En az 7 saat önceden bilinen 'darbe' 250 insan ölmeden önlenemez miydi?

Madem darbe ihtimali havadaki tüm unsurları indirecek ve Türk hava sahasını tüm uçuşlara kapatacak kadar ciddiye alındı, tüm bu çalışmaların Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile paylaşılmamış olması muhaldir. Nitekim Cumhurbaşkanlığı’nın en azından 18.30 gibi bilgilendirildiğini kendileri de açıklıyorlar. O halde bu kanlı darbe nasıl gerçekleşti? Kan dökülmesine izin verilmeden, siviller sokağa dökülmeden neden önlenmedi?

tr724 yazarı Erhan Başyurt son olarak Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ın TBMM Darbe Komisyonu'na gönderdiği ifadeyle 'kontrollü darbe'nin iyice açığa çıktığını yazdı. İşte o yazı: 

15 Temmuz darbesine ilişkin yazılı ve sözlü ifadeler ortaya döküldükçe ‘kontrollü darbe’ olduğu iddiası güç kazanıyor.

Birincisi, 15 Temmuz günü 14.20 gibi MİT’e gidip darbe ihbarında bulunan Kara Pilot Binbaşı O.K.’nin savcılıkta verdiği ifadenin tutanakları. O.K., bir faaliyet olacağını, MİT Müsteşarı’nın kaçırılacağını, çok kan akacak bir hazırlık olduğunu anlatıyor.

O.K resmi ifadesinde, ‘Darbe olabilir’ kelimelerini MİT’e bilgi verirken kullandığını çok iyi hatırladığını söylüyor. Yani bütün diğer olasılıkları yok saysak bile MİT’in darbenin olacağı konusunda hain girişim başlamadan en az 7 saat öncesinde bilgisi olmuş durumda.

İkincisi, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın, Meclis Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu’na gönderdikleri yazılı açıklamalar. Binbaşı O.K.’dan ‘darbe olabilir’ ihbarını alan MİT Müsteşarı Hakan Fidan 16.20’de Genelkurmay İkinci Başkanı Yaşar Güler’i arayıp ihbar hakkında bilgi veriyor. Müsteşar Yardımcısı’nı görüşmeye gönderiyor.

Genelkurmay Başkanı Akar’ın bilgilerin ciddiyeti üzerine kendisini davet ediyor ve Fidan 18.00 gibi Genelkurmay’a varıyor. Genelkurmay Başkanı, 18.30’da tüm hava sahasının ikinci bir emre kadar uçuşa kapatılması talimatı veriyor. Havada bulunan 33 uçak ve helikopter de yere indiriliyor. Ankara’da, zırhlı birliklerin hareket etmemesi için de tedbirler alıyor.

MİT Müsteşarı Fidan, görüşme sırasında Cumhurbaşkanı’nı arıyor ancak müsait olmadığı gerekçesiyle Koruma Müdürü ile görüşüyor. Gerekli güvenlik tedbirlerine sahip olup olmadıklarını sorup teyit alıyor.

***

İlginç olan şu ki; Binbaşı O.K. MİT’e yaptığı ihbarda ‘darbe olabilir’ dediğini kesin olarak hatırladığını dile getirirken, Akar ve Fidan Meclis Darbe Komisyonu’na gönderdikleri yazılı açıklamalarında ‘MİT’e yapılan ihbarda darbe söz konusu değildi’ diyorlar.

Ancak Akar ve Fidan’ın 18.00’de bir araya geldikten sonra aldıkları tedbirlerin tamamı bir darbe girişimini önlemeye yönelik. Nitekim kendileri de Meclis’e gönderdikleri yazılı açıklamalarında darbeye karşı aldıkları bu tedbirlerin, hain darbecilerin paniğe kapılmasına neden olduğunu ve planın erkene çekildiğini dile getiriyorlar.

***

Madem darbe ihtimali havadaki tüm unsurları indirecek ve Türk hava sahasını tüm uçuşlara kapatacak kadar ciddiye alındı, tüm bu çalışmaların Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile paylaşılmamış olması muhaldir. Nitekim Cumhurbaşkanlığı’nın en azından 18.30 gibi bilgilendirildiğini kendileri de açıklıyorlar.

O halde bu kanlı darbe nasıl gerçekleşti? Kan dökülmesine izin verilmeden, siviller sokağa dökülmeden neden önlenmedi?

O gün darbeyi önlemekte yetersiz kalanlar, bugün halen görevde olduklarına ve istedikleri gibi tasfiyeler yaptıklarına göre, darbenin kontrollü olduğu ihtimali ağırlık kazanıyor.

Düşünün, bugüne kadar ki tüm darbelerin gerçekleştiği Cuma günü darbe ihbarını almışsınız ve önleyici tedbirler geliştiriyorsunuz. Ama kuvvet komutanlarınız düğüne gidiyor. MİT Müsteşarı da Genelkurmay’dan çıkıp Suriyeli bir muhalifle buluşmaya gidiyor.

***

MİT Müsteşarı ayrıldıktan sadece 15 dakika sonra Genelkurmay Karargâhı’nda operasyon başlıyor, Genelkurmay Başkanı Akar ve MİT Müsteşarı’yla görüşmelerde yer alan İkinci Başkan Yaşar Güler derdest ediliyor. Ve kanlı darbe başlıyor. Darbe bilgisini aldıkları halde düğüne giden kuvvet komutanları da aynı şekilde derdest ediliyorlar…

Sonuçta darbe kontrollü değil de gerçekse, kendi askerine ‘esir’ düşen komutanların görevde kalmaları mümkün değildir. İslam hukukçusu Maverdi’den modern hukukçu Mostesquieu’ya kadar tüm isimler bu hükümde birleşmiştir…

Oysa darbeyi önlemekte yetersiz kalan ve askerine ‘esir’ düşen tüm komutanlar bugün görevlerinin başında. Onların talimatlarıyla hareket ettiklerini iddia eden komutanlar ise hapis… TSK’da görevli generallerin 167’si yani en üst rütbelilerin yarısı, darbe suçlamasıyla tutuklu…

Mahkemede savunmalarını yapmaya başlayan darbe ile suçlanan komutanların açıklamaları da, ‘kontrollü darbe’ algısını ve tasfiye operasyonunun kurgulandığını teyit eder nitelikte.

Önceden haber alındığı halde önlenmeyen, başarısız kalması temin edilen bir darbe girişiminin ardından bu kapsamda bir tasfiye rastlantı olabilir mi? ‘Kontrollü darbe’ değilse nedir bu?

31 Mayıs 2017 09:22
DİĞER HABERLER