Taşgetiren ve onun şahsında müşarünileyh'e cevap
Sayın Taşgetiren, “Ne idiniz, ne oldunuz” başlıklı bir yazı kaleme almış ve cemaatin aynaya bakarak, “hala dini bir cemaat misiniz?” sorusuna cevap vermesini istemiş.
Madde madde bir cevabı çoktan hak etmişse de, demek ki vakti yeni gelmiş...
1. Sayın Taşgetiren, yakınlarından bildiğini söyleyerek örnek de vermiş: “Cemaatin cemaat olduğu dönemde, hayatlarında seher vakti uyanışları ve dualar, dualar vardı.” Mantığı kendi içinde önermesini de barındırıyor. Yani, demek istiyor ki, “Siz artık cemaat değilsiniz.” Bizim hayatımızda bu manada şükür ki değişen birşey yok, teheccüdlerimize ve dua vakitlerimize aynen, hatta duanın makbuliyeti için küllilik kesbetmesi adına daha büyük halkalar halinde devam ediyoruz. Değiştiğimize dair karineniz ve kriteriniz, ibadet-ü taatimiz, evradu ezkarımız ise, şükür ki biz bu konuda sabit kademiz. Dün nasılsak bugün de öyleyiz.
2. Nam-ı Celili Muhammedi’nin şehbal açması için, hiç durmadan yürüyoruz. “Çıktık bu yola, söz verdik Allah'a, dönersek namerdiz” diyerek yolumuza devam ediyoruz. Peki, önümüze engeller koyan, karşımıza kandan irinden deryalar çıkartanların, başka dinlerin veya temsil ettiğimiz değerlere fersah fersah uzak siyasi görüşlerin mensupları değil de, kendini dindar gören, toz konduramadığınız siyasi kadrolar olmasına ne diyorsunuz?
“Bir kişinin Allah’ı tanıması ve imana ermesi, üzerine güneşin doğup battığı her şeyden daha hayırlı” ise, şahsi ikbal ve menfaatleri adına, bu uğurda koşturanlara her türlü engeli çıkartmak isteyenlerin şer planlarına, şer kampanyalarına neden bugüne kadar bir kelime sarf etmediniz?
“Hakkın hatırı alidir ve hiçbir hatıra feda edilemez” ise, Hakkın hatırının sizce hiç mi kıymeti yok?
3. Diyorsunuz ki, “Bir metaformoz yaşandı. Bana denebilir ki, ama o başkalaşımı başkaları da yaşadı, onları neden yazmıyorsun? Onları da yazıyorum, onlar da yazılmalı, tahlil edilmeli, ama onlardan kastedilen siyasi kadrolar ise, siyasi kadroların başkalaşımı ayrı anlam ifade ediyor, bir ‘Cemaat’in başkalaşımı ayrı. Siyaset bir şekilde ikame edilebilir, ama yılların emeği verilen bir ‘Cemaat yapılanmasının başkalaşımı, son derecek dramatiktir.”
Hakkınızı teslim etmek lazım. Meseleyi tam da can damarından yakalamışsınız. Cemaatin başkalaştığını ispat için, “Siyasi kadroların başkalaşımı”ndan dem vurmuşsunuz. Siyasi kadrolarla kastedilen Erdoğan ve AKP ise, bu başkalaşımın ne olduğuna dair bugüne kadar ne yazdığınızı bir kez gösterin de, gör(e)meyen gözlerimiz açılsın. Cemaate bugüne kadar çok akıl verdiğinize, değerli tavsiyelerde bulunduğunuza, hatta Cemaatin Cemaat olmasının kriterlerini de bizatihi tespit ettiğinize göre, sizden rica ediyorum, siyasi kadroları “Emri bil maruf, nehyi anil münker” emrinin “kötülüklerden sakındırmak”la ilgili kısmı için neler yaptığınızı, bunu yapmak isteyenlerin başına neler geldiğini bir yazınızla duyursanız da bizi şad etseniz.
4. Hocaefendi’nin konuşmalarını da ince bir şekilde eleştirmişsiniz. Hakkınızdır, eleştirebilirsiniz, yerebilirsiniz. Cemaat mensupları bilirler ki, Hocaefendi de, nihayetinde bir insandır, hayatını “yaratılmışların en şereflisi insandır” fehvasındaki ideale göre yaşıyorsa da, hatadan ari değildir. Ancak, siz istiyorsunuz ki, hiç konuşmasın. Ama siz ve sizin gibi bu önermeyi yapanlar, aslında, demek istiyorsunuz ki, “eğer kişi din alimi ise, Hristiyanların ‘ruhban’ sınıfı gibi yaşasın, dünya işlerine karışmasın.” Az biraz siyer okuyanlar, bu düşüncenin İslamda yeri olmadığını bildiğine göre, size yine soralım, iktidarda çok sevdiğiniz R.Tayyip Erdoğan olmasaydı, bu yapılanları başkaları yapsaydı, acaba yine de “sussun” telkinlerinde bulunacak mıydınız?
5. Sırf O’nu sevdikleri, yolunu yol, istikametini istikamet bilip peşinden gittikleri için, koskoca bir camianın mensupları, Sizin o “başkalaşma”larının ikame edilebilir olduğunu söylediğiniz siyasi kadroların, her türlü hakaret ve iftiralarına, tehdit, şantaj ve sindirme eylemlerine maruz kalırken, Muhterem Hocaefendi neden sussun?
Dindar ve ehli kıble olduğunu söyleyen bir siyasi kadro, bu insanların hak ve hukukuna her türlü tecavüzü mübah görürken, Allah aşkına bırakın tek kelime etmeyi, ağzınızı açtınız mı ki, kalkıp da “susma”yı telkin ediyorsunuz...
Bilirsiniz, Mekkeli müşrikler, Müslümanlara boykot uygulamak için kapılarına çarpı işareti koymuştu. Hitler, İkinci Dünya Savaşı’nda, yahudi oldukları anlaşılsın diye yahudilerin göğsüne “Davut Yıldızı”nın takılmasını zorunlu kılmıştı. Çok kutsadığınız MİT’in fişlemeleriyle, “Paralelci” safsatasıyla bugün binlerce masum insanın hak ve hukukuna yapılan tecavüzün ne farkı var, söyler misiniz Allah aşkına?
Hadi diyelim, hayatınıza rehber etmediniz, ama “Bir ferdin hakkını, bütün insanlar için de olsa feda etmeyen” “Adaleti mahza” ilkesini hiç mi okumadınız? Bu haksızlığa karşı neden sesinizi yükseltmediniz?
6. Cemaat medyasına yönelttiğiniz “manevi unsur kalmadığı”, “tamamen negatif siyaset malzemesi ile dolu bir yayın muhtevası” eleştirinize gelince, şu anda yazdığınız gazete de dahil, havuz medyasının yalan, iftira, hakaret, alçakça haberlerle dolu muhtevası karşısında ne yaptınız ki, “Ben yahşi, herkes yaman, ben buğday, herkes saman” diyerek üst perdeden ayar verme hakkını kendinizde buluyorsunuz?
Havuz medyasındaki, siyaset meydanındaki, mikrofonun olduğu her mekandaki hakaretlerin değil binde birine, on binde birine bir yakınınız veya değer verdiğiniz bir insan maruz kalsa, çağları aşan “haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” mesajını yine kulak arkası mı ederdiniz?
Yoksa, “Allah için sevmekten” vazgeçtiğiniz bu insanlara yapılan bunca kötülüğü “önce elinizle; olmadı, dilinizle düzeltmeye” gücünüz yetmedi de, “kalben buğz” etmekle mi kifayet ediyorsunuz?
7. Gelelim “Tayyip Erdoğan ya da Ak Parti’ye vursun da, kim olursa olsun, herkesle buluşan bir yolculuk.” ithamınıza. Kimlerin kimlerle hangi konuda ve neden buluştuğu, Allah’tan hepimizin gözleri önünde cereyan ediyor da, biz hizmet erleri kendimizden şüpheye düşmüyoruz. Sırf cemaate vurmak için şeytanla bile ittifak yapacağını ispatlayan sanki başkaları da biz bilmiyoruz ve görmedik.
Hadi cemaate vurmak için Ergenekon, Balyozcularla muhabbeti; yüksek yargıda Perinçek’e özel kadrolar tahsis etmek gibi cürümleri bir kenara koyalım; uyuşturucu tacirleri, kiralık katiller ve tefecilerle ittifaktan medet uman yayınlara ne demeli?
8. Hocaefendi’ye sahte belgelerle pervasızca “mason”luk iftirası atanlara, “yeter bu kadarı da artık ayıp” diyebildiniz mi? Bu iftiraya inandığınız için mi susmayı tercih ettiniz, yoksa inanmadığınız halde iftiranın arkasındaki siyasi iradeyi bildiğiniz ve korktuğunuz için mi bir kelam etmediniz?
“Hocaefendi’ye ve Cemaate yapılan bu hakaretlerin, atılan iftiraların, tehditlerin, şantaj ve sindirme faaliyetlerinin; dünya çapındaki iman hizmetlerine zarar vermek için her türlü kumpas ve tezgahın faili sizlerin de çok yakından bildiği kadrolar değil de başkaları olsaydı; ya da onlar bu yaptıklarını Hizmete değil de mensubu olduğum camiaya karşı yapsalardı, acaba şimdiki gibi mi davranırdım, ne tepki verirdim?” diye aynaya bakıp kendinize hiç sordunuz mu?
Biz sıradan hizmet erleri, başkalarına ayna tutmaktansa, her gün aynaya bakıp, “nefsimize savcı” olarak kendimize binlerce soru soruyoruz.
Tavsiyenize uyup, bir kere de siz deneyin.
“Konuşanın yalnız hakikat” olduğunu umarım ki siz de göreceksiniz.
YAZARIN SON YAZILARI
ÇOK OKUNAN HABERLER

Namağlup Fenerbahçe Opet, Galatasaray Çağdaş Fakto...

Trump'tan İran'a 48 saat mühlet: 'Cehennem azabı ü...

Almanya’dan savaş hazırlığı: Erkekler 3 aydan uzun...

Uluslararası Basın Enstitüsü'nden Google'a mektup:...

Tutuklanan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Musta...


