[Safvet Senih] Çatlayan boyutlar

Kur’an-ı Kerim’in hârikulade bir câmiiyeti vardır. Bir mesele anlatılırken seçtiği kelimeler, pek çok mânaları içinde toplayarak, kapsamlı ifadelere kaynak olabilecek nitelikte olurlar.
SAFVET SENİH

Kur’an-ı Kerim’in hârikulade bir câmiiyeti vardır. Bir mesele anlatılırken seçtiği kelimeler, pek çok mânaları içinde toplayarak, kapsamlı ifadelere kaynak olabilecek nitelikte olurlar. Onun için Peygamber Efendimiz (S.A.S.)  “Her bir âyetin zâhirî, bâtınî mânası, haddi, muttalaı vardır. (Yani insanların anlayabileceği ve kavraya bileceği bir sınırı vardır. Bazıları ancak âhirette anlaşılacaktır. Çünkü Kur’an müminlere âhirette de rehber yapacaktır.)  Ayrıca bu dördün (zahr, bata, hadd ve muttala’ın)  de detayları, dalları işaretleri ve ayrıntıları ve çeşitli ilimlere işaretleri vardır.” Yani bu dördün her birinin de üçer (şucûn, ğusun ve fünûn) olarak tafsilatlı mânaları olduğuna göre 12 tane mânâ tahtası bulunmaktadır. Sadece fıkıhla ilgili âyetlerin, “dâll bi’l-işare, dâll bi’d-dellala, dâll bi’l-iktiza, dâll bi’l-ibare”  olarak dört mâna tabakası üzerinden ayrı ayrı hükümler çıkarılır…

“Görmedin mi Allah nasıl bir temsil getirdi: Güzel kelime, kökü yerin derinliklerinde sâbit, dalları ise göğe doğru yükselmiş bir ağaç gibidir ki, Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir.” (İbrahim Suresi, 24-25)

İlahi Kudretle kabuğunu, hatta saksısını çatlatan çekirdek mevsim be mevsim çiçek açıp meyve veren ağaç gibi, İlâhî kelâm da, yedi verenleri çok gerilerde bırakarak çok geniş ve derin mânaları kelimelerinin içinde saklar da yer yer, zaman zaman sırları anlamaya hazır gönüllere açılıverir.
İç içe girmiş resimlerde, mâhirâne konulmuş bir noktanın; resimlerden birisinin ağzı, birisinin gözü, bir diğerinin kulak deliği, öbürünün burun deliği, bir başkasının da yüzünün beni olduğu gibi, Kur’an-ı Kerim’deki kelimeler de çok hakikatların çekirdeği oluverir.
Mesela

“İnkâr edenler görmediler, bilmediler mi ki, önceleri göklerle yer (ratk) idi, biz onları (fetk) ettik” (Enbiya Suresi, 30)  âyetindeki ratk ve fetk kelimeleri üzerinde bir inceleme yaparsak şunları görürüz: Ratk, bitişmek, birbirine yapışık olmak, parçaları yekdiğerine bağlı bulunmak, elbiseyi kapamak, aralarını islah etmek, iltizam, inzimam mânâlarına gelir.

Fetk ise, bitişik iki şeyi birbirinden ayırmak, elbisenin dikişlerini çözüp bazısını bazısından ayırmak, hamuru mayalamak, bir yer otlu olmak, güneş bulutların arasından zuhur etmek, ayrılmak, arz bitkilerle inşikak etmek, misk kokusu karıştırmak, az yağmur, hayvanın semirip yağlanması ve etrafına yağmur yağdığı halde yağmursuz kalan yer mânâlarına gelir.

Bu iki kelime kâinatın yaratılış teknesinde mayalanmasından, sistemlerin ve dünyanın hamurlarının ayrılışından fıtıklı bir yaratık gibi arzın bağırsaklarından volkan volkan yanardağların fışkırmasından, zeminin kuruluğundan fakirliğinden sonra suların yavaş yavaş teşkilinden, gür olarak otların toprağı bölüp meydana çıkışından ve yerde bitenlerle semiren hayvanlardan ta bir hülâsa olarak arza kokusunu, rengini veren insanların yaratılış devresine kadar safha safha herşeyi içine almaktadır: Sözler Kitabında şöyle denilmektedir:
Ratk kelimesi, felsefî tedkiklerle uğraşmayan bir âlemin anlayışına şöyle bir mânâ verir ki: Sema, berrak, bulutsuz; zemin, kuru ve hayatsız, hiçbirşey bitirmeyecek bir vaziyette iken, semayı yağmurla, yeri yeşilliklerle açıp bir nevi izdivaç ve aşılama suretinde bütün canlıları o sudan yaratmak öyle bir Kadir-i Zülcelâlin işidir ki, yeryüzü O’nun küçük bir bostanı ve semanın yüz örtüsü olan bulutlar Onun bostanında bir süngerdir, diye anlar. Kudretinin azametine secde eder.

Tahkikat yapıp hikmetleri araştıran bir âlime, o kelime şunları anlatır: İlk yaratılışta semâ ve arz şekilsiz birer küme ve menfaatsiz birer yaş hamur, bir şey bitirmez bir vaziyette toplu birer madde iken, Hikmetli Yaratan, onları açıp döşeyerek güzel bir şekil, faydalı birer suret, ziynetli ve pek çok varlıklara menşe etmiştir, diye anlar. Hikmetinin genişliğine karşı hayran olur.

Yeni zamanın filozofuna şu kelime şöyle bir mânâyı ifade eder ki: güneş sistemini teşkil eden küremiz ve diğer seyyareler, başlangıçta güneşle yapışık – bitişik olarak açılmamış bir hamur şeklinde iken, Kadîr-i Kayyum olan Allahü Taâlâ, o hamuru açıp, o seyyareleri birer birer yerlerine yerleştirerek, güneşi orada bırakıp, dünyamızı, buraya getirerek, zemine toprak sererek semâ tarafından yağmur yağdırarak, güneşten ziya serptirerek dünyayı şenlendirip bizleri içine koymuştur diye anlar, başını tabiat bataklığından çıkarır.”
07 Temmuz 2022 14:38
DİĞER HABERLER