Nezaket Abidesi Bir Eğitimci: Uğur Öztaş

Okuma Süresi 10 dkYayınlanma Salı, Eylül 1 2026
Paylaş
X Post

Gerçek bir İstanbul beyefendisi olan, ömrünü eğitime adamış Uğur Öztaş Beyefendi, Türkiye'nin yetiştirdiği nadir eğitimcilerden birisidir. Hakkında kitaplar yazılacak, filmler çekilecek kadar insanlığa faydalı işler yapmış bir eğitim gönüllüsüdür.

Kendisiyle bizzat tanışan ve idarecilik dönemine şahit olan bir öğrencisi olarak, nezaketini, beyefendiliğini ve vefasını asla unutamam. Belki de yakın tarihin eğitim dalında Nobel verilecek isimsiz kahramanlarındandır. Hayatını hep insana hizmet felsefesiyle yaşadı. Beklentisizlik onun şiarı oldu. Zor dönemlerin problem üreten değil, çözüm sunan insanıydı. O dönemin imkânsızlıklarına ve yokluğuna rağmen küsüp, darılıp bir kenara çekilmedi; geleceğin daha aydınlık olması için gecesini gündüzüne kattı. Yaptığı vazifeden hiçbir zaman nemalanma peşinde olmadı. Haza insan, haza eğitimci — bir gönül insanıydı. İşini ibadet neşvesiyle yapan, son derece titiz ve disiplinli bir insandı. Ufku ve entelektüel kimliğiyle de çevresinde hemen fark edilirdi.

Uğur Öztaş, 1937 Amasya doğumludur. İlkokulu Amasya'da bitirdi. Ortaokulu İstanbul Çengelköy'de askerî okulda okudu. Daha sonra Tuzla'da uçaksavar okulunu okudu ve 1956'da mezun oldu. Astsubay olarak hayata başladı. 1963 yılında evlendi; dört kardeştir. Babası çok küçük yaşlarda vefat etti, annesi ise 1994'te vefat etti. 1971'in sonuna kadar orduda astsubay olarak görev yaptı. Haydarpaşa Lisesi'ni bitirdi, ardından İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nden mezun oldu.

1972-1974 yılları arasında Adıyaman'da hem öğretmen hem idareci olarak çalıştı. 1974'te İzmir'e tayini çıktı; Namık Kemal Lisesi'nde beş yıl görev yaptı. İzmir Karabağlar Cumhuriyet Lisesi'nde müdürlük yaptı. 1981 sonunda emekli oldu. Bir müddet Sızıntı dergisinde çalıştı. Daha sonra İstanbul'daki Özel Fatih Koleji'nin kuruluşunda yer aldı ve beş yıl idarecilik yaptı. 1987-1988 yıllarında Zaman gazetesinde genel müdürlük yaptı. Sonrasında İzmir'e döndü; iki yıl Yamanlar'da, dört yıl da Malhatun Koleji'nde görev yaptı. Emekliliğinin ardından eğitim kurumlarına danışmanlık hizmetleri verdi.

Hekimoğlu İsmail ile 1958'de tanıştılar. Amerika'da altı ay kadar füze kursu gördüler. Risale-i Nurları 1959'da Amerika'ya ilk götüren öncüler arasında sayılırlar. Hatta gümrükte görevli memur herkesin çantasını açtırırken, içinde Risaleler olan çantayı açtırmamıştır.

Fethullah Gülen Hocaefendi'yi ilk kez gıyaben, gazeteci Mesut Erişen'in babası Ali Erişen'den ve Alaşehir'den pamuk uzmanı Kemal Bey'den duyar. İlk kez Hocaefendi'yi onun evinde dinler ve âdeta çarpılır; Hocaefendi’nin farkını hemen fark eder.

1975 Mayıs ayında Namık Kemal Lisesi'nde idareci ve öğretmen iken bir öğrencisinden de duyar. Davet üzerine bir pazar günü Hocaefendi ile ilk kez tanışırlar; sanki daha önce görüşmüş, tanışmış gibidir. Sarmaş dolaş olurlar, Hocaefendi'nin samimi tavırları onu çok etkiler.

Sızıntı dergisinde çalışırken, Fatih Koleji için bizzat Hocaefendi'den kurucu olarak görev yapması teklifi gelir. Hocaefendi'nin, Kenan Evren döneminde resimlerinin aranan kişiler listesinde yayınlandığı bir dönemde, 1982 Mayıs ayında büyük cesaret göstererek görevi kabul eder. Bu kahramanlığı kelimelerle tanımlamak ve ifade etmek çok zordur.

Benim de mezunu olduğum Draman'daki Fatih Koleji'nin ilk binası ve yurdu, çok dökük ve bakıma muhtaç bir haldeydi; kapısı, penceresi yoktu, okul işletimi yapılamıyordu, son ikazlar yapılmıştı. Kolejin yapımında emeği geçen, pek çoğu ismi bilinmeyen fedakâr gönüllünün yanında Hacı Kemal Erimez, Yusuf Pekmezci, Ali Rıza Tanrısever gibi isimleri de yâd etmek gerekir.

1982-83 eğitim ve öğretim sezonuna, o dönemin parasıyla beş yüz milyon harcanarak hazır hale getirilmiştir. Öztaş, Fatih Koleji'nde beş yıl görev yapar; kaliteli ve ahlaklı insanlar yetişmesi için gayret sarf eder. İlk dönemler müfettişlerle çok uğraşırlar. Koleji kapatmak için Evren'den bizzat emir alan müfettişler, uzun incelemeler sonucunda kapatmak için bir gerekçe bulamazlar. Aynı durumu, 1990 yılında müdür olarak geldiği Yamanlar Koleji'nde de yaşar; aynı müfettişin yine kapatma niyetiyle gelmesi de sonuçsuz kalır. Müfettişin Uğur Bey'e itirafı ilginçtir: "Biz okulu kapatmaya ve sizi görevden almaya gelmiştik Fatih Koleji'ne ama okulu diğer özel okullar içinde mükemmel bulduk. Öğrencileri ve öğretmenleri çok kaliteli ve yeterli bulduk, sizi de görevden almaya kıyamadık."

Hocaefendi çok vefalı bir insandı. 1979 yılında İzmir Kardeş Apartmanı'nda Hocaefendi'yi ziyarete gider. Ruslar Afganistan'ı işgal eder, Hocaefendi'yi kaldığı evde yarı baygın halde bulur. Müslümanların derdiyle çok dertli ve ilgiliydi; kimsenin aleyhinde konuşturmazdı, insana çok değer verirdi. "Diğer hizmet veren cemaatlere de saygısını ifade ederdi. Süleyman Efendi Hazretleri de öyleydi, talebeleri Kur'an öğretimi için büyük hizmetler verdiler; keza Esad Coşan Hocaefendi de öyleydi. Fethullah Gülen Hocaefendi insana meftun, insana âşık, insana gerçekten kıymet veren bir insandı" diye anlatıyor Uğur Öztaş Beyefendi.

"Hocaefendi kadar Türkçeyi mükemmel bilen ve kullanan bir insan var mıdır bilmiyorum. Kelime hazinesi yüz binin üstündeydi. Bediüzzaman'ı çok severdi, Risaleleri hep nazara verirdi; 'Benim eserlerimde hep Üstad'ın etkilerini görürsünüz' derdi. Buca Öğrenci Kampı'nda Hocaefendi'nin bir işçi gibi nasıl çalıştığına şahit oldum. Kaliteli insan yetiştirmek için büyük gayretleri oldu, gözlerimle gördüm. Tefsir, fıkıh, hadiste büyük bir âlim, bir otoriteydi. Tasavvufta da gerçekten derin ve zengin bir ruh ufkuna sahipti. Kalbin Zümrüt Tepeleri eseri bunun şahididir. Maddi şeylere önem vermezdi, çok istiğna sahibi bir insandı" diye anlatır. Asıl derdi, insanlar zayi olmasın diye uğraşmaktı. Allah'ı sevdirmek, milleti için çalışmak ve insanlara faydalı olmaktan başka derdi yoktu; sağlığını bile bu yolda yitirmiştir. Türkiye'nin kalkınması ve gelişmesi için çok dertli bir insandı. Müslümanların ilerlemesi, ayağa kalkması için de çok didindi, çok ıstırap çekti, ben şahidim. Okulların kurulmasının amacı buydu; ahlaklı ve eğitimli insanların yetişmesini isitiyordu, tüm insanları içine alan evrensel bir bakışa sahipti. Resulullah'ın izinde bir anlayışa sahipti.

Uğur Öztaş Beyefendi, 2010'da eşiyle Amerika'ya Hocaefendi'yi ziyarete gider. Orada yine şahit olur ki, insanlara faydalı olma gayreti aynı şekilde devam eder; eğitime verdiği önemi, dua ve kulluk gayretini tekrar görür. İnsanlığın derdiyle dertlendiğini, dört bir yandan gelen insanlarla münasebetinde tekrar gördüm. Vefasını yine gösterdi, ilgi alakasını esirgemedi, cübbesini hediye etti.

Uğur Öztaş Beyefendi gibi ömrünü eğitime adamış bir insan bile bu zulüm sürecinde maalesef 8 yıl 9 ay hapis cezası almıştı. Tutuklu bulunduğu Menemen R Tipi Cezaevi'nde 88 yaşında felç geçirdi. Öztaş, sağlık sorunları nedeniyle 2025'te tahliye olmuştu.

Uğur Öztaş Beyefendi'yi, 90 yaşında, arkasında bereketli bir ömür bırakarak ebediyete uğurladık. Sevenlerinin, ailesinin ve öğrencilerinin başı sağ olsun.

 

https://www.buzzsprout.com/1745031/episodes/19726133-nezaket-abidesi-bir-egitimci-ugur-oztas.mp3?download=true