Saray rejimine karşı antifaşist blok!

Halkların Demokratik Partisi (HDP), Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile Milliyetçi Hareket Partisi'nin (MHP) müşterek direniş hattı teşkil etmek için diğer muhalefet partilerine çağrıda bulundu.
Halkların Demokratik Partisi (HDP), 10-11 Ekim tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleştirdiği Parti Meclisi (PM) toplantısının sonuç beyannamesini açıkladı. 

HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar başkanlığında gerçekleşen toplantı, 10 Ekim 2015’te IŞİD’in bombalı saldırısı sonucu hayatını kaybeden 103 kişiye adanarak, “Canlarımızın barış mücadelesini başarıya ulaştıracağımızın sözünü bu vesilesiyle bir kez daha yineliyoruz.” denildi. 

"İKTİDAR SAVAŞTAN BESLENEREK AYAKTA KALMAYA ÇALIŞIYOR"

Toplantının sonuç beyannamesinde öne çıkan kısımlar şöyle: “Türkiye’deki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)-Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) faşist bloğu da esas olarak bu köhnemiş ve pespaye kapitalist sisteminin en arkaik, kaba ve geri kopyasıdır. Sistem bu anlayışın saldırganlığına son derece elverişli ve bulunmaz bir yayılma zemini sunmaktadır. 

Bu mevcut sistemi uygulama konusunda herkesten daha iştahlı olan AKP-MHP zihniyeti Türkiye’yi ve bölgeyi bir bataklıktan öbürüne, bir felaketten diğerine sürüklerken, kendisine öğretildiği gibi savaştan beslenerek ayakta kalma politikasını sürdürmektedir. 

Sistem içi çelişkilerden yararlanıp güç haline gelmeye çalışan, Osmanlı hülyaları gören, fetihçi anlayışa secde eden iktidar; savaş politikalarıyla rant devşirmeye çalışırken, içerideki her türlü itirazı da zor yoluyla bastırmaya çalışıyor. 

Bütün bu baskı ve saldırı ortamı bizlere ve halklarımıza hem özgürlük için daha fazla mücadele sorumluluğu yüklemekte hem de meşruiyetini yitirmiş bu sistemin miadını doldurduğunu göstermektedir.

"FAŞİST BLOK KARŞISINDA DİRENİŞ HATTI KURALIM"

Bu olağanüstü şartlarda toplanan Parti Meclisimiz, mevcut iktidar blokunun Siyasal İslamcılıkla yeni türden İttihatçı/Turancı/Kızılelmacı kesimlerin bulamacı haline geldiğini tespit etmiş ve bu faşist blokun Türkiye halkları kadar bölge için de ciddi bir tehlike haline geldiğini, neo-liberal vahşi kapitalizm ile militarizmin el ele yürüdüğü bu saldırganlığın durdurulması için bütün demokratik güçlerle birlikte bir direniş hattının kurulması gerektiğini belirlemiştir.

"VAHŞET HELİKOPTERDEN ATMAYA KADAR VARDI"

Her zamankinden fazla yıpranan, yürüttüğü insanlık dışı politikalara kendi yandaşlarını bile ikna etmekte zorlanan iktidarın, militarist politikalarının en kilit noktası şüphesiz Kürt sorunudur. Ancak iktidarın Kürt düşmanlığı aynı zamanda bu meseleyi hem derinleştirmekte hem de uluslararası bir hale getirmektedir. 

Asimilasyon politikaları ve Kürtçeye yönelik saldırılar hiç olmadığı kadar tırmandırılmıştır. 

Partimizin başından beri ısrarla yürüttüğü barış politikalarını saldırganlıkla karşılayan iktidar, son süreçte halka yönelik zulmünü iyice tırmandırmış, Kürt coğrafyasında işkenceyi günlük rutin haline getirmiş ve son günlerde bunu tecavüzlere, Kürt işçilere yönelik toplu linç saldırılarına ve ‘helikopterden atma’ vahşetine kadar vardırmıştır.

"AKP ÇETE GRUPLARI İHRAÇ EDEREK BÖLGEYİ ATEŞE ATIYOR"

Bu iktidar çete gruplarını ihraç ediyor. İktidar, özellikle Dolmabahçe masasının devrilmesinden sonra başlattığı militarist saldırıda sınır tanımazken, içerideki savaşla yetinmemekte, bölgeyi de ateşe atmaktadır. 

Kuzey Suriye’de halkların kendi iradeleriyle yarattığı özgürlük ortamını geçmişte ağırlıklı olarak IŞİD vekaletiyle yok etmeye çalışan iktidar, Kobanî direnişinden başlayarak bölgenin IŞİD’den temizlenmesinin ardından doğrudan devreye girerek ve çoğu IŞİD artığı diğer çetelerle ortaklaşarak işgale başvurmuştur.

Bu iktidar aynı zamanda, cihatçı çeteleri taşıdığı Libya’ya el atmış, buna paralel olarak da Doğu Akdeniz’de Yunanistan başta olmak üzere bölgedeki ülkelerin neredeyse tümüyle gerilimi artırmıştır. 

SURİYE'DEN PARALI ASKER TAŞIYOR

Öyle ki bu yolda kendisine engel olarak gördüğü Kuzey Kıbrıs yönetimine de baskı uygulayarak, adadaki seçimleri tehdit ederek adeta bölgeye ‘kayyım’ atamaya kadar işi götürmüştür. 

Son olarak, Karabağ gerginliğine müdahil olan bu savaşçı blok, Suriye’den paralı askerleri bölgeye taşıyarak çatışma ortamını körüklemektedir.

Saray rejimi yapay gündemlerle ne kadar gizlemeye çalışırsa çalışsın, işsizlik ve yoksulluğun geldiği nokta ortadadır. Covid-19 salgınını da kullanan iktidar ve sermaye, çalışma hayatını iyice vahşileştirmekte ve hane yoksulluğunu derinleştirmektedir.

HUKUK KURALLARI ASKIYA ALINDI, TÜRKİYE KOCAMAN BİR CEZAEVİ

Asıl hedefleri herkesi susturmak ve konuşamayan, itiraz edemeyen bir toplum oluşturmaktır. Ekonomik ve siyasi krizin derinleşmesinin doğrudan sonucu olarak Türkiye kocaman bir cezaevi hâline getirilmiştir. 

Baskı ve devlet şiddetine başvuran iktidar, bütün hukuk kurallarını askıya alarak akılları zorlayan iddianamelerle muhalif gazetecileri zindanlara doldurmakta, demokratik tepkiyi bile zor yoluyla bastırmaya çalışmaktadır. 

Başta hekimler olmak üzere bütün meslek grupları sürekli tehdit altında tutulurken, muhalefet odaklarının tümünün teslim alınması, böylece tekçi rejim önündeki bütün engellerin temizlenmesi hedeflenmektedir. 

Sendikalar, demokratik örgütler tümüyle baskı altındadır; ülkede herhangi bir konuda bir basın açıklaması yapmak bile ciddi bir suç haline getirilmiştir.

"FAŞİST İKTİDARA MEYDAN OKUYORUZ"

Tüm bu saldırıların zirve yaptığı bir dönemde toplanan Parti Meclisimiz, mücadeleyi yükseltme ve antifaşist direniş hattı örme kararı almıştır.

Parti Meclisimiz partimiz şahsında saldırı altında olan halklara ve inançlara, emekçilere ve kadınlara yönelik faşist yönelimi bertaraf etme ve faşizmi yenmenin kararlılığı içindedir. 

Bu çerçevede Merkez Yürütme Kurulumuzun 1 Haziran’dan sonra başlattığı ‘Demokratik Mücadele Kampanyası’nı bir üst aşamaya taşıma ve ‘Partimizi ve halkımızı iktidar saldırılarına karşı koruma ve bu saldırıları etkisiz kılacak bir eylemsellikle güçlendirme’ kararı Parti Meclisimiz tarafından da benimsenmiştir.

"DEMOKRATİK MÜCADELE ALAINLARINI SONUNA KADAR KULLANMAKTA KARARLIYIZ"

* Partimiz, durumu kırılganlaştıkça daha da saldıran Saray rejimine karşı antifaşist blokun inşâsı için olağanüstü bir çabanın içine girecektir.

* Partimiz, bu süreci öncelikle bir örgütlenme süreci olarak ele almakta, halkımızın bulunduğu her yerde ev ev, sokak sokak varlığımızı tahkim ederek saldırılara cevap olmayı önüne koymaktadır.

* Partimiz, politik mücadeleyi sadece seçimlerden ibaret görmeyen tavrıyla, sokağı ve diğer bütün meşru-demokratik mücadele alanlarını sonuna kadar kullanmakta ve bütün baskılar ve engellemelere rağmen mücadele alanlarını terk etmemekte kararlıdır.

* Partimiz, bu süreçte başta devrimci demokratik güçler olmak üzere emekçileri, kadınları ve bütün ezilen/ötekileştirilen toplumsal kesimleri kapsamayı, onlarla birlikte yürümeyi sürdürürken, bir demokratik ittifakı da önüne hedef olarak koymakta, bu ittifakın oluşması için elinden gelen bütün çabayı göstermekte ısrarlıdır.

* Partimiz, savaşa karşı barış, tecride karşı özgürlük mücadelesini bir an bile durdurmaksızın barışı dillendirmekten ve savunmaktan geri durmayacaktır."

14 Ekim 2020 15:08
DİĞER HABERLER