesap incelemelerinde bu kardeşimizin “Kimse yok mu” derneği aracılığıyla Afrika’nın susuz bir ülkede düğününde kendisine takılan takıları bozdurup “Su kuyusu” açtırdığı tespit edilmiş. 

Siz bunları zalimin şakşakçılarına anlatsanız sizi “Mağdur edebiyatı” yapmakla suçlarlar. Hani derler ya  'alemi nasıl bilirsin” kendileri bunu çok iyi becerdikleri için başkalarını da aynı suçlamayı yaparlar. “Ya hu böyle suç mu olur? AKP’den bir sürü partili o bankaya para yatırdılar onlara niye bir şey demiyorlar” Diyorsunuz değil mi? Ve size mağdur edebiyatı yapıyorsunuz suçlaması yapanlar da bunu der.  Ee! Onlar kandırılmış. Adamaların suçu yok(!)

15 Temmuz sonrası açığa alınan kardeşim de kendisinin ifadesini alan yetkililere söylemiş. “Yahu koskoca Cumhurbaşkanı çocuklarını Hizmet Hareketinin dershanesinde okutmuş. Kızını yine Hizmet Hareketine ait bir okuldan mezun olan birine vermiş. Ki elinde bütün istihbarat olmasına rağmen kandırılmış. O kandırılır da bizim gibi sıradan halk kandırılamaz mı? Beni de kandırdılar. Ne güzel rüşvetimizi alıp gül gibi geçiniyorduk. Onlarla tanıştık “Ahiret dediler, cennet cehennem dediler hak hukuk dediler” ekmeğimizden ettiler. Ben de mağdurum” Tabi inandıramamış(!) İhraç ettiler. 

Gelin şu duama âmin deyin. “Allah’ım dünyanın dört bir tarafında zulme ve gadre uğrayan insanların acılarını dindir. Onlara bu zulmü reva görenleri, bu zulüm karşısındaki dilsiz şeytanları, hele hele zalimlerin yanında saf tutanları sana havale ediyoruz onları kahr u perişan eyle.''  
Amin elfü elfi amin.

Ercümend PERVER 
13 Şubat 2017 14:06
DİĞER HABERLER