Havari ve Sahabi Ruhlu Çağın Adanmışları
Her çağ, kendi insanını yetiştirir; fakat bazı insanlar vardır ki, hangi çağda yaşarlarsa yaşasınlar, zamanın değil hakikatin yolcusu olurlar. Onlar için mekân değişir, fakat yön değişmez; dönem değişir, fakat dava değişmez. İşte böyle insanlar, iman ve adanmışlık çizgisinde insanlık tarihinin en saf halkalarını oluştururlar.
Şayet çağımızın hizmet öncüleri Hz. İsa (a.s.) döneminde yaşamış olsalardı, şüphesiz birer havari olur; onun mesajını gönüllere taşımak için canla başla koşarlardı. Aynı şekilde, eğer Asr-ı Saadet’te bulunmuş olsalardı, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) yanında yer alan birer sahabi gibi hakikatin yükünü omuzlar, adalet ve merhameti yeryüzüne yaymak için yarışırlardı.
Zira adanmışlık, zamana bağlı bir aidiyet değil; kalbin hakikate verdiği bir sözdür. Bu söz, bazen bir çöl sıcağında, bazen bir mağara sessizliğinde, bazen de modern çağın karmaşasında kendini gösterir. İsimler değişir, unvanlar değişir; fakat samimiyet değişmez.
Bugünün dünyasında da aynı ruhu taşıyan insanlar vardır. Onlar, gösterişin değil hizmetin; çıkarın değil fedakârlığın; gürültünün değil sessiz gayretin insanlarıdır. Belki isimleri tarih kitaplarına altın harflerle yazılmayacaktır, fakat onların izi, insanlığın vicdanında silinmez bir iz olarak kalacaktır.
Doğrusu hakikate adanmış bir yürek, hangi çağda atarsa atsın, aynı hakikatin yankısını taşır.
Çünkü her çağın Dakyanus’u değişir, fakat imtihanın mahiyeti değişmez. Bir dönemde putlar taştan olur, bir dönemde makamlardan; bir çağda zulüm kılıçla gelir, başka bir çağda fikirle, baskıyla ve yalnızlaştırmayla kendini gösterir.
Ashab-ı Kehf’in mağarası, yalnızca taş duvarların arasında bir sığınak değildi; aynı zamanda inancın, sadakatin ve hakikate bağlılığın sarsılmaz bir kalesiydi. Onlar, kalabalıkların alkışını değil, hakikatin sessiz onayını tercih ettiler. Dünyanın gürültüsünden çekilip gönüllerini ilahî bir sükûnete teslim ettiler.
Eğer çağımızın adanmış ruhları o gün orada olsalardı, belki aynı korkusuzlukla kapılarını örter, aynı teslimiyetle Rabblerine yönelirlerdi. Çünkü onların yürüdüğü yol zamana değil, hakikate uzanır. Ve hakikat yolcusu nerede olursa olsun aynı imtihanla karşılaşır: ya dünyaya eğilecektir ya da hakikate yaslanacaktır.
Mağara bazen bir dağın koynunda olur, bazen bir şehrin ortasında; bazen de insanın içine çekildiği derin bir yalnızlık olur. Fakat hakikate sığınan için hiçbir yer dar değildir; çünkü kalbi geniş olanın sığınağı da geniştir.
Ve böylece çağlar değişse de, mağaraya sığınan o gençlerin ruhu değişmez: Zamanın ötesine geçen bir iman, her dönemde yeniden doğar, her dönemde yeniden sınanır ve her dönemde yeniden hakikate şahit olur.
Bu köşe yazısı, otuz küsur senedir tanıdığım Naci Ağabey’in ziyareti münasebetiyle kaleme alınmıştır. Bu güzel insanları tanıdığım için Rabbime şükürler olsun
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

ABDULLAH AYMAZ

CUMA KARAMAN

KADİR GÜRCAN

NUMAN YILMAZ YİĞİT

HARUN TOKAK

AKP'yi panikleten paylaşım: Erdoğan Trump için 'Dü...

'Kanıtlar elimde, katili ellerinize bırakacağım!'

İran'dan Trump'a anlaşma cevabı: 'Hem çok yakın he...

'Özel ve Kılıçdaroğlu heyetleri görüşecek' iddiası...

Rusya, Oreşnik ve Kincal füzeleriyle Kiev’i vurdu:...






