Gençlerle Bir Hasbihal

"Şimdilerde parapsikoloji kapsamına girecek bir dalganın biraz yükseldiğini fark ediyoruz. Çeşitli adlandırmalar altındaki meditasyon ve şifa tekniklerini kullanma sonucunda kişinin ruhen güçlenip olağanüstü kabiliyetler kazanacağı izlenimi veriliyor..."
Prof. Dr. Suat Yıldırım | samanyoluhaber.comn
Gençlerle Bir Hasbihal

Sevgili gençler! Ömrünün son demlerini yaşayan bir hocann hasbihaline on dakika ayıracağınızı umarım. Sizlerle sohbete ihtiyaç duymamın sebebi, son dönemde maneviyat görünümlü bazı dalgalanmalardır. Genel bir adlandırma ile parapsikoloji şemsiyesi altında düşünebileceğimiz bir dalganın son süreçte biraz daha yükseldiğini gözlemliyorum. Bu dalgalar 19. asır Avrupa’sında dar bir alanda görülüp 20. asır başından itibaren Türkiye’de, marjinal de olsa bir karşılık aradılar.

Prof. Bedri Ruhselman “İlahî Nizam ve Kâinat” kitabı ile  Deneysel Ruhçuluk (neo-spritüalizm)in kurucusu sayılıp, derken metapsişik derneği, Ruh ve Madde Yayınevi’nin kitapları -şimdi de olduğu gibi- hep piyasada bulundu. Fakat yıldız böceği gibi geceleyin yanıp sönüp gün ışığına çıkamadılar. Yayın yasağı falan yok. Ama gerçek hayatta karşılık bulamadıkları için isimleri gölgede kaldı. Son dönemde bazı Müslüman ülkelerde, özellikle Türkiye’de yaşanan travma sebebiyle, dinimiz açısından mahzur görünmeyen bir yol ile  çok gencimizi etkilemesi söz konusu.

Bazı psikiyatristler toplumu bilinçlendirme faslından büyük şehirlerde programlar düzenliyorlardı. Öğrencilik dönemimde 1962 yılında Ankara’da, Kızılay semtine adını veren Kızılay Derneği merkez binasında, halka açık seri konferansları ben de dinlemiştim. Prof. Dr. Rasim Adasal oradan hatırladığım isimlerden. Çeşni olsun diye, oradan şimdi hatırıma gelen iki anekdotu paylaşayım. Zaten küçük olan binanın, küçük konferans salonu ancak dolardı. Yakında merhum olan Prof. Dr. İbrahim Erkul ile katıldığımız bir konferansa başlamadan önce gidip ön sıralardan birine oturmuştum. Orta yaşlarda bir bey gelip, yerimdan kalkıp kendisine bırakmamı teklif etti. Nazik davranmadığından olacak, razı olmadım. Bunun üzerine: “Sen neredensin, nerede okuyorsun?” deyince spontane olarak: “Hiiç, sadece bir vatandaşım” dedim. Sonradan bu anî cevabımdan memnun oldum. Çünkü refleksle Fakültemi söyleyebilirdim. Anlaşılan o kişi de kategorize etmek için sormuştu. “Zaten siz!...” diye başlayarak camiamıza yüklenecekti. Böylece bu fırsat eline geçmemiş oldu. Bir defasında, Fen Fakültesinden Özbekistan orijinli Ali Sait Ankara adlı profesörün konferansını dinlemiştim. Fizik bilimi kanunu ile evrenin bir zaman gelip sona ereceğini, böylece  bunun da beklenen kıyamet inancını desteklediğini anlatmıştı. Soru cevap faslında, klasik ülemanın çoğunun tekfir taraftarı olup İslamiyeti bilimle bağdaştırmada eksik kaldıklarını söyleyip bitirirken kurduğu şu cümle hâlâ kulaklarımda çınlamaktadır: “Heme gavur etmişler, heç müselman etmemişler!”.

Sadede geleyim. Şimdilerde parapsikoloji kapsamına girecek bir dalganın biraz yükseldiğini fark ediyoruz. Çeşitli adlandırmalar altındaki meditasyon ve şifa tekniklerini kullanma sonucunda kişinin ruhen güçlenip olağanüstü kabiliyetler kazanacağı izlenimi veriliyor. Dinî aidiyeti ne olursa olsun, bu tekniği her insanın kullanabileceği bildiriliyor. Bu kulvara giren bir Müslüman bunda sakınca görmüyor. Çünkü ona hitab eden eğitmen, uyguladığı teknikleri bazı islamî metinlerle irtibatlandırıyor. Kursiyer veya mürid bir müddet yol alınca, muhatap olduğu telkinlerle yavaş yavaş ruhunu güçlendirdiğini ve ilhama mazhar olduğunu düşünüyor.

Derken ğayb perdesinin aralandığına, bazı vizyonlara mazhar olduğuna inanıyor. Mesela bir mürid evinde uzaylılar gördüğünü söyleyince, eğitmeni: “Demek sana mesajları olacak” şeklinde değerlendirebiliyor. Böylece mürid, üçüncü gözünün açılıp, mahiyetini bilemediğimiz varlıklar âlemiyle ilişki kurmasını normal karşılamaya gidiyor. Aday, büyük miktarda para ödeyerek girdiği bu eğitim maratonunun sonucunda, kendisinin de terapi uzmanı olma ve ileride kurs başlatma ümidi ile avunmaktadır.

Bu şifa akımlarının dikkat edilmesi gereken yönü, kendilerini dinî tandanslı bir yaşam tarzı olarak sunmaları. Şifa akımlarının bilinç altına ve şifacıya verdikleri yerin, Yüce Allah’ın mutlak kudret ve mutlak irade sıfatlarıyla  bağdaşmadığını bilmek gerekir. Az önce belirttiğimiz gibi, bu şifa akımları, varsayımlarını Müslümanlara kabul ettirmek için, onların bildiği dinî esaslara başvururlar. Mesela, bilinç altı düşüncelerimizin kaderimizi tayin etmesi inancını, “Allah  kuluna, onun Allah hakkındaki zannına göre muamele eder”(1)  hadis-i şerifine dayandırırlar. Allah tarafından sürekli ilham alma anlayışını “Allah, kuluna onun şah damarından daha yakındır” ayeti (Kaf suresi, 16) ile desteklerler (2). 

Gayb âlemi ile irtibata geçme iddiası konusunda Peygamber Efendimiz aleyhisselam’ın şu rehberliği  son derece önemlidir. “Biz gökte burçlar yarattık ve onları seyr edenler için yıldızlarla süsledik. Hem onu kovulmuş her şeytandan koruduk. Ancak kulak hırsızlığı edenler olursa, onu da parlak bir ışık kovalar”(3). Buharî’nin naklettiği uzunca bir hadis-i şerifin mealini, biraz kısaltarak şöyle verelim: Şeytanlar,  göklerdeki gayb âleminden haber çalmaya girişmeleri sonucunda güç bela bir haber elde eder, onu kulaktan kulağa aktararak nihayet dünyadaki  kâhine fısıldarlar. Kâhin bunu öğrenip ona yüz yalan bulaştırır. Sonra insanlar sadece o çalınan gayb haberine odaklanarak: “Bu kâhin “Falan gün falan şey olacak” dedi, dediği de çıktı!” derler” (4) .

Sevgili gençler! Tüm insanları ve kâinatı yaratan Rabbimiz, son Peygamberi ile, din ve maneviyat adına insanı en mükemmel mertebeye yükseltecek bütün prensipleri insanlığa tebliğ ettiğini bildiriyor(5). Hz. Peygamber veda haccında 124 bin kadar sahabînin şahsında, bu ayeti gelecek bütün insanlığa da tebliğ etti ve ondan birkaç ay sonra da dünyadan göçtü. O mükemmel rehberimiz Cenab-ı Allah’tan gelen mesajları fiilen uygulayarak Cahiliye zulmünden ve karanlığından insanlığı kurtardı ve eğitti. “Ben ancak muallim olarak gönderildim”(6) diyerek en bariz sıfatının eğitip öğretme olduğunu bildirip bunun gereğini en ideal bir şekilde gerçekleştirdi. Artık kendi rehberliğinden başkasına ihtiyaç bırakmadığını vurguladı. “Din adına benim tebliğ ettiğim dışında olan her şey bid’attir ve her bid’at de İslam’dan sapmadır” buyurarak bu ayeti tefsir ve te’kid etti (7). Yine bilinen bir gerçektir ki İslam ümmetinin en hayırlısı olan ilk Sahabe nesli hangi eğitimle o  dereceye yükseldi iseler, sonraki nesilleri de aynı prensiplerle Allah’ın rızasına ulaşacaklardır.

       Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Ali (r.anhüm) gibi  sahabeden başka, hemen her nesilde O büyük Rehberin her biri cihan çapında değerli Hasan Basrî, Ebu Hanife, Şafiî, Gazzalî, Mevlana Celalettin, A. Geylanî, Bahaeddin Nakşibendî, Bediüzzaman… gibi  sayılamayacak kadar çok varisleri oldu. Sizin çoğunuzun bizzat içinde bulunduğunuz, diğerlerinizin de bir şekilde az çok bildiği bir Hizmet hareketi var. Materyalizm, komünizm, sekülarizm gibi çok sayıda çıkmaz beşerî ideolojilerin cazip olduğu asırda, Hz. Peygamber’in rehberliğinin asrımızdaki uygulamasını göstermeye çalışan bu hareket, bu esasların çağdaş insanlığa da rehberlik edeceğini gösterdi. Açtığı binlerce okul, yurt ve diğer kurumlar İslam prensipleriyle fen bilimlerini beraber yürütmenin mümkün olduğunu, dünyanın her tarafında gösterdiler. Bu da münferit birkaç örnekle, kısa süreli olmayıp otuz yıldan fazla devam etti ve inşallah devam edecek. Bu tablo büyük zatların  şahsî kerametlerinden daha önemli, bir hükmî şahsiyet kerameti olarak Kur’an prensiplerinin evrenselliğini dünya çapında gösteren bir tablodur. Bazen, uzun zaman geçmesiyle, kanıksama ile, yakını görme bozukluğu ile insan görüp değerlendirmede geçici bir zaafa uğrayabilir. Çünkü insan, son nefesine kadar imtihana maruzdur. Peygamberimizin uyardığı üzere her insanın kalbinin bir tarafında melek ilhamı, diğer  tarafında şeytan telkini bulunur (8). “Şeytan, kan gibi insanın damarlarında dolaşır”, vesvese verir (9).

Sizler gibi, manevî kaynaklardan beslenmiş, akl-ı selim sahibi gençler, Efendimiz’in bu uyarısına iyi dikkat edip, şurada burada  bulduğunuz bazı doğrulara bakarak, onlara kanmamalısınız. Hadis-i şerifte bildirildiği gibi, bütün serveti devesi olan bir insan çölde devesini kayb edip canhıraş bir şekilde aradıktan ve  ümitsiz olarak bitkin düşüp uyuyakaldıktan sonra bir de gözünü açar ki, devesi başının ucunda! Onun sevincini tarif mümkün değildir. Sonsuz rahmet sahibi Rabbimiz ise, kulunun yanlıştan dönüş yapmasından, o deve sahibinin sevinmesinden daha çok sevinir (10). O rahmetindendir ki âlemlere rahmet olan  Resulünü göndermiştir: “Size  kendi aranızdan öyle bir peygamber geldi ki  zahmete uğramanız ona ağır gelir. Kalbi üstünüze titrer, müminlere karşı pek şefkatli ve  merhametlidir” (11).

Onun bize öğretip sık sık yapmamızı tavsiye ettiği şu duaya devam edelim: “Ey kalbleri evirip çeviren Allahım! Kalbimi bize tanıttığın dininde sabit eyle!” (12). Allah yardımcınız olsun.


1- Buharî, Tevhid,15; Müslim,Zikr,2.
2- Bu konuda daha fazla bilgi için bkz. Feyza Akova, Şifa Akımları Çıkmaz Sokağında, samanyoluhaber.com, 07 Aralık 2020.
3- Hicr 16-18.
4- Buharî, Sahîh, Tefsir, Hicr sûresi tefsirinde.
5- Maide 3.
6- İbn Mace, Sunne, 1.
7- Müslim. Cumu’a 43; İbn Mace, Mukaddime 7.
8- Tirmizî
9- Buharî, İ’tikâf,11; Müslim, Selam, 23-25.
10- Müslim, hadis no:4929.
11-Tövbe 128.
12- Tirmizé-i, Daavat, 89.
12 Ocak 2021 13:20
DİĞER HABERLER