Hukukun bittiği yerde devlet kalır mı?
Devleti güçlü kılan, sınırsız yetkisi değil; kendi gücünü hukukla sınırlayabilmesidir.
Bir devletin büyüklüğü nedir? Ordusunun gücü mü? Ekonomisinin büyüklüğü mü? Kurumlarının çokluğu mu? Yoksa vatandaşına verdiği güven mi?
Bence asıl ölçü bunların hiçbirisi değildir.
Bir devletin gerçek gücü, hukuka bağlılığıyla ölçülür.
Çünkü devlet yalnızca gücün örgütlenmiş biçimi değildir. Devlet; gücün hukukla sınırlandırıldığı, hakkın korunduğu ve adaletin tesis edildiği düzenin adıdır.
Bu nedenle şu soru, üzerinde ciddi biçimde düşünülmeyi hak ediyor: Hukukun bittiği yerde devlet kalır mı?
Elbette kurumlar bir süre daha ayakta kalabilir. Makamlar yerli yerinde durabilir. Kanun kitapları raflarda bulunabilir. Mahkemeler çalışabilir, bürokrasi işlemeye devam edebilir.
Fakat hukuk, hayatın içinden çekilmişse bütün bu görüntüler bize gerçek bir devlet düzenini anlatmaya yetmez.
Çünkü devletin gövdesi kurumlar ise, ruhu adalettir.
HUKUK KİMİ SINIRLAR?
Hukuk yalnızca vatandaşı sınırlamak için var değildir.
Asıl mesele, devletin ve devlet adına yetki kullananların da hukukla bağlı olmasıdır.
Bir vatandaş kanuna uymak zorundaysa, makam sahibi de uymak zorundadır.
Bir vatandaşın hakkı korunuyorsa, güçlü olanın hakkı da hukuk içinde korunmalıdır.
Fakat daha önemlisi şudur:
Güçlü olanın karşısında güçsüzün hakkı korunabiliyorsa orada hukuk vardır.
Aksi hâlde kanunların varlığı tek başına yeterli değildir.
Çünkü hukuk, güçlüye göre şekil değiştiren bir araç hâline geldiğinde adalet olmaktan çıkar.
HUKUK BİR GÜNDE YOK OLMAZ
Hukukun aşınması çoğu zaman büyük bir kırılmayla başlamaz.
Küçük ihlallerle başlar.
Bir yanlış görmezden gelinir.
Bir haksızlık “istisna” kabul edilir.
Bir hukuksuzluğa “şartların gereği” denilir.
Sonra bir başkası gelir.
Derken toplum, dün kabul edilemez olanı bugün olağan karşılamaya başlar.
İşte tehlike tam da budur.
Hukuksuzluk önce istisna olur, sonra alışkanlık, en sonunda da düzen hâline gelir.
Bir gün insanlar kanunların varlığını değil, kanunların kendilerine gerçekten uygulanıp uygulanmadığını sorgulamaya başlar.
Ve o zaman devletin en önemli sermayesi kaybolur:
Güven.
GÜVENİN BİTTİĞİ YERDE NE KALIR?
Vatandaş hakkını aradığında adalet bulacağına inanıyorsa devlete güvenir.
Mahkemeye gittiğinde makamı, parası, çevresi veya gücü ne olursa olsun hakkının korunacağını düşünüyorsa devlete güvenir.
Fakat insan, hakkının değil gücün belirleyici olduğuna inanmaya başladığında devletle arasındaki görünmez bağ zayıflar.
Çünkü vatandaşın devlete bağlılığını yalnızca yasalar değil, adalet duygusu besler.
Adalet duygusu yara aldığında toplumun vicdanı da yara alır.
İnsanlar adaleti kurumlarda bulamazsa, kendi adaletini aramaya yönelir.
Bu ise yalnızca bireysel bir sorun değildir.
Toplumsal düzenin temellerini sarsan ciddi bir tehlikedir.
DEVLETİN EN BÜYÜK İMTİHANI
Bir devletin asıl imtihanı, güçlü olduğu zaman verdiği kararlardır.
Çünkü zayıfken hukuka uymak kolaydır.
Asıl mesele, güçlüyken de hukuka bağlı kalabilmektir.
Devletin büyüklüğü, istediği herşeyi yapabilmesinde değildir.
Tam tersine, yapabileceği hâlde hukuka aykırı olanı yapmamasındadır.
Kendi gücüne sınır koyabilmek bir zayıflık değil, devlet olmanın en büyük göstergelerinden biridir.
Çünkü sınırsız güç, bir süre sonra kendi sahibini de tehdit eder.
ADALET YOKSA…
Adalet yoksa kanunların çokluğu anlamını kaybeder.
Adalet yoksa makamların itibarı azalır.
Adalet yoksa kurumlara duyulan güven sarsılır.
Adalet yoksa vatandaş devleti kendi devleti olarak görmekte zorlanır.
Oysa devlet, vatandaşından yalnızca itaat bekleyen bir güç değildir.
Devlet, vatandaşına hak, hukuk ve güven vermek zorundadır.
Bir ülkede en güçlü insanla en güçsüz insan aynı hukuk karşısında eşitse, orada devlet vardır.
Makam sahibi ile sıradan vatandaş aynı hukuk karşısında hesap verebiliyorsa, orada devlet vardır.
Haksızlığa uğrayan insan, “Benim de hakkım var.” diyebiliyorsa, orada devlet vardır.
SON SÖZ
Devletin sınırı hukuktur.
Hukukun amacı adalettir.
Adaletin sonucu ise güvendir.
Bu üçünden biri eksildiğinde devletin temelleri sarsılır.
Hukuk kâğıt üzerinde kalır, adalet hayatın dışına itilirse; geriye yalnızca kurumları, makamları ve gücü olan bir yapı kalır.
Fakat devletin özü kaybolur. Çünkü devlet, sadece hükmeden değil; adaletle hükmedendir.
Bu yüzden mesele yalnızca “Devlet var mı?” sorusu değildir.
Asıl soru şudur:
Devlet hukukla mı yönetiliyor, yoksa hukuk devletin gücüne göre mi şekilleniyor?
Cevabımız, nasıl bir ülkede yaşamak istediğimizi de belirleyecektir.
Çünkü unutmayalım:
Hukukun bittiği yerde devletin adı kalabilir; fakat devletin ruhu kalmaz.
Ve devletin ruhu adalettir.
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

SAFVET SENİH

CUMA KARAMAN

HÜSEYİN ODABAŞI

ERTUĞRUL İNCEKUL










