"Türkiye'deki Covid-19'un kendine özgü genleri var, ilk virüs çok önceleri gelmiş"

Hürriyet yazarı Sedat Ergin Türkiye'deki COVID-19 hastalığına yol açan virüsün genetik yapısıyla ilgili Sabancı Üniversitesi'nde yapılan araştırmanın sonuçlarını paylaştı.
Ergin'in yazısından ilgili bölüm şöyle:

(...)

Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi öğretim üyesi Dr. Ogün Adebali’nin başkanlığında 7 araştırmacının imza attıkları ve TÜBİTAK’ın ‘Turkish Journal of Biology’ dergisi tarafından yayına kabul edilen bu çalışma ‘Türkiye’deki Sars-COV-2 Genomlarının Filogenetik (Soyağacı) Analizi’ başlığını taşıyor.

(...)

TÜRKİYE’NİN ÇEŞİTLİLİĞİ KENDİNE ÖZGÜ

 Araştırmanın kayda değer sonuçlardan biri, virüsün Türkiye’ye, ilk ‘pozitif’ COVID-19 vakasının 10 Mart tarihinde tespit edilmesinden çok daha önce geldiği sonucuna varılmasıdır.

Türkiye’de laboratuvar ortamında kayda alınan (EPI-ISL-428718) genomunun soyağacı incelemesinde köken itibarıyla virüsün Çin’de ilk ortaya çıktığı dönemdeki bir alt kümeye ait olduğu anlaşılmış. Çünkü genomun filogenetik pozisyonu soyağacının köküne yakın bir noktaya işaret ediyor. Buradan hareketle, virüsün atası konumundaki bir genom dizisinin Türkiye’deki varlığı COVID-19’un ülkeye erken bir aşamada geldiğinin işareti olarak kabul ediliyor.

Çalışmanın önemli sonuçlarından biri de şu: Soyağacındaki genom dizileri dört ana kümeye ayrılıyor. Türkiye’de saptanan genom örneklerine bu kümelerden üçünde de rastlanıyor. Araştırma, böylelikle Türkiye’deki genomların virüsün soyağacının geniş bir alanına dağılmış olduğu tespitini yapıyor. Türkiye’deki örnekler en çok dördüncü kümede yer alıyor. İlginçtir ki, İran, Fransa ve Danimarka da bu kümede kuvvetli görünüyorlar.

Araştırmacılar, ellerindeki mevcut genom dizilerinden yola çıktıklarında Türkiye’nin kümelere dağılım anlamındaki genel profilinin başka hiçbir ülkeye benzemeyen bir çeşitlilik taşıdığı sonucuna ulaşıyorlar. Türkiye kökenli genomlar aynı alt küme içinde başka ülkelerdeki akrabalarıyla kıyaslandığında bile çok daha fazla çeşitlilik gösteriyorlar. Özetle, virüsün Türkiye’deki genom profili diğer ülkelerden ayrılan kendine özgü bir durumu yansıtıyor.

İLK VİRÜS ÇİN’DEN

Araştırma, virüsün Türkiye’ye giriş hareketlerine bakıldığında, birçok bağımsız kaynaktan giriş yapıldığını anlatıyor. Sonuçlar, analiz edilen 30 genom dizisi içinde en eski girişin Çin Halk Cumhuriyeti kaynaklı olduğunu söylüyor. Yurtdışından diğer girişler arasında ABD, Avustralya ve Avrupa vurgulanıyor. Suudi Arabistan da bir diğer kaynak ülke olarak gösteriliyor. Suudi Arabistan ile iki şehir arasındaki bağlantıya dikkat çekiliyor. (Ankara’dan Suudi Arabistan’a, bu ülkeden Afyon’a.)

Avrupa kaynaklı girişler İstanbul’daki laboratuvarlarda izole edilen genom örneklerinde ortaya çıkıyor. Buna karşılık 30 genom örneği üzerindeki analiz virüsün önemli bir yayılma merkezinin Ankara olduğuna işaret ediyor. Anadolu’da beş şehirde (Konya, Nevşehir, Kastamonu, Balıkesir, Sakarya) tespit edilen genom örnekleriyle Ankara’da kayda giren genom dizileri ilişkili görünüyor.

Ancak araştırma Anadolu şehirlerine dönük yönelişleri göstermekle birlikte salgının İstanbul boyutuna yeterince ışık tutmuyor. Bunun nedeni, araştırma yapıldığı tarihte Sağlık Bakanlığı tarafından GISAID sisteminde erişime açılmış olan genom dizilerinin hepsinin de Anadolu’daki vakalardan elde edilmiş olması. O tarihte İstanbul’da yalnızca özel laboratuvarlardan üç genom dizisi sağlanabilmiş. Bir dizi de Erciyes Üniversiktesi tarafından paylaşılmış.

Nitekim araştırmacılar da sonuçların Türkiye’de İstanbul ağırlıklı olan vaka dağılımı (toplamın yüzde 60’ı) ile uyumlu olmadığını kabul ediyorlar. Virüsün Türkiye’de geçirmekte olduğu evrimi daha iyi anlayabilmek için laboratuvarlarda daha çok genom dizisi belirlenip analiz edilmesi gerektiğini vurguluyorlar. Türkiye’deki vakalar üzerinden daha çok genom serisi tespit edilmesi halinde İstanbul’un ana yayılma merkezi olarak belirmesinin yüksek bir ihtimal olduğunu kaydediyorlar.

10 Haziran 2020 10:45
DİĞER HABERLER