Nazilli'den Eskimolar ülkesine 2

Okuma Süresi 28 dkYayınlanma Pazartesi, Eylül 14 2026
Paylaş
X Post

Bir önceki yazıda, merhum Ersin Ağabeyin oğlu Ekrem Çarpan’ın kaleminden uzun bir hatıranın bir parçasını takdim etmiştim. Şimdi de sizlere devamını sunuyorum.

Telefonumdaki O Mesaj

26 Ağustos Çarşamba akşamı Kanada'nın kuzeyindeki Sanirajak'a gelmiştim.

Ertesi gün, 27 Ağustos Perşembe, okuldaki ilk çalışma günümdü.

Sabah kalktım. Hazırlanıp okula gidecektim.

Telefonuma baktım.

Ağabeyimden mesaj vardı.

Kız kardeşimden mesaj vardı.

Babam vefat etmişti.

Şok oldum.

Ben onun yoğun bakımdan çıkacağını bekliyordum. Birkaç gündür görüşememiştik. Servise çıkınca tekrar görüntülü konuşacağımızı düşünüyordum.

Oysa her gün konuştuğum, dertleştiğim babam artık bu dünyadan ayrılmıştı.

Okul müdürümüz de haberi öğrenmişti. Sağ olsun, o gün okula gelmememi, evde kalıp dinlenmemi söyledi.

Babamın Defnedildiği Gün

Ertesi gün, 28 Ağustos Cuma günü babamın defnedileceği gündü.

O gün okuldaki öğretmenler dört tekneyle okyanusa açılıp bir piknik alanına gideceklerdi. Müdürümüz beni de davet etti.

Önce tereddüt ettim.

Babam daha bir gün önce vefat etmişti. O gün toprağa verilecekti. İnsanların yiyip içeceği, güzel vakit geçireceği bir yere gitmem doğru olur mu diye düşündüm.

Evde mi kalmalıydım?

Sonra kendi kendime sordum:

“Babam bugün defnediliyor. Ben onun için ne yapabilirim?”

Okumam gereken cüzler vardı.

Kur'an-ı Kerim'imi yanıma alırım, yolda okurum ve babama dua ederim, diye düşündüm.

Sonra aklıma babamın en sevdiği şeylerden biri geldi:

İkram etmek.

“Bir de mercimek çorbası yapayım,” dedim. “Götüreyim, öğretmenlere ikram edeyim.”

Sabah kalktım.

Mercimek çorbasını hazırladım.

Sırt çantama Kur'an-ı Kerim'imi ve seccademi koydum.

Sabah dokuz sularında dört tekneyle okyanusa açıldık.

Yaklaşık iki saat yol gittik.

Teknede Kur'an okudum. Yaklaşık iki cüz okuyabildim.

Vardığımızda hazırladığım sıcak mercimek çorbasını öğretmen arkadaşlarıma ikram ettim.

Çok hoşlarına gitti. Teşekkür ettiler.

Benim için ise o çorbanın anlamı bambaşkaydı.

Çünkü babam ikram etmeyi çok severdi.

Kirazını, incirini, zeytinyağını paylaşan; misafiri geldiğinde sofrasını açan; kendi yapamadığı zaman bile dışarıdan yemek yaptırıp insanlara ikram eden babam, o gün binlerce kilometre ötede toprağa veriliyordu.

Ben de Kanada'nın kuzeyinde, okyanusun kıyısında onun sevdiği bir şeyi yapıyordum:

İnsanlara ikram ediyordum.

Daha sonra arkadaşlarımdan biraz uzaklaşıp bir tepeye çıktım.

Seccademi serdim.

Namazımı kıldım.

Kur'an okudum.

Ve uzun uzun dua ettim.

Bir tarafta Uluborlu'da babam toprağa veriliyordu.

Bir tarafta ben, Sanirajak'ta, okyanusun kıyısındaki bir tepede onun için Rabbime ellerimi açıyordum.

Aramızda binlerce kilometre vardı.

Ama duanın mesafesi yoktu.

Dönüş yolunda da dua etmeye devam ettim.

İyi ki gitmişim, diye düşündüm.

Evde tek başıma kalsaydım belki acımın içinde daha fazla sıkışıp kalacaktım. O gün temiz havaya çıkmak, okyanusta yol almak, Kur'an okumak, namaz kılmak, dua etmek ve babamın çok sevdiği ikramı onun ardından devam ettirmek bana hem maddi hem manevi olarak iyi geldi.

Elhamdülillah.

O gün babam Uluborlu'da toprağa verilirken, ben Sanirajak'ta onu Kur'an'la, duayla ve ondan öğrendiğim ikramla uğurladım.

“Allah İyilerden Etsin”

Babamın dua hayatı da çok farklıydı.

Geceleri kalkardı. Teheccüdünü kılar, sabah namazını bekler, zikir ve dua ederdi.

Bazen saatlerce dua ederdi.

Bir de dua listesi vardı.

İsim isim...

Tanıdığı, sevdiği, duasında yer vermek istediği insanları tek tek anar, onlar için dua ederdi.

O listedeki isimleri okumak bile uzun zamanını alırdı.

Hastalığı ağırlaştığında bir hocaya bir soru sormuş:

“Ameliyata girmeden önce kelime-i şehadet getirsem ve ameliyattan sonra uyanamasam, kelime-i şehadet getirmiş olarak ruhumu teslim etmiş olur muyum?”

Hocası da olumlu cevap vermiş.

Babam buna çok sevinmiş.

Demek ki son zamanlarında onun zihnini meşgul eden en önemli meselelerden biri bu dünyadan imanla ayrılabilmekti.

İnşallah Rabbim son nefesinde de kelime-i şehadeti nasip etmiştir.

Babamın hiç unutamadığım bir sözü daha vardı.

Birisi onu arayıp:

“Ersin Amca, nasılsın?”

diye sorduğunda bu soruya pek “İyiyim” demezdi.

Şöyle söylerdi:

“İyiyim desem hastayım, yalan olur. Kötüyüm desem şükürsüzlük olur.”

Sonra da:

“Allah iyilerden etsin.”

derdi.

Bize de hep:

“Allah hepimizi iyilerden etsin.”

diye dua ederdi.

Bugün düşünüyorum da belki babamı anlatan en güzel cümlelerden biri buydu.

Bisse Köyünden Ambarcı Ömer Ersin Çarpan

Babam 79 yaşında bu dünyadan ayrıldı.

Vefatından sonra telefonlarımız susmadı.

Türkiye'den, Rusya'dan, Avrupa'dan, Amerika'dan ve dünyanın farklı yerlerinden insanlar aradı.

Başsağlığı dileyenler, dua edenler, babamla ilgili hatıralarını anlatanlar...

O zaman bir kez daha anladım ki insanın bu dünyada bıraktığı en kıymetli miraslardan biri, arkasından kendisini hayırla anan insanlarmış.

Babam, vefatından önce Uluborlu'ya defnedilmek istediğini söylemişti.

Vasiyeti yerine getirildi.

Nazilli'den Uluborlu'ya götürüldü.

Ve yıllar önce ambarcılık yaparken sahipsiz kalmış birkaç çuval pirinci, bulguru alıp bir öğrenci yurduna götüren adam, belki kendisi bile farkında olmadan oğlunun hayatının yönünü değiştirmiş olarak bu dünyadan ayrıldı.

O küçük iyiliğin ardından bir çocuk öğrenci yurdunun kapısından içeri girdi.

O çocuk büyüdü.

Öğretmen oldu.

Rusya'ya gitti.

Bangladeş'e gitti.

Kanada'ya gitti.

Yıllar boyunca farklı ülkelerde öğrencilerle, insanlarla buluştu.

Ve bütün bu yolculuk boyunca arkasında kendisine:

“Git oğlum. Çalış. Hizmet et.”

diyen bir baba vardı.

Ama aynı baba bir gün sessizce:

“Oğlum, 21 yıl sonra seninle ilk defa beraber bir bayram geçiriyoruz.”

demişti.

Şimdi o cümleyi çok daha iyi anlıyorum.

Beni hiçbir zaman kendi hasretine mahkûm etmedi.

Kendi özlemini içine attı ve benim yolumu açtı.

Bana yalnızca hayat vermedi.

Hayatımın istikametini de değiştirdi.

İkram etmeyi öğretti.

Misafire kapı açmayı öğretti.

Paylaşmayı öğretti.

İnsanların arkasından dua etmeyi öğretti.

Ve belki en önemlisi, yaptığı iyiliğin nereye ulaşacağını hesap etmeden iyilik yapmayı öğretti.

Bugün içimde bir ukde var.

Yıllarca Rabbime, “Bize bir fırsat daha ver; gidip ellerini öpeyim, hayır dualarını alayım, yaşlılıklarında yanlarında olayım.” diye dua ettim.

O fırsat, benim arzu ettiğim şekilde nasip olmadı.

Onu son yıllarında dünya gözüyle göremedim.

Elini öpemedim.

Son günlerinde başucunda bulunamadım.

Bu burukluk içimde kalacak.

Fakat onun bana bıraktığı hatıralar da benimle kalacak.

Rusya yollarında arabasını yiyeceklerle doldurup oğluna gelen bir baba...

Bahçesinin kirazlarını kutulara doldurup başkalarına gönderen bir baba...

Misafir gelecek diye yemek yaptıran bir baba...

Evladını özlediği hâlde, “Dön oğlum” yerine “Git oğlum” diyebilen bir baba...

Ve gecenin bir vaktinde kalkıp önündeki uzun isim listesinden insanları tek tek okuyarak onlar için dua eden bir baba...

O gün Musluk Camisi'nin minaresinden yükselen sela benim için yalnızca bir ölüm ilanı değildi:

“Bisse köyünden ambarcı Ömer Ersin Çarpan vefat etmiştir.”

Evet.

O ambarcı benim babamdı.

Şimdi sıra bizde.

Onun ikramını devam ettirmek, onun açtığı sofrayı başka sofralarda yaşatmak, insanlara faydalı olmaya çalışmak ve onun ardından dua etmek sıra bizde.

İnşallah Rabbim bundan sonra da babamın sevdiği güzel işleri bize yaptırır. Yaptığımız hayırlardan ona da hisseler ulaştırır.

Rabbim babam Ömer Ersin Çarpan'a rahmetiyle muamele eylesin. Kusurlarını affetsin. Kabrini nurlandırsın. Kabrini cennet bahçelerinden bir bahçe eylesin. Mekânını cennet, makamını âli eylesin.

Yaptığı bütün iyilikleri, ikram ettiği bir lokmayı, gönderdiği bir kutu kirazı, bir avuç inciri, öğrencilere ulaştırdığı bir çuval erzağı ve insanlar için ettiği bütün duaları amel defterine hayır olarak yazsın.

Bize de onun ardından hayırlı evlat olabilmeyi ve onun güzel hasletlerini yaşatabilmeyi nasip etsin.

Ve babamın bize yıllarca söylediği o güzel dua ile ben de onun ardından dua edeyim:

Allah seni iyilerden eylesin baba.

Allah hepimizi iyilerden etsin.

Ruhun şad, mekânın cennet olsun.


En Çok Okunanlar

Arif Asalıoğlu

ARİF ASALIOĞLU

Kadir Gürcan

KADİR GÜRCAN

Abdullah Aymaz

ABDULLAH AYMAZ

Esra Büyükcombak

ESRA BÜYÜKCOMBAK

Orhan Keskin

ORHAN KESKİN

ÇOK OKUNAN HABERLER