Hidayet Karaca ve arkadaşlarına
Hidayet Bey ve yalanlara, hilelere, komplolara kurban giderek en temel insani hak olan özgürlükleri ellerinden alınmış bütün mağdurlara…
İnanıyorum ki içinde bulunduğunuz durumla alakalı olarak Allah’a karşı haşa ve kella ne bir kırgınlığınız ne de kızgınlığınız var. Aksine her şeyi O’ndan ve türlü celal ile cemali tecellileri bir bilen, Bir’den bilen insanlar olarak hamd ile oturup şükürle kalkıyorsunuzdur. Zaten taklidi iman merdivenlerini basamak basamak çıkarak tahkike doğru yol alamaya çalışan sizler gibi insanlara yakışan da budur.
İnanıyorum ki üzgünsünüz. Biz de üzgünüz. Üzgünlüğünüz ve üzgünlüğümüz Hz. Yusuf misali bir iftiranın mağduru olarak özgürlüğünüzün elinizden alınmasının yanı sıra bunun Müslüman olduğunu iddia eden birileri tarafından gerçekleştirilmesinedir. Evet, bu açından çok üzgünüz ama üzülmemeli diye düşünüyorum şimdilerde.
Neden mi? Şundan; Kur’an “Herkes karakterinin gereğine göre amel eder” buyuruyor. Şöyle de meal verebilirim; “Herkesin davranışı karakterini yansıtır.” Karakterlerinin, huylarının, mizaçlarının, terbiyelerinin gereğini hem de büyük bir iştahla yerine getiren insanlara ne diye üzüleceğim ki?
Farklı davranamazlar mı diyebilirsiniz? Tabii ki davranabilirler ama cüzî iradelerini devreye koymaları ve Allah’ın inayetini celp etmek için O’nun kapısının tokmağına dokunmaları lazım. Ben son iki yıldır yapılanlara bakınca ne o cüzî iradenin devreye girdiğini ne de O’nun inayetine sığınmak için herkese her daim açık olan o kapının tokmağına dokunulduğunu görüyorum. Neticesinin zarar ve hüsran olduğu bütün delilleri ile ortaya çıktığı halde hala yanlış yolda tam gaz “yola devam” diyen birilerine değil ama size şunu hatırlatırım: “Zarara kendi rızası ile girene merhamet edilmez.” Ne güzel bir derlemedir: “Merhamet-i İlahi’den öte merhamet, merhamet; O’nun şefkatinden öte şefkat, şefkat değildir.”
Fakat Müslümanım, ondan önce insanım, bu yapılanlar hem dinimize hem de insanlığımıza zarar veriyor; üzüntümüz bu açıdan diyorsanız, haklısınız. Üzülün. Hem de çok üzülün. Ben de üzülüyorum, bizler de üzülüyoruz; akl-ı selim sahibi herkes üzülüyor. Dilerim Allah’tan bu üzüntüleri fiili dua kabul eder. Eder de ne yapar? Onu bilemem. Bu safhada “Senin bizim halimizi bilmen, bizi bir şey istemekten müstağni kılıyor” demeyi tercih ederim.
Hidayet Bey
Ateşten bir gömlek giymiştiniz yıllar önce. O gömleğin ne zaman yakıcı hale geleceğini bilmiyordunuz. 124 gündür Silivri’nin dört duvarı arasında yaşadıklarınız, bu gömleğin yakıcı hale geldiğini gösterir mi? Belki evet, belki hayır. Önümüzdeki günlerin nelere gebe olduğunu bilmiyoruz. Belki çok daha çetin şartlar bekliyor bizleri. Belki de tam aksi; ferah feza bir bahar yoldadır, kim bilir? Allah bilir, biz bilmeyiz.
Bununla beraber inanıyorum ki şu an nispetler perspektifinde olumsuz diyebileceğimiz her türlü şarta rağmen “İyi ki zamanında o gömleği giymişiz. İyi ki zalimle mazlumun gece ile gündüz gibi birbirinden ayrıldığı hadiseler zincirinde zalimin değil mazlumun yanında yer almışız” diye hamd u sena ile coşuyorsunuzdur şimdi. İhtimal size misafir eden hapishanenin duvarları, Allah’a hamd u sena yakarışlarınızı dinliyordur her gece.
Hidayet Bey
İnanıyorum ki sizin de, mazlumiyet ve mağduriyet ufkunda birleştiğiniz arkadaşlarınızın da teselli ve tesliyeye ihtiyacı yok. Asıl teselliye ihtiyacı olan siz değil size o mahkumiyet kararını veren insanlardır. Ma’şeri vicdanda mahkum olmanın ötesinde kendi vicdanlarında da kendilerini mahkum etmiş o insanların teselliye ihtiyacı var. Var ama hiç bir teselli onları huzur ve sükûna kavuşturamaz. Baksanıza mahkumiyet kararını okurken mahkum ettiği insanın yüzüne bakamayan, bakışlarını muhatabından kaçıran hakimden bahsediyoruz. Sahi, neden bir hakim bakışlarını mahkumdan kaçırır ki? Tek bir cevabı var bu sorunun; mahkum masum, hakim suçlu olduğu için.
İsraf-ı zaman ve israf-ı kelamda bulunarak Rabbinizle aranıza girmek istemem. Rabbim yar ve yardımcınız olsun. Ama şunu lütfen unutmayın; ateşten gömleğin cilvesi sayılacak sıkıntıları çekerken yalnız değilsiniz. O gömleği bizler de giyiyoruz. Eğer gömlek değil de üzerinizde Kaf dağından daha ağır yük bulunuyorsa, o yükü hepimiz taşımaya çalışıyoruz. Unutmayın, 5 vakit namazının arkasından ismen sizleri zikredip her daim sizlere dua eden, duayı unuttuğu zaman da “Ben bugün arkadaşlarıma en büyük ihaneti yaptım” diyerek duasını katlayan yüzler, binler, milyonlar var arkanızda.
Kalın sağlıcakla...Selam ve muhabbetle...







