Rusya’nın Afrika’daki varlığı küresel gerilime dönüşür mü?

Samanyoluhaber.com yazarı, Rusya Uzmanı Arif Asalıoğlu'nun yazısı
ARİF ASALIOĞLU

Geçtiğimiz hafta Perşembe ve Cuma günleri St. Petersburg’da, yaklaşık 50 ülkeden devlet başkanları ve üst düzey heyetlerin olduğu Rusya-Afrika Zirvesi gerçekleşti. Rusya ve Afrika ülkeleri arasında ticari, ekonomik, enerji, bilim-teknik, sosyal ve kültürel bağların güçlendirilmesi konuşuldu ve çok sayıda proje masaya yatırıldı. Ukrayna savaşı nedeniyle, Batı’dan izole edilen Rusya, Çin, Hindistan, Şangay İşbirliği Örgütü ve BRİCS gibi kurumsal partnerlerine yenilerini ekleyerek Afrika kıtasına tam bir açılım yapmış oldu. 


Rusya Devlet Başkanı Putin’in Rusya-Afrika Zirvesi esnasında genel kurul ve ikili görüşmelerde söylediği proje ve planların geçici mi, sadece stratejik nitelikte mi olup olmadığını zamanla göreceğiz. Çünkü ticari hedefler, siyasi vizyonun malzemesi olduğunda sonuç aksiyle tepiyor. Rusya böyle bir hatayı en bariz şekilde Balkanlar’da göstermişti. Şimdi Sırbistan dışında pek taraftarı kalmadı diyebiliriz. 



Batı’ya yönelme eğilimi şimdilerde Afrika ülkeleriyle ilişkilerden geride kaldı

Rusya’nın dış politikada ağırlıklı olarak, artık Asya ve Afrika ülkelerine yöneldiği hem belgelere (Dış Politika Konsepti gibi) hem de diplomasiye yansıyor. Kremlin, yeni strateji doktrininde Çin ve Hindistan ile olan ilişkileri ön plana çıkararak "Avrasya kıtasında egemen ve dost küresel güçlerle bağların derinleştirilmesinin" önemine de vurgu yapıyor. Aynı bunun gibi Türkiye, İran, Suudi Arabistan, Mısır ve diğer İslam İşbirliği Teşkilatı ülkeleri ile kapsamlı ortaklık ilişkilerinin derinleştirilmesine önem veriliyor. Son 20-30 yıl Batı’ya yönelme eğilimi şimdilerde Afrika ülkeleriyle ilişkilerden bile daha geride kaldı. Moskova, Afrika kıtasına büyük yatırımlarla, artan bir ilgi gösteriyor. 

Afrika ülkelerinin içinde bulundukları zor şartlara rağmen, Ukrayna savaşına takılmadan ya da yaptırımlardan çekinmeden Rusya ile işbirliklerini geliştirmek istiyorlar. Özellikle kıtanın kuzeyinde bulunan Fas, Cezayir, Tunus, Libya, Mısır, Sudan gibi ülkelerde ayrı bir ilginin olması dikkat çekiyor. Bir ay önce Petersburg Uluslararası Ekonomik Formuna (SPIEF 2023) yine bu ülkelerden katılım hem devlet yetkilileri düzeyinde hem de güçlü firmalar olarak seviyeliydi.

Moskova’nın hedefinde, 5 yıllık bir zaman içinde Afrika’nın her ülkesinde büyükelçilik, ticari misyon ve kültür organizasyonları açılmış olacak. Bu süre içinde 90 milyar dolarlık kalkınma ve gelişim kaynakları ayrılacak. Önde gelen Rus üniversiteleri şubeler ve partnerlik ilişkilerini geliştirecek. Zirvenin ilk gün açılış konuşmasında Devlet Başkanı Putin, bazı Afrika ülkelerinin 23 milyar dolarlık borçlarını silmeye hazır olduklarını ve zor durumda olan ülkelere ücretsiz tahıl gönderebileceklerini söyledi.

Bu zirve bir açıdan, St. Petersburg ekonomi formunun devamı gibi oldu. Rusya’nın ürettiği yeni silahların tanıtımından tutun da üniversiteler arasında işbirliğine kadar çok sektörde projeler ele alındı. Mısır’da serbest ekonomi bölgesi kararı stratejik bir hamle olarak değerlendiriliyor. Libya, Mozambik, Kongo Havzası, Sudan, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Fransa’nın arka bahçesi olarak görülen Batı, Afrika ülkelerinde Rusya ya Wagner ya da Rosatom gibi kurumları üzerinden etkisini hissettirmekte ve yaptığı hamlelerle Rusya-Afrika ilişkilerini derinleştirmeyi amaçlamakta. Kıta ülkeleriyle ticaret hacmini 20 milyar doların üstüne çıkartan Rusya’nın bölgede varlığı başta ABD ve Fransa olmak üzere Batılı ülkeleri son derece rahatsız etmekte. Bu ülkelerin Afrika gündemlerinde artık Çin’in yanında Rusya’yı da kıtada frenlemeye yönelik girişimler resmî dış politika hedefleri arasında yer almakta. 

Çin modeli

Yeni 5 yıllık gelişme planında Rusya’nın Afrika kıtasında Çin modelini uygulamaya çalıştığı kanaatindeyim. Pekin, Afrika’nın tüm önemli bölgelerinde yer edinmeye çalışırken altyapı projelerine destek çıkıyor; ülke işbirliğinin geliştirilmesi için krediler tahsis ediyor; elindeki yüksek ve yeni teknolojileri esirgemiyor; özel ekonomi ve teknoloji serbest bölgeleri oluşturuyor; sınır ötesi ticaret için para takası imkanı sunuyor; yerel para biriminin kullanılmasına imkan veriyor; banka şubeleri açıyor. Ve bütün bunları Çin uzun vadede planlama ile reelize ediyor. 

Çok basit bir örnekle Çinli müteahhitler 20 yıllık imtiyaz ile bir demiryolu hattı inşa ediyor ve bakımını yapıyor. O ülkenin kendi fonları yetmiyorsa Çin, bu şirketlere çalışmaları için uygun tazminat ödemeyi de taahhüt ediyor. Projenin tek imtiyaz sahibi, doğal olarak Çin devlet firmaları oluyor. Gelir takibi de dahil bütün mekanizma Çinli yetkililerde olunca sonuç olarak ekonomik bir proje aracılığıyla özel bir ilişki türü kurulmuş oluyor ve ülke içinde etki fırsatları doğuruyor. Rusya bu modelle gitmek istiyor. Ayrıca bütün bunlara Afrika ülkelerinde Sovyetlerden kalma bir miras olduğunu ve günümüzde Moskova’nın bunu pozitif olarak değerlendireceğini de unutmamak gerekiyor.

Kuzey-Güney Koridoru’nun önemi

Vladimir Putin, Rusya’nın Afrika kıtasında faaliyet gösteren, tüm bölgesel yapılarla çok yönlü bağlarını güçlendirmek istediklerini, Avrasya Ekonomik Birliği ile iş birliği kurulmasından yana olduklarını vurguladı. Kuzey-Güney Koridoru’nun Rus ürünlerinin Afrika'ya, Afrika ürünlerinin de Rus pazarına tedarikini sağlayacağına dikkati çeken Putin, “Rusya, nakliye ve lojistik akışının Afrika dahil güney devletlerine yeniden yönlendirilmesiyle aktif olarak ilgileniyor. 

Geliştirmekte olduğumuz Kuzey-Güney Uluslararası Nakliye Koridoru, Rus mallarının en kısa deniz yolu ile Afrika kıtasına ulaşabilecekleri Basra Körfezi ve Hint Okyanusu'na erişimi sağlamayı amaçlıyor. “Doğal olarak bu koridor Rusya pazarına Afrika mallarının tedariki için ters yönde de kullanılabilir” ifadelerini kullanan Putin, Rusya’nın enerji alanında Afrika’da projeler yürüttüğünü belirterek, “Rusya'nın katılımıyla 16 Afrika ülkesinde 30'dan fazla gelecek vaat eden enerji projesi şu anda çeşitli gelişim aşamalarında. Bugün ele alınan enerji projelerinin toplam kapasitesi yaklaşık 3,7 gigavata eşit.” açıklamasını yapıyor.


Öte yandan son yıllarda ardı ardına iç kargaşalıkların yaşandığı pek çok Afrika ülkesi için zirvenin bir başka çekici yönü silah anlaşmaları. Rusya’nın kıtada ciddi bir pazar payıyla en büyük silah tedarikçisi olduğu bilinen bir gerçek. Wagner grubunun varlığıyla Afrika'daki Rus etkisi de artmış vaziyette. Meşhur isyan girişiminden sonra Wagner’in yöneticisi Prigojin’in halen St. Petersburg’da Afrikalı liderlerle görüntü vermesinin sebebi bu olsa gerek. 


Sonuç olarak Rusya’nın Afrika’daki varlığını artırma gayreti ve bunun için silah sanayi, enerji gibi her alanda aktif olma isteği elbette ki ABD ve AB gibi küresel güçleri rahatsız edecek, pastadaki payları düşecek ve nihayi olarak yeni gerilimler ortaya çıkaracak. Ayrıca Moskova ve Pekin’in sürekli dillendirdiği çok kutuplu dünya düzeni söylemi Afrika’da eyleme dönüşürse elbette ki birileri bundan rahatsız olacak.
31 Temmuz 2023 13:11
DİĞER HABERLER