Sayılı bu günleri ötelemeyin

Bu günler “... Sayılı günler.” (Bakara 2/184) gelip geçecek. İnsan hayatı da aslında ‘sayılı günler’ den ibaret. Ramazan, oruç günleri nasıl sayılı, bir gün bitecek, insan ömrü de sayılı ve nihayetinde bir gün bitecek. Fakat Ramazan-ı Şerif’in ‘... Sayılı günleri, şayet iyi bir şekilde mana ve muhteva olarak değerlendirilebilirse, bu kişiye, insan ömrüne denk kazanç temin edebilecek bir zenginlik ve enginlik sunacaktır.
NUMAN YILMAZ YİĞİT 

Ramazan ayı geliyor, geldi denilirken, işte geldi ve neredeyse üçte biri geçti. Ta üç aylardan beri, Recep, Şaban, her mecliste Ramazan ayını konuşuyor ve onu nasıl değerlendirmemiz gerektiğinden bahsediyorduk. 

Şimdi sözün bittiği artık icraatın ortaya konulması gerektiği bir zaman dilimindeyiz. Bugünlerde, manevi bir helezon gibi insanı kalbi ve ruhi hayata yükseltecek, Allah’a yakınlaştırabilecek, günahların affına vesile olabilecek, insana amellerinin karşılığında kat kat mükafatlar kazandırabilecek bir Ramazan ayının içinde ilerliyoruz. 

Bu günler “... Sayılı günler.” (Bakara 2/184) gelip geçecek. İnsan hayatı da aslında ‘sayılı günler’ den ibaret. Ramazan, oruç günleri nasıl sayılı, bir gün bitecek, insan ömrü de sayılı ve nihayetinde bir gün bitecek. Fakat Ramazan-ı Şerif’in ‘... Sayılı günleri, şayet iyi bir şekilde mana ve muhteva olarak değerlendirilebilirse, bu kişiye, insan ömrüne denk kazanç temin edebilecek bir zenginlik ve enginlik sunacaktır.

Her ramazan öncesi, birazda üç aylardaki teşvik edici programların da tesiriyle ramazan ayının gelmesini dört gözle bekler, planlar yaparız. Ramazan gelince de hızlı bir giriş yapar coşku içinde mescit ve camilere koşturur, teravihleri kılar Ramazan ayını ihya etmeye çalışırız. Ramazan ayının ortalarına doğru bu heyecan bazılarında normale döner, sonlarına doğru da oruca alışanlar için Ramazan ayı sıradanlaşır. Yani her zamanki hastalık, yani ülfet hastalığı bazılarını ağına çeker. Halbuki “… Sayılı günler” azdır ve yapılması gereken önemli işler vardır. Kısa fani dünya hayatı için on bir ay hizmet eden insan bedeni, zihni, aklı, kalbi, ruhu yorulmuş, yıpranmış ve onun uzak geleceğe (ahiret yurduna) hazırlanması için bir manevi bakım-görüme ihtiyacı vardır. 

Tıpkı yorulan metallerin bakım görüme ihtiyaç duydukları gibi. İşte bu kabil bakım-görümün yapılabileceği bir ay olan Ramazan-ı Şerif geldiği zaman, insanı yarın yaparım, öbür gün başlarım düşüncesi sarar. Bu şekilde düşünen, böyle bir düşünceye sahip olanlara, galat bir ifade ile ‘Sevfeci-yarın yaparım-yarın yaparımcılar’ denilebilir. İşte bu çeşit bir düşünce tarzı, hayırlı işleri yapmak üzere kararlı bir şekilde adım atmak isteyenlerin önünü kesen ölümcül bir düşünce tarzıdır. İbn-i Abbas (ra) dayandırılalan, zayıf bir rivayette tövbesini geciktirenler için söylenmiş olan ‘Yarın yaparım diyenler helak olmuştur’(Tenbihü’l Gafilin) rivayeti, tüm hayırlı işlerde, insanın içine düştüğü bir haleti ifade etmesi bakımından oldukça önemli, hakikatli bir sözdür.

Bu bir gaflet midir, yoksa şeytanın bir vesvesesi midir? Her ne olursa olsun, bu her insanın sıklıkla yaşadığı bir durumdur. Bilhassa kendisi hakkında hayırlı olan fakat nefse zor gelen hususlarda insan bu vesveseye sıklıkla maruz kalır. İnsan önünde uzun bir zaman olduğunu hayal eder. Zaman iç içe buutlar şeklinde sanki genişler de genişler. Bir saat altmış dakika bir gün yirmi dört saat, bir hafta yirmi dört çarpı yedi; yüz altmış sekiz saat, bir ay dört hafta yani otuz/otuz bir gün, bir sene on iki ay yani üç yüz altmış beş gün vs gibi insanın önüne adeta bitmez tükenmez bir zaman tüneli açar. Bir saat sonraki bir iş için ‘daha altmış dakikan var’, bir hafta da yapılacak iş içinse ‘daha yedi gün şu kadar saatin var vs.’ diyerek insanı oyalar ve son ana kadar o hayırlı işe mâni olur. Bir hafta sonra önemli bir imtihan verecek bir öğrencinin yarın hazırlanırım, öbür gün hazırlanırım demek suretiyle sınav gününe kadar gidip dayanması gibi bir şeydir bu sevfecilik.

Ramazan ayı başlamadan önce yapılan planlar insandaki bu zaaf ile hep bir ileri güne veya haftaya aktarılır. ‘Hele bugün geçsin yarın başlarım/yaparım, daha önümüzde üç hafta var, daha ramazan ayının yarısındayız, daha kadir gecesi var’ gibi ertelemelerle hep mübarek kutlu zaman dilimleri gelir, geçer gider, hatta bezende gelecek ramazanlara umut bağlar insanoğlu, sanki yarına çıkmaya güvencesi varmış gibi. 

Geçmiş zaman elden çıktığı gibi, gelecekte bizim elimizde değildir. Elimizde olan sadece içinde bulunduğumuz an yani şu dakikadır. O halde mümin ferasetine yakışan şey içinde bulunduğu zamanı en iyi şekilde o ânın hedefine yönelik değerlendirmek, onun gereğini yapmaktır.

İnsanın niçin böyle bir duruma düşer? Bunun sebepleri olarak başta; irade zayıflığı ve rahatına düşkünlük sayılabileceği gibi, insanın, imanı, ahiret hayatını, bunların hakikatlerini, önemini kavrayamama, ölümü ve ahireti unutması da zikredilebilir. Bunlara ilave olarak Allah’ın af ve merhametini yanlış yorumlama, Cenab-ı Hakk’ın kulun hata ve günahları karşısında ‘Halim’ davranmasının yani, hatalarını görüp kendilerine gelmeleri için onlara mühlet vermesine, hemen cezalandırmamasına güvenmek de eklenebilir. 

Hiç kuşkusuz bu problemin sebepleri arasında içine düşülen günahlarında büyük bir payı vardır. Bütün bunlarla beraber bu problemin oluşmasında insanın ‘Yarın yaparım’ demekle dünyada ve ahirette ne türden sıkıntılara maruz kalacağını takdir edememesinde etkisi vardır. Bir de bu tembel ruhlu insanların bilhassa tembel ve ‘Yarın yaparım’ diyen kişilerle oturup kalkması, onlarla arkadaşlık etmesi de bu mevzuda önemli bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. 

Bütün bunların neticesi olarak insan; elde edilmesi muhtemel pek çok dünyevi faydadan, uhrevi sevaptan mahrum kalır. Bu, zamanla insanda, yanlış bir karaktere, davranış biçimine dönüşür. Neticesin de de yapılması gereken lüzumlu ve hayırlı işler üst üste birikir ve altından kalkılamaz hale gelir. Dini ve uhrevi amellerde ‘Yarın yaparım’ probleminin çözümü adına şu hususları nazara almakta fayda vardır.

1- Öncelikle her bir insan realite planında zamanın akıp gittiğini, kendi nefsinin de zamanın çarkları arasında sürekli değiştiğini, öğütüldüğünü görmeli, bir gün bu fani dünyadan göçüp gideceğini hatırdan çıkarmamalıdır. Ramazan günleri ‘sayılı günler’ olduğu gibi hayatın saatleri günleri hafta ve ayları yılları da sayılıdır. Fakat Ramazan-ı şerifin sayılı günleri eğer iyi değerlendirilebilirse insana sayılamayacak bir zamanı kazandırabilir. Hatta kadir gecesi bağrında sakladığı vahiy ve o vahyin mesajı ile bin seneden daha hayırlı olma özelliğiyle heba edilen fırsatların tümüne denk bir hayra vesile olabilecek sayılı gün/gecelerden biridir. İnsanın bu dünyadaki sevdiği, değer verdiği en önemli sermayesi, hayatıdır. Hayatın akıp gitmesi karşısında ona ‘Dur’ diyemeyen insan, son derece aciz bir varlıktır. 

Onu devam ettirmek, korumak, yok olmasına mâni olmak, ebedileştirmek insanın elinde değildir. Onu elde etmek ancak o hayatın asıl sahibi olan Zat (cc)ın emri çerçevesinde/doğrultusunda hareket etmekle mümkündür. İnsan fani ihtiyaçları için nasıl didinip çabalıyor, zahmet çekiyorsa, ebedi var olma yolunda, karşısına çıkan zorlukları aşması içinde çalışması, gayret göstermesi gerekmektedir. İnsanın nefsine ve iradesine hâkim olup kısa, fani dünyevi rahatını, yarınki ebedi istirahatı adına terk etmesi ve buna kendini alıştırması gerekmektedir. Bu da onun asli vazifelerinden kaçması ve ertelemesiyle değil ancak yüzleşmesiyle olacaktır. 

2- İnsanın hayırlı bir işi sürekli ‘yarın yaparım ‘diyerek ileri bir tarihe atması, ondaki irade zaafına bir işarettir. Mümine yakışan şey ise güçlü, kuvvetli ve azimli olmaktır. Her yönüyle güçlü olan müminler zayıf olanlara göre Allah katında daha faziletli ve daha sevimlidirler. (Müslim, Kader, 34) Bilhassa kendi dünyevi, uhrevi hayatı adına faydalı olan hususlarda hırlı ve güçlü bir karakter ortaya koymak, ondan beklenen bir performanstır. Hz Ömer (ra) izafe edilen bir sözde ‘İnsanın bugünün işini yarına bırakmaması onun (iman, irade ve karakter bakımından )güçlülüğünü gösterir.’ buyurmaktadır. 

3- Bir Müslüman Allah’la olan münasebetleri açısından zaruri olan amellerini hayatının merkezine alarak diğer işlerini ona göre planlamaya çalışmalı ve onları gün gün, hafta hafta, ay ay yapmakta kararlı olmalıdır. Böyle devam eden bir süreç zamanla kişinin o amellerle bütünleşmesine, içselleştirilmesine vesile olacaktır. Dolayısıyla da onu yapmakta zorlanmayacaktır. İnsan tabiatının yeni bir davranış edinmesi kolay değildir. Bu sabır inanç, azim ve kararlılık gerektirir. Bu açıdan hayırlı, uhrevi işleri geciktirmeden, tehir etmeden günü gününe zamanında aksatmadan yapmak önemlidir.

Hayırlı işlerde acele etmek ve vakit kaybetmeden onları yapmaya çalışmak Efendimiz (as)ın önemli bir tavsiyesidir. Hazreti Ebu Hureyre (ra)’ın naklettiği bir hadis-i şerifte, Resul-i Ekrem (as) Efendimiz şöyle buyurmaktadır: “Yararlı işler görmekte acele ediniz. Zira yakın bir gelecekte karanlık geceler gibi birtakım fitneler ortalığı kaplayacaktır. O günlerde kişi, mü’min olarak sabahlar, fakat kâfir olarak geceler; mü’min olarak geceler fakat kâfir olarak sabaha çıkar. Dinini küçük bir dünyalığa satar.” (Müslim, Îmân 186) Hayatın yarın karşımıza ne tür sürprizler çıkaracağını kestirmek mümkün değildir. O halde iyi bir mümin imkan varken fırsatları değerlendirmeli ve hayırlı işleri tehir etmemelidir.

Bediüzzaman (ra) bu tür meseleler için söylediği “Mühim ve büyük bir umur-u hayriyenin çok muzır mânileri olur.” (Yirmi Birinci Lem'a) sözünde de ifade edildiği gibi insan ne zaman kendisi ve ahireti adına hayırlı bir iş yapmak istese ya nefsinden ya da dıştan bir engel çıkar, şeytan o insanla çok uğraşır.

Evet, neredeyse ramazan ayının dörtte birini bitirdik. Bu ramazan ayında planladığımız hayırlı işleri hayata geçirmek için vakit henüz geçmiş değil. Bir şekilde gelip geçecek olan bu mübarek sayılı günleri kendi ahiret hayatımız hesabına sayısız günlere dönüştürmek mümkün ve bu bizim iradelerimize kalmış bir konudur. Allah iradelerimize güç kuvvet versin.
31 Mart 2023 22:46
DİĞER HABERLER