Rusya büyükelçi suikastına nasıl bakıyor?

Al Monitor sitesine yazan Kuzey Kafkasya uzmanı Dr. Maxim A. Suchkov, Rus elçinin öldürülmesiyle ilgili Rusya Devleti'nin ne düşündüğünü yazdı.
Suchkov'a göre Ankara meseleye dürüst yaklaşmıyor, zorlama yorumlarıyla kendisi hakkındaki şüpheleri artırıyor. 

Yazı şöyle:

(...)
Rusya hükümeti 21 Aralık’ta “Öldürülen ya da Ölen Rus Büyükelçileri için Defin Prosedürleri” ismiyle yeni bir düzenleme yaptı. Bu düzenleme büyükelçilerin askeri unvanlarla defnini öngörüyor. Bu arada büyükelçinin mezun olduğu üniversite --Moskova Devlet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü-- Karlov anısına bir burs oluştururken, Vladivostok Uzak Doğu Federal Üniversitesi de ismini Karlov olarak değiştirmek için Duma’ya başvurdu.

Karlov diğer başarılarının yanı sıra bir Kore uzmanıydı ve Kuzey Kore’nin başkenti Pyongyang’daki görevi sırasında üniversite ile çalışmalarını sürdürmüştü. Büyükelçi bu görevinin ardından Ankara’ya atanmıştı.

Rusya’daki siyasi yorumcular ve uzmanlar ise şimdi büyükelçi suikastının arkasında kimlerin olduğunu ve Moskova’nın buna nasıl karşılık vereceğini düşünüyor. Doğal olarak herkesin aklında aynı soru var: Bu suikasttan kim kârlı çıktı? Şu an için bu sorunun üç farklı yanıtı var:

Moskova ve Ankara arasındaki uzlaşıdan memnun olmayan dış güçler (Amerikan, İngiliz ya da Suudilerin bunda dahlinin olabileceğine dair güçlü bir sezgi de söz konusu.)

Putin ve Türk muhatabı Recep Tayyip Erdoğan arasındaki anlaşmalardan pek hoşlanmayan İslamcılarla bağlantılı iç güçler. Bu grubun Türkiye’deki güvenlik yapılanması içinde de bağlantılarının olduğuna inanılıyor.

Halep’te askeri ve siyasi açıdan mağlup olan ve Moskova’da intikam almak isteyen terör örgütleri

Bu üç olasılıkta da suikastın zamanlamasına dikkat çekiliyor: BM Güvenlik Konseyi’nin Moskova’nın konumunu büyük ölçüde destekleyen Halep kararı ile Rus, İran ve Türk dışişleri bakanları arasında 20 Aralık’ta Moskova’da yapılacak kritik görüşmeden bir gün önce. Bu sava göre görüşme eğer başarıya ulaşsaydı ABD sürecin dışına itilecek, İngilizler muhalefeti susacak ve Suudilerin Suriye’deki pozisyonuna bir darbe olacaktı.

Ayrıca Suriye’deki radikal örgütlerin işleri de zorlaşacaktı. Zira Tahran, Moskova ve Ankara kendi ajandalarını sürdürseler de askeri çatışmaların siyasi ve ekonomik faturasının bedelinin ağır olacağına dair ortak bir anlayışın ortaya çıktığı görülüyor.

Dahası Moskova ve Ankara arasında son aylarda en üst düzeyde siyasi ve askeri istişareler yürütülüyordu ve Al-Monitor’dan Pınar Tremblay’ın da aktardığı gibi Karlov bu görüşmelerin hepsinde kritik bir muhataptı. Dolayısıyla Rus siyasiler ve uzmanlar Batı’dan ya da radikal İslamcılardan nefretleri ya da Türkiye’ye güvensizliklerine dayanarak bu üç seçenekten biri etrafında gruplaşıyorlar.

Rusya’yı ilgilendiren uluslararası konularda sık sık yorum yapan Çeçenistan lideri Ramazan Kadirov ise daha farklı bir söylem benimseyerek Instagram hesabında 22 yaşındaki Mevlüt Mert Altıntaş’ın “İblis devlet’in” (İD’i kast ediyor) emirlerini yerine getirdiğini yazdı ve şöyle devam etti: “İD ve El Kaide’nin Batılı istihbarat teşkilatlarının bir ürünü olduğuna şüphe yok.”

Her hâlükârda yorumcuların çoğu suikastın Moskova ve Ankara arasındaki iş birliğine husumet duyanlar tarafından gerçekleştirildiği konusunda hemfikir. Gerçekten de Rus-Türk ilişkileri yoluna girmeye başlar başlamaz yeni bir imtihanla karşılaştı.

Öte yandan bunun bir “yalnız kurt” eylemi olabileceği ihtimali en başından bu yana reddediliyor. Bu teorinin muhalifleri, Altıntaş’ın Rusya’nın Suriye’deki eylemlerine duyduğu tepkinin samimi olabileceğini ancak böyle bir suikastın bireysel olarak değil ancak iyi hesaplanmış ve iyi örgütlenmiş bir odağın işi olabileceğini belirtiyor.

Kürt güçlerinin suikastta parmağı olabileceği fikri ise akla bile getirilmiyor. Kürtler Rus-Türk mutabakatını kendi gelecekleri adına olumlu bulmasalar da Rusya’daki hiç kimse Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) Rus Büyükelçisini öldürecek kadar ileri gidip Moskova’yı karşısına alacağı fikrini ciddiye almıyor.

Ankara’nın “çılgın Gülenci” teorisini paylaşanların sayısı da oldukça az. Suikastın hemen ardından bir radyo programında konuşan Moskova merkezli Orta Doğu Enstitüsü Başkanı Yevgeny Satanovsky bu ihtimali “Fethullah Gülen fiiliyatta böyle şiddet yöntemlerine başvuran biri değil.” söyleriyle reddetti. Moskova, bu yılın başında düşürülen Rus jetinin ardından başlayan uzlaşı süreci kapsamında ülkede Gülen’le bağlantılı 150 okulu kapatmıştı.

Kremlin’in jetin Gülenciler tarafından düşürüldüğü iddiasına inandığını gösteren pek fazla gösterge yok. Ancak o dönem pek çok Rus siyasi bu kararın ülkenin ulusal menfaatleriyle uyumlu olduğuna inanıyordu. Şimdi ise Türkiye’nin aynı iddiayı satmaya çalışması ilişkilere zarar verebilir.

İsimlerinin açıklanmaması kaydıyla Al-Monitor’a konuşan Rus karar vericiler Türk makamlarının bildikleri her şeyi Rus tarafıyla paylaşmadıklarından kaygılılar. Onlara göre Türkiye’nin ortaya koyduğu tüm savlar suikasta ilişkin kapsamlı ve açık bir soruşturmadan ziyade Türk liderliğinin kendi muhalifleriyle, yani Gülenciler ve Kürtlerle savaşında Moskova’yı yanına çekme çabasını yansıtıyor.

Atıntaş’ın öldürülmüş olması da şüpheli bulunan bir durum. Genel hissiyat şu yönde: Suikastçıyı öldürmek o şartlar altında zaruri bir karar olmuş olabilir ama zorlama görünen ve hiçbir mantığa sığmayan bir savın sürekli gündemde tutulması Türkiye’deki güvenlik yapılanmasının ya da hükümetten bir kimsenin olaya karışmış olabileceğine dair şüpheler akla getiriyor.

Türkiye’nin en büyük özel gaz ithalatçılarından Akfel Holding’in kamulaştırıldığı haberleri de bu şüpheleri artırdı. Türk hükümeti Gazprom’un şirketteki azınlık hisselerine de el koydu. Gazprom, gazının yüzde 20’sini Akfel üzerinden Türkiye satıyordu. Kamulaştırma Erdoğan’ın darbe girişiminin ardından ilan ettiği olağanüstü hâl kapsamında aralık ayında gerçekleştirildi. Gazprom’a yakın bir kaynak Rusya’nın ekonomi dergisi Kommersant’a “Türkiye’deki en güçlü ve en kârlı gaz ithalatçısına el kondu” açıklamasını yaptı.

Gazprom Başkanı Alexei Miller da Türk Başbakanı Binali Yıldırım’ın Moskova’ya son ziyareti sırasında konuyu gündeme getirdiğini ancak Türk tarafından “akla yatan bir açıklama” gelmediğini söyledi. Gaz ithal eden özel şirketlere sağlanan indirim 2017’de doluyor ve yeniden müzakerelere başlanması gerekiyor. Akfel Holding’e ilişkin gelişme, Moskova'nın Türk Akımı projesi için Ankara’dan destek beklediği bir dönemde Türkiye ile Rusya arasında yeni bir gaz anlaşmazlığının sinyali olabilir.

Bilhassa büyükelçi suikastının yarattığı sarsıntıyla oluşan böylesi hassas bir ortamda yeni ihtilaflara kapı açma olasılığı olan konular dikkatle ele alınmalı. Bu kapsamda Erdoğan’ın olayın ilk anlarında Putin’le yürüttüğü kriz diplomasisi başarılı bir örnekti. Ancak bir başkentten diğerine gönderilen olumsuz, kışkırtıcı sinyaller sürerse bu diplomasi yeterli olmayabilir.

Öte yandan konunun şimdiye kadar üzerinde pek durulmayan önemli bir boyutu ise halklar arasındaki umut verici dayanışma oldu. Türk halkının çoğunluğu Rusya’nın diplomatik misyonlarına, Moskova’daki Dışişleri Bakanlığı’na ve Rus tanıdıkları ya da meslektaşlarına başsağlığı dileklerini iletti. Trajedinin sadece birkaç saat sonrasında Twitter’da #TurkishPeopleLoveRussia (Türk halkı Rusya’yı seviyor) etiketi dördüncü sıraya yerleşti. Umuyoruz, Rusya ve Türkiye'nin ortaklaşa kurduğu komisyon soruşturmada sağlam ve kapsamlı bir neticeye ulaşır ve ikili ilişkilerde yaşanan yeni bir talihsizliğin iki ülkeye de büyük bedeller ödetmesinin önüne geçilmesi mümkün olur.

29 Aralık 2016 18:42
DİĞER HABERLER