Turkey Tribunal, Avrupa Parlamentosu'nda insan hakları ihlallerini anlatıyor

Turkey Tribunal’ın 20-24 Eylül 2021 tarihlerinde Cenevre’de gerçekleştirdiği oturumun ardından, Tribunal’ın koordinatörü ve “İnsanlığa Karşı Suçlar” raportörü Prof. Em. Johan Vande Lanotte, bugün Avrupa Parlamentosu İnsan Hakları Komitesi’nin davetlisi olarak komite üyelerine Türkiye’deki insan hakları ihlallerini ve Tribunal’ın nihai kararlarını anlatıyor.

Prof. Vande Lanotte ile birlikte, Turkey Tribunal’in raportörlerinden Hakim Luca Perilli de “Türkiye’de Adalete Erişim ve Yargı Bağımsızlığı” konusunda komiteye hitap edecek. Oturum İnsan Hakları Komitesi’nin sayfasında canlı olarak yayınlandı.

Marie Arena başkanlığında gerçeklesen İnsan Hakları Komitesi oturumuna milletvekillerinin yanı sıra önemli isimler katıldı.
 
TR724'te yer alan habere göre İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) Avrupa ve Orta Asya Direktörü Philippe Dam, Türkiye’de son yıllarda gerçeklesen insan hakları ihlallerini genel hatlarıyla anlattı. Yargının siyasetin etkisi altında olduğunu; gazetecilerin, aktivistlerin ve avukatların gerekçe olmadan yargılandığını ve tutuklandığını dile getirdi. Osman Kavala’nın bir insan hakları savunucusu olarak susturulmak için hapiste tutulduğuna dikkat çeken Dam, Amnesty International Türkiye başkanı Taner Kılıç ve İnsan Hakları Derneği eşbaşkanı Eren Keskin’in de aynı amaçla cezalandırıldığını belirtti.

TÜRKİYE-AB İLE İLİŞKİLERİ 

Dam sosyal medya üzerinde oluşturulan baskıları da eleştirdi. İnsan hakları konusunda somut bir ilerleme kaydedilmeden AB ile ilişkilerin ilerlemesinin de mümkün olmaması gerektiğini ifade etti.

Oturumun sonunda tekrar söz alan Dam, Gümrük Birliği’nin Türkiye’ye karşı kullanılması gerektiğini savundu ve sözlerini şöyle tamamladı: “ Gümrük Birliği kapsamında şirketlerin takibi de mümkün olmalıdır. Türkiye’de muhaliflerin şirketleri kapatılıyor, mallarına el konuluyor. Gümrük Birliği’nin modernizasyonunun yargı bağımsızlığının sağlanması ve sivil toplum üzerindeki baskıların ortadan kaldırılması şartına bağlanmalıdır.”

İnsan Hakları Derneği yöneticisi Rehşan Bataray Saman, OHAL ile birlikte özellikle Kürt hareketine karşı ciddi baskılar ve ihlaller başladığını ve yargı eliyle yürütülen baskının en büyük aracının da Terörle Mücadele Yasası olduğunu ifade etti. insan Hakları savunucularının terör örgütü propagandası yapmaktan yargılandığını belirtti.

“İhlallerin artarak devam etmesinde cezasızlık çok fazla etkili” diyen Saman, bunda zorla kaybetmelere ve işkence suçlarına karışan görevlilerin ceza almayacaklarına emin olmalarının etkili olduğunu söyledi. Saman, cezasızlığa örnek olarak 3 olay dile getirdi:
1993 ‘te Kulp Alaca olarak bilinen ve 11 Kürt köylünün öldürülmesiyle sonuçlanan katliamın sorumlusu olan askerlerin beraat etmesi, 2011’de gerçeklesen Roboski katliamı davasında takipsizlik verilmiş olması ve son olarak üzerinden 6 yıl geçmiş olmasına rağmen Tahir Elçi’nin katillerinin hala ortaya çıkarılmaması.

"CEZAEVLERİNDE 604'Ü AĞIR 1605 HASTA VAR"

Saman, cezaevlerindeki kötü şartları da dile getirdi. Hapishanelerdeki nüfusun ciddi artış gösterdiğini belirtti ve 604’ü ağır hasta 1605 hasta cezaevlerinde tutulduğunu dile getirdi.

2015 yılına kadar Türkiye- AB müzakerelerinde yer alan bağımsız bilirkişi Luca Perilli: Hükümetin atadığı 10 bin eğitimsiz hakim ve savcıyla yargıda normalleşme ne kadar mümkün olabilir?

YARGIDA KÖTÜLEŞME 17-25 ARALIK VE GEZİ OLAYLARI SONRASI BAŞLADI

Turkey Tribunal’da yargı bağımsızlığı raportörlüğü yapan AB bağımsız eski uzmanı Luca Perilli, 2010 yılında yapılan anayasa değişiklikleri ve yargı reformları ile Türkiye’nin önemli gelişmeler kaydettiğini, HSYK’nin daha demokratik ve çoğulca bir yapıya büründüğünü ancak 2013’ten sonra bunun tam tersine döndüğünü belirtti. “Gezi olayları ile yolsuzluk, rüşvet ve ihaleye fesat karıştırma operasyonlarından sonra ciddi bir kötüleşme başladı” diyen Perilli, Türkiye’de yargının durumunun 15 Temmuz'dan önce ciddi bir şekilde bozulduğunun altını çizdi. 2014’te çıkan torba yasalar ile HSYK üzerindeki siyasi kuvvet artırılırken, hükümet hakim ve savcı atamalarında istediği gibi oynamaya başladı.

Darbe girişimi sonrası ise durumun daha da vahim bir hale geldiğini dile getiren Perilli durumu şöyle özetledi: “2 bin 700 hakim ve savcının görevlerine son verildi, AYM üyeleri Alparslan Altan ve Erdal Tercan basta olmak üzere binlerce hakim ve savcı tutuklandı, Vaclav Havel ödülüne layık görülen YARSAV başkanı Murat Arslan da gözaltına alindi ve tutuklandı. Bunların yerine meslek mensubu olmayan ve iyi eğitimli olmayan 10 bin yeni hakim ve savcı atandı.”

Erdogan sonrası dönemde demokratik sürece dönüşün mümkün olup olmadığını da tartışan Perilli, ülkede çok fazla kutuplaşma olduğunu, çok fazla acı yaşandığının altını çizdi. Demokrasiye dönüş o kadar kolay olmayacak diyen Perilli, rejimin atadığı eğitimsiz 10 bin hakim ve savcının yer aldığı bir yargı sistemiyle normalleşmenin ne kadar mümkün olabileceğini bilemediğini söyledi.

Turkey Tribunal koordinatörü Johann Vande Lanotte de Komite’ye Mahkeme’yi tanıttı ve Cenevre’de düzenlenen oturumda ortaya çıkan sonuçları paylaştı. Mahkeme’nin bağımsızlığı üzerine Türk devletinden gelen eleştirilerin yersiz olduğun belirten Koordinator, jüri üyelerini, mahkemenin işleyişini ve finansmanını anlatarak bunun bağımsız bir mahkeme olduğunu gözler önüne serdi. ”Türkiye’de işkence sistematik ve örgütlü olarak yapılıyor. Yargı en temel kriterleri bile dikkate almıyor. Mahkememiz, insanlığa karşı suç işlendiğine hükmetti.” dedi.

Vande Lanotte Organizasyon Komitesi olarak 2022 başında Türkiye’ye soruşturma açılması için Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne başvuracaklarını söyledi. Vande Lanotte “Magnitski yasası kapsamında yaptırımlar uygulamalıyız, AB Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne yapacağımız başvuruya destek verirse savcı kesinlikle başvuruyu daha da ciddiye alacaktır” dedi. Başvuruda Moldova, Arnavutluk ve Bulgaristan aleyhine de insan kaçırmalarına göz yumdukları için soruşturma talebi yapılacak.

AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Delegasyonu Başkanı Sergey Lagodinski konuşmasına “Hukuki bir konuyu egemenlik konusuna çevirmeli miyiz?” sorusuyla başlayan Lagodinski, buna cevabinin “hayır” olduğunu söyledi. “Türkiye AB’ye aday bir ülke. Bu durumda insan hakları konusu AB’yi yakından ilgilendiren bir konu. O yüzden takip etmeye devam edeceğiz. AB Komisyonu ve AB Konseyi’nin hukuk ve insan hakları konusundaki pozisyonunu AP olarak destekliyoruz. Önceliğimiz de bu konu olmalı. Eğer AB’ye katılım söz konusu ise Türkiye’nin iç mevzuları bizi ilgilendirir” dedi.

Türkiye üzerine somut baskı kurmakta AB olarak pek çok fırsat kaçırdıklarından da dert yanan Lagodinski, “sadece endişe duymakla olmaz, izlemekle olmaz, somut sonuçlar elde etmeliyiz. Baskı kurmalıyız ancak diyalog da bir yandan devam etmeli. Belki sert bir diyalog olacak ama yine de olmalı. İnsan haklarını gündemde tutarak ancak ortak bir geleceğe varabiliriz ” ifadelerini kullandı.

Avrupa Parlamentosu Türkiye raportörü Sanchez Amor “AB tek bir yumruk olarak hareket etmeli. Türkiye aday bir ülke olduğu için bu ülkeyi 3’üncü bir ülke gibi değerlendiremeyiz. Dolayısıyla müdahale etmekte meşruyuz. Pozitif bir gündem demokrasinin ilerlemesine bağlı” diyen Sanchez Amor sözlerine şöyle devam etti:

“Eğer AB değerlerini temsil ediyorsak tüm kurumlar bu değerleri temsil etmeli. AB konseyi realpolitik yaparak devam edemez. Konuşmak yeterli değil. Somut önerilerde bulunmalıyız. Somut ve hedef odaklı ifadeler kullanmalıyız. Genel ifadeler kullanmak ve bunları tekrarlamak bir sonuç vermeyecek.”


 

15 Kasım 2021 17:50
DİĞER HABERLER