Gurbette Yeni Bir Hayat

"Hicret şerefine mazhar olmuş ehl-i iman; bulundukları ülkelerde, dinin temel prensipleri olan iman ve ahlâklarını koruyarak, hiçbir zaman problem olmamalıdırlar. Bulundukları topluma -asimile olmama kaydıyla- entegre olarak, diyaloğa önem vermeli ve temsil yoluyla değerlerini anlatabilmelidirler. Böylece toplum barışına ve insanlık hizmetine katkıda bulunmuş olacaklardır."
Mehmet Ali Şengül | samanyoluhaber.com
Gurbette Yeni Bir Hayat

Allah’ın Hz. Adem’i (AS) cennetten -li-hikmetin- dünyaya göndermesiyle başlayan, hemen hemen bütün peygamberlere yaşattığı şerefli hicret hayatını; günümüzde onlara ait dâvâyı temsil eden, iman ve Kur’an hadimi ehl-i imana da  Allah (cc) yaşatmaktadır. Esas itibariyle ehl-i iman için hicret, en büyük şereftir.

Kur’an-ı Muciz-ül beyanda  Enfal sûresi 74 ve 75.âyetlerde Allah Teâla Hazretleri; “İman edip hicret edenler, Allah yolunda cihad edenlerle onlara kucak açıp yardım eden Ensar var ya, işte gerçek mü’minler bunlardır. Bunlara bir mağfiret, pek değerli bir nasip vardır” , “Bunlardan sonra iman edip hicret edenler, sizinle beraber cihad edenler var ya, işte onlar da sizdendir. Allah’ın hükmüne göre, akrabalık yönünden yakınlıkları olanlar, birbirlerine vâris olmaya daha lâyıktırlar. Muhakkak ki Allah, her şeyi hakkıyla bilir.”
Ve yine Nisa sûresi 100. âyette Cenâb-ı Hakk; “Kim Allah yolunda hicret ederse dünyada gidecek çok yer, genişlik ve bolluk bulur. Kim evinden Allah’a ve Resûlüne hicret niyetiyle çıkar da, yolda ecel gelip kendini yakalarsa, o da mükâfatı haketmiştir ve onu ödüllendirme Allah’a aittir. Allah Gafur’dur, Rahim’dir (affı, merhameti ve ihsanı boldur).“ 

Âl-i imran sûresi 195.âyette de; “Onların Rabbi de dualarına şöyle icâbet buyurdu: “Sizden gerek erkek, gerek kadın hayır işleyen hiçbir kimsenin çalışmasını zâyi etmem. Çünkü siz birbirinizdensiniz, birbirinizden farkınız yoktur. Benim rızam için hicret edenlerin, vatanlarından sürülenlerin, Benim yolumda işkenceye, zarara uğrayanların, Benim yolumda savaşanların ve öldürülenlerin, elbette kusurlarını örtecek ve elbette onları Allah tarafından mükâfat olarak içinden ırmaklar akan cenetlere yerleştireceğim. En güzel ödüller Allah’ın yanındadır.“  buyurmaktadır.

Mü’minler, Allah Teala‘dan hep afiyet istemeli, huzur ve saâdet dolu bir hayat için elinden geleni yapmalıdırlar. Fakat, beklenmedik iradesini aşan hadiseler karşısında da insanlar, yılmadan, diklenmeden, inatlaşmadan, hak bildiği dâvâdan geriye adım atmamalı ve ölüm pahasına da olsa, hakta sebat etmelidirler.

Mü’minler beklenmedik, iradeleri dışı karşılarına çıkan ve maddî- mânevî kendilerini sarsan, yaşadıkları her türlü sıkıntıları, hadiseleri doğru okumaya çalışmalı ve iman ve Kur’an dâvâsı adına onları en iyi şekilde değerlendirmelidirler.

Mü’minler, içinde bulundukları bu sıkıntılara ve hâdiselere, tarihî ve dinî açıdan, Kur’an ve Resûlullah’ın (SAV) değerlendirmesiyle bakmalı ve okumalı; hayatlarını, hizmetlerini onlara göre, temkinli ve dikkatli bir şekilde organize etmelidirler. 

Mü’minlere düşen vazife, daima müsbet hareket etmek olmalıdır. Yapmış oldukları hizmetin Rıza-ı İlâhiye’ye uygun olmasına hassasiyet göstermeli ve vazife-i İlahiye’ye hiçbir zaman müdahil olmamalıdırlar.(Lem’alar)

Asayişi  muhâfaza adına, fitne ve fesat çıkarmak isteyenlere alet olmamalı, her türlü sıkıntılara karşı sabırla muamelede bulunmalı, sebeplerde kusur yapmadan, iradi olarak üzerine düşeni yapmalı ve  neticeyi Cenâb-ı Hakk’a bırakmalıdırlar. 

Müslümanlar, emri İlahi’yi ihlasla, samimiyetle, inanarak yerine getirip temsil etmelidirler. Onların istinad noktası , güç kaynağı Allah’tır. Hadiseler karşısında Allah’a dayanıp güvenmelidirler. Ne varki mü’minler, kendilerine terettüp eden mes’uliyet ve sorumluluklar mevzuunda hassas davranmalıdırlar.

Müslümaların en önemli vazifelerinden birisi de; düşenlerin elinden tutmaktır. Dünya ve âhiret hayatını tehlikeye atanlara karşı, gücü yettiğince el uzatıp onları uyarmak ve ye’s içinde boğulan nesle sahip çıkmak ve ümitle şahlandırmaktır.

Kökü derinlere inmeyen ağaç, fırtınalara dayanamaz. Kök derinlerde ise, dalı budak kırılsa da arkadan daha güçlü gelir. Kalbleri iman erkanıyla güçlenen mü’minler, Allah’ın izniyle hiçbir zaman devrilmezler, düşseler bile yine kalkmasını bilirler.

Müslümanlar, imanda kalbi derinliğe ve tefekküre, amelde ihlâs, samimiyet ve ciddiyete önem vermeli, bunları asla inkıtaya uğratmamalıdırlar. İnsan, Allah ve Rasullüllah’la (SAV) münâsebeti sağlam tutmalı, yoksa kaybettiğinin farkına bile varamayabilir.
İnsanlar dünyada, Allah’ın rızâsını, Efendimiz’in (SAV) hoşnutluğunu ve âhiret hayatını kazanmak ve oraya hazırlanmak üzere, iman ve ahlâk, topluma yararlı bir insan olmak, insanları hiç ayırmadan insan olduğu için sevgi, şefkat ve merhametle muâmelede bulunarak ahiretlerine yardımcı olmak üzere, talim ve terbiye görmek üzere gönderilmiştir. 

Emr-i İlâhi olan ecel, nerede ve ne zaman geleceği belli değildir. Mü’minler, Allah’ın huzuruna  iman ve şehâdetle gidebilmeleri adına, bir defaya mahsus Allah’ın lütfettiği fırsatları, gençliğini ve ömrünü en iyi şekilde değerlendirip  zâyi etmeme ve ölümsüz âlemi kazanabilmek için ciddi gayret göstermelidirler.

Hicret şerefine mazhar olmuş ehl-i iman; bulundukları ülkelerde, dinin temel prensipleri  olan iman ve ahlâklarını koruyarak, hiçbir zaman problem olmamalıdırlar. Bulundukları topluma -asimile olmama kaydıyla- entegre olarak, diyaloğa önem vermeli ve temsil yoluyla değerlerini anlatabilmelidirler. Böylece toplum barışına ve insanlık hizmetine katkıda bulunmuş olacaklardır.

23 Haziran 2020 11:01
DİĞER HABERLER