Kanada'dan Eskimo ülkesine

Okuma Süresi 7 dkYayınlanma Çarşamba, Eylül 23 2026
Paylaş
X Post

Uçak Yolculuğumuz

Evimizin kapısından çıkıp arabaya bindik; yeni evimizin kapısından içeri girmemiz 20 saati buldu. Toplam üç uçak değiştirdik, son uçak iki ara iniş yaptı. Önce Kitchener’dan arabayla bir saatte Toronto Havalimanı’na geçtik. Toronto’dan Ottawa’ya uçtuk; orada 6–7 saat bekledikten sonra sabah namazının ardından Iqaluit’e (Nunavut’un başkenti) devam ettik. Oradan Igloolik’e, aynı uçakla da kısa bir yakıt molasının ardından Sanirajak’a geçtik. Kalkış ve iniş arasındaki o son etap sadece 15 dakika sürdü.

Biletler 3000 küsur dolar; ilk gidiş biletlerini devlet karşılıyor. Düşünün: Kanada’nın içindeyken bile dünyanın öteki ucuna gider gibi uzun ve katmanlı bir yolculuk yaşadık—üç uçak, 15 saat, 3000 dolar… Bu tempoyla Çin’e bile benzer bir sürede ulaşabiliyorsunuz.

Baba/Oğul Kamp Hayatı

25 Ağustos 2025’te geldik. Annemler 14 Eylül’de katıldı. Bu yaklaşık bir ayı babamla “kamp hayatı” gibi geçirdik: Okula gittik, derslere girdik, insanlarla tanıştık, misafir ağırladık. Cuma namazını cemaatle kılamadığımız için öğleyi de cemaatle kılmama meselesini konuştuk; “böyle demiştik, öyle yapmıştık” gibi hafızada kalan pratiklerle ilerledik.

Yemeklerimiz de kamp usulüydü; bazen sadece nohut pişirip geçiyorduk—yanında yoğurt bile yoktu. Annem ve kardeşim gelince mutfak renklenmeye başladı: Çorba, pilav, salata, bazen kek… Bir gün babam erik hoşafı yapmıştı; yanında yeşil mercimek ve turşu… O gün en “çeşitli” menümüzdü, fotoğrafını bile çekmiştik. Aile gelince sorumluluklar arttı ama ev de güzelleşti. Ama o ilk ay kamp gibi geçen hayatın tadı damağımda kaldı. 

Film Seti Gibi Şehir

Bulunduğumuz yer yaklaşık 1000 kişilik, 250–300 haneden oluşan bir kasaba. “Taş toprak” denir ya; burada toprak yok,  her yer taş sadece. Dışarıda hayat çok sınırlı; çoğu şey binaların içinde dönüyor. İki market, bir benzinlik, az sayıda 4x4 araç ve bolca ATV… Yazın ATV, kışın kar üzerinde 'snowmobile’lerle ulaşım.

Burası İnuit toplumunun yaşadığı bir yer. Atlantik Okyanusu’na kıyısı var; hava sıcak olsaydı eşsiz bir tatil kasabası olurdu. Uzaklık yüzünden fiyatlar 3–4 katına çıkabiliyor. Devlet öğretmenlere tek seferlik 1800 kg kargo hakkı veriyor; biz 1457 kg kullandık. Yanımızda neler yoktu ki: iki-üç yıllık tuvalet kâğıdı stoku, mercimek, bulgur, bisiklet, televizyon, masa, sandalye... Her şeyden biraz getirdik. Başta moralim bozulmuştu açıkçası. Çünkü, “Hizmette çantanı alıp gitmek” diye bir şey vardır ya — ben de öyle gideceğimi düşünüyordum. Sadece bir valizle, hafif bir şekilde. Ama bu kadar çok eşya taşımak beni rahatsız etmişti.

Yine de sonradan anladım ki, bu hazırlıklar burada büyük kolaylık sağladı. Hem maddi olarak tasarruf ettik hem de insanlara ikramda bulunabildik. Annem olmasaydı bu kadar planlı davranamazdık; ona bu süreçte sabrı ve özeni için teşekkür ediyorum. Ne kadar serzenişte bulunsam da, sonunda iyi ki yapmışız diyorum.