Gülen An(ı)ları kitabı üzerine bir teşekkür

Okuma Süresi 11 dkYayınlanma Cumartesi, Nisan 25 2026
Paylaş
X Post
Gülen An(ı)ları kitabı üzerine bir teşekkür

Bilenler bilir; Hocaefendi velud bir insandı. Yani çok fikir üreten, sözü ve kalemi bereketli, üretken, verimli bir zattı. Az çok demez, çevresinde bulunan kim varsa, aklına, kalbine gelen ilmî-fikrî hususları hemen onlarla paylaşırdı. Bu konuda çok cömertti; ilminin hakkını verir, onu insanların istifadesine sunmayı, yerine getirilmesi gereken emanet olarak değerlendirirdi.

Söyleyeceği şeyler ne kadar önemli hususlar olsa da, bazı insanlar gibi illa kürsü kurulsun, mikrofon hazır olsun, herkes toplansın diye beklemezdi. Onu o meclisin bir bereketi olarak görür ve hemen ifade ederdi. Tabii ki burada yaptığı vaaz ve sohbetleri kastetmiyorum. Onlara, vazife şuuru, itkan düşüncesi ve dinleyenlere saygının gereği olarak ilmî, kalbî, ruhî ve zihnî manada oldukça hazırlıklı bir şekilde çıkardı. Fakat bunun dışında, günlük hayatın içinde; ders aralarında, misafirler geldiğinde ya da bazen birkaç kişiyle otururken çoğu zaman öyle mevzular açardı ki arkadaşlar “Keşke bunu kaydetseydik.” demekten kendilerini alamazlardı. Bu, o kadar çok tekerrür eden bir hadisedir ki…

1990’lı yıllardan itibaren onun huzurunda gerçekleşen bu ara sohbetlerde not tutan pek çok arkadaşımız oldu. Bu notların bir kısmı daha sonraları kitaplara dönüştü. Bildiğim kadarıyla Ahmet Kurucan Abinin Fasıldan Fasıla serisi bu notların bir meyvesidir. Biz de ilk ders yıllarımızda, gerek kitapların üzerine gerekse küçük defterlere sürekli notlar alıyorduk. Fakat Hocaefendi öyle veluddu ki yazmakla bitmiyordu. Bir de bu notları sonradan temize çekme meselesi vardı ki yoğun ders temposu içinde bunu yapmak, adeta geceleri gündüzlere katmayı gerektiriyordu.

O zamanlar bu sohbetleri dinleyip notlar aldıkça arkadaşlarla aramızda sık sık şu konuşma geçerdi: “Keşke Hocaefendi’yi de rahatsız etmeyecek bir ses kaydı yapma imkânı olsa da bu güzel anlatımlar zayi olmasa, başkaları da istifade etse.” Nitekim bir süre sonra rica minnet, ses kaydı yapabilen hassas bir teyp temin ettik. O dönem Sony kasetlerin yaygın olduğu zamanlardı; Hocaefendi’nin vaazları da bu kasetlerde çoğaltılırdı. CD ve DVD'ler sonra çıktı. Şimdi onlar da tarih oldu. Ancak mikrofonsuz kayıt yeterince sağlıklı olmuyordu. Teybin kablolu mikrofonunu, Abdullah S. Hocamızla birlikte derslerde ve ara sohbetlerde Hocaefendi’ye en yakın noktaya kadar uzatarak bu konuşmaları kaydetmeye çalışıyorduk. Daha sonra her kasete bir numara veriyor, o kasette hangi konuların işlendiğini tespit ederek bir nevi fihrist oluşturmaya gayret ediyorduk.

Hocaefendi’nin her gün ince bir çizgi gibi kendine doğru uzatılmış mikrofon kablosuna, kayıt cihazına alışması elbette kolay olmadı. Zaman zaman bu konuda şerhler düştü. Fakat arkadaşlar, o şerhlere dikkat ederek gerekli hassasiyeti gözeterek bu sohbetleri kaydetmeye devam ettiler.

Bu sohbetlerin ayrı bir güzelliği de vardı. Hocaefendi bu ders ve sohbetler esnasında bazen bir menkıbe, bazen bir fıkra anlatır; bazen de ince bir nükte yapardı. Bunların bir kısmı anonim, bir kısmı ise ilk defa ondan duyduğumuz anekdotlardı. Bu hatıralar kimi zaman kendi hayatından kesitler, kimi zaman da şahit olduğu ibretlik veya tebessüm ettiren üçüncü şahıslara ait hadiselerden olurdu. Halkadaki her arkadaş, bir taraftan Hocaefendi’den azami derecede istifade etmeye çalışırken; diğer taraftan da onda kendine göre ilginç bulduğu şeyleri de bir tarafa veya hafızalarına kaydetmeyi ihmal etmezlerdi.

Benim zihnimde, benim tabiatıma yakın, ilgimi çeken şey ise özellikle onun latifeleri oldu. Hocaefendi gibi vakur ve ciddi bir insanın bu yönü bana oldukça ilginç gelmişti. Onun bazen tebessüm etmesi, ettirmesi, gülmesi, güldürmesi bende iz bırakan onun enteresan bir yönüydü. Onun bu latifeleri insanın zihnini açıyor, dinlendiriyor, dikkati topluyor ve anlatılan konuları daha anlaşılır hâle getiriyordu. Sohbetleri daha bir zevkli kılıyor, dersler daha bir canlı hâle geliyordu. Ayrıca onunla yol arkadaşlığını da kolaylaştırıyordu. Şunu da ifade etmek gerekir ki Hocaefendi tabii ki bunları sadece güldürmek için anlatmıyordu. O, latife ve mizahı, eğitim-öğretim, irşat ve terbiyenin önemli bir buudu olarak görüyor ve uyguluyordu.

Nitekim kitabın giriş kısmında da (sh. 35) ifade ettiğim üzere; onun bütün bunlardaki maksadı, muhatabın ilgi ve alakasını canlı tutmak, kırmadan ve incitmeden hataları ikaz etmek, sorumluluk altında ezilen ruhları dinlendirmek ve insanların seviyesine göre hitap edebilmek vb. gibi önemli hususlardı. Bunu da son derece tabii, fıtri, nazik ve samimi bir şekilde yapardı.

İşte, onu tanıdığım 1978’li yıllardan itibaren; gerek bizzat dinleyip not aldığım, gerek güvenilir kimselerden işittiğim, gerekse sesli ve görüntülü kayıtlardan derlediğim latife, mizah, nükte, menkıbe ve hatıraları zaman içinde bir araya getirip biriktirmiştim. Amacım, Hocaefendi’nin pek çok yönünden bir yönünü, yani onun latif ve ince üslubunu, mizah ve şaka anlayışını daha görünür kılmaktı. Bu doğrultuda, her bir hatırayı mümkün olduğunca bağlamı içinde ele alarak bir bütünlük oluşturmaya çalıştım. Bunları da kitabın girişindeki Hocaefendi’ye ait olan ve Kırık Testi 5’te yayınlanan ‘Ciddiyet ve Mizahın Bizcesi’ başlıklı yazının kriterleri çerçevesinde yazmaya çalıştım.

Bu notlarımı Ahmet Kurucan Abi bir vesileyle görmüş ve bunun bir kitap olabileceğini ifade etmişti. Ben de bu teşvik üzerine biraz daha çalışarak metni tekamül ettirerek yayınevine sundum. Neticede onlar da faydalı görmüşler ki eser yayımlanmış oldu.

Elbette ki Hocaefendi hakkında yapılan bu tür çalışmalar ne bir ilk ne de son olacaktır. Daha niceleri yayınlanacaktır. Bu kitaptaki hatalar bana, güzellikler Hocaefendi’ye aittir. E-mail yoluyla bana ulaşarak katkı sunan dostlarım ve arkadaşlarım oldu; onlara bu hassasiyetlerinden dolayı teşekkür ediyorum. İnşallah yeni baskılarda bu katkıları dikkate almaya çalışacağım. Pek çok okuyucu da bizzat veya dolaylı olarak takdir ve teşekkürlerini iletti. Bu teveccühün temelinde, şüphesiz ki Hocaefendi’ye duyulan sevgi ve saygı vardır. Bizler için konu Hocaefendi olunca, Allah için, ona ait hatıraların en küçük bir parçası bile çok kıymetlidir. Bu sebeple temenni ederim ki bu teşekkür ve takdirler onun sahife-i amelinde birer dua olarak yerini bulsun, O’nu hatırlamaya, duaya bir vesile olsun.

Bu kitap yayınlandıktan sonra, çok değerli Abdullah Aymaz hocam, Samanyolu Haber sayfasında kaleme aldığı birkaç köşe yazısı ile teşvik ve tavsiyelerini ifade etti. Aydoğan Vatandaş Bey ve Ahmet Kurucan abi de TR7/24’teki köşe yazılarında kitabı gündemlerine alarak hissiyatlarını dile getirdiler. Bunlar benim için son derece kıymetli ve teşvik edici oldu. Bu vesileyle hepsine tekrar teşekkürlerimi arz ediyorum.

Ayrıca eserin editörlüğünden yayına hazırlanmasına kadar emeği geçen Süreyya Yayınevi’ne ve kıymetli çalışanlarına da şükranlarımı sunuyorum. Bilhassa okuyucularımıza da göstermiş oldukları yakın ilgi ve alaka için teşekkür eder; dua ve tavsiyelerini beklerim.

En Çok Okunanlar

Numan Yılmaz Yiğit

NUMAN YILMAZ YİĞİT

Prof. Dr. Osman Şahin

PROF. DR. OSMAN ŞAHİN

Safvet Senih

SAFVET SENİH

Ertuğrul İncekul

ERTUĞRUL İNCEKUL

Hüseyin Odabaşı

HÜSEYİN ODABAŞI

ÇOK OKUNAN HABERLER